Evdeki düşman – Bölüm 5

Meltem, Sibel’in bu ani karar değişikliğine bir anlam verememişti. Damat iyi olunca kapris yapıyordu belli ki.

“Aman bana ne!” deyip vazgeçti üzerine düşünmekten.

Sibel, ise hem yol boyu hem de eve vardıklarında onunla göz göze gelmemeye, konuşmamaya özen gösteriyordu. Öfkesi içinde büyümeye devam ederken bir şey dese, Özlem’in söyledikleri gerçekleşirdi. Öfkeli de olsa sakin ve akıllı hareket etmek en iyisiydi her zaman.

Akşam başı ağrıdığını bahane edip odasına erkenden girdi. Sabah kadar her şeyi tek tek düşündü, ağladı. Aklına gelen en iyi çözüm durumu sadece amcasına açıklamak ve onun da bunu sır olarak saklamasını söylemekti. Ona açıklamak zorundaydı çünkü adamcağız onun iyiliği için bunca yıl elinden geleni yapmıştı ve şimdi yüzüğü atarken de ona bir açıklama borçluydu hem de nikah bu kadar yakınken. Bu açıklamanın da ikna edici olması gerekiyordu ve gerçek yeterince ikna ediciydi zaten. Üzülmesini istemezdi, söz konusu kendi kızıydı ama yine de gerçeği söylemeye karar verdi.

Mustafa akşam gelinliği seçip seçmediği konusuyla ilgili mesajlar atsa da hiç birine cevap vermedi. Aramalarını da açmayıp, ona döneceğini yazdı sadece. Bir şeyler olduğunu anlayıp da amcası ile konuşmadan çıkıp gelmesini istemiyordu. Meseleyi uzatmanın bir anlamı yoktu, ertesi gün amcası ile konuşacak, nişanı atacak ve bu evden mümkün olduğunca çabuk ayrılacaktı.

“Amcanın bunu içinde tutabileceğinden emin misin?” diye sordu Özlem gece yazışırlarken.

“Çok ağır bir yük farkındayım ama söz konusu olan onun torunları, herhalde onlara bir zarar gelsin istemez. Kararı ona bırakmış olacağım en azından, ister söylesin, ister söylemesin”

Sabah erkenden kalkıp işleri olduğu bahane edip dışarı çıktı. Meltem’i akşam kocası alıp gitmiş, Safiye hanımı da getirip eve bırakmıştı. Safiye hanım, Sibel’in gelinlik seçmediğini öğrenince, “Başka yere bakarsınız içine sinen bir şey olsun” dedi gülümseyerek. Kimsenin aklına işlerin ters gittiği gelmiyordu.

Seyfi bey de sabah erken kalkıp dükkana gitmişti. Sibel dışarıda fazla oyalanmadan amcasının dükkanına gitti hemen, bu konuyu evde konuşmaları mümkün değildi.

“Hayırdır kızım?” dedi amcası daha sabah evde gördüğü yeğenini kapıda görünce.

“Amca seninle bir şey konuşmam gerek” dedi Sibel mahcup bir sesle.

“Bir şey mi oldu, akşam demedin?”

“Evde konuşulacak konu değil amca, önce ikimizin arasında kalması için söz vermen gerek!”

“Allah Allah!” dedi Seyfi bey şaşkınlıkla, “Gir içeri daha kimse yok ben varım sadece!”

Sibel amcası dinlemeden ne diyeyim itirazlarına rağmen amcasından kimseye söylemeyeceğine söz aldıktan sonra, telefonundaki videoyu açıp izletti doğrudan. Seyfi beyin yüzü bembeyaz kesilmişti.

“Meltem mi bu?” diyordu sürekli.

Video sona erince, Sibel onun ellerinin titrediğini fark etti ve uzanıp sevgiyle tuttu bu yorgun elleri.

“Amcacığım, bunun seninle bir ilgisi yok. Meltem’in yaptığına ben de inanamıyorum ama burada tek suçlu o da değil. Ben nişanı atacağım. İzin verirsen de evden ayrılacağım. Ancak, eğer bu videoda olanlar duyulursa Meltem’in yuvası yıkılır ve çocuklar için zor bir hayat başlar.”

Seyfi bey izlediklerinin şokunu atlatamamış, şaşkın şaşkın yeğeninin yüzüne bakıyordu.

“Ne günah işledik de gördük bunları?” diye inledi.

“Amca! Bana söz verdin unutma kimseye söylemeyeceksin!”

“O Mustafa denen iti gözüm görmesin!” diye gürledi adamcağız bir anda, “Yüzüğü derhal atacaksın tabi! Meltem, Meltem!” dedi gerisini getiremedi.

“Amca çok ağır biliyorum ama sakin olman lazım. “

“Kızım nasıl sakin olayım. Bu nasıl bir kız olmuş böyle? Hiç mi terbiye, ahlak verememişiz biz bu kıza?”

Sibel diyecek söz bulamadı amcasına. Kalkıp bir bardak su getirdi. Seyfi beyin sakinleşmesi yarım saat kadar sürdü. Sonra ciddi bir yüz ifadesiyle yeğenine dönüp.

“Babandan kalan malları senin üzerine geçirecektim zaten. Bir an önce halledeyim. Banka hesabının da kartı var ama şimdi yanımda değil, onu da veririm. Git kendine bir daire al nereden istiyorsan, onun parasını da ben vereceğim, sakın babanın parası ile alma! Kızımın işlediği günahı affettirmez ama amcan olarak hiç değilse bunu yapmama izin ver!”

“Tamam!” dedi Sibel sakin bir sesle, “Hakkını helal et amca, bende öyle emeğin var ki! Seni böyle üzmeyi hiç istemezdim.”

“Kızım helal olsun, kardeşimin yadigarısın sen bana, suçu olan sen değilsin ki. Allah ıslah etsin bunları! Ne yapacağım bilmiyorum”

“Amca, Meltem’e söylersen olay büyür, bak ben vebali alamam. Ama sen babasın kararına da saygı duyarım.”

“Hiç anlayamıyorum, hiç!” dedi adamcağız dertli dertli.

Çalışanlar gelince, yeğeni ile çıkıp notere gittiler. İşlemleri yürütmek kolay olsun diye Seyfi bey malları üzerine geçirmişti, kardeşi ölünce. Yeniden Sibel’e devretmek için ondan bir vekalet aldı.

“Sen git düzenini kur bunlarla uğraşma ben halledeceğim, evi beğen ondan sonra gidip beraber halledelim” dedi gözleri dolu dolu. Düşündükçe yüreğine iniyordu iyice. Bu içte tutulacak bir öfke değildi ama yeğenin de söylediği gibi söylese bir dert, söylemese başka dertti. Kerem hemen boşanır, çocukları da alır bir daha göstermezdi haklı olarak.

“Ah Meltem ne yaptın sen?” dedi durdu kendi kendi bütün gün.

Sibel o akşam da eve dönmek istemediği için, otobüse atlayıp Özlem’in yanına gidecekti önce. Evi de oralardan almayı planlamıştı. Amcası sesini çıkartamadı. Noterden sonra otogara götürüp, biletini aldı, gözleri yaşlı uğurladı yeğenini. Zaten bir saatlik yol olduğu için ne zaman gerekse görüşebileceklerdi.

Bu aklı da Özlem vermişti, o evde acısını içine gömüp, rol yapacağına gelirse rahat rahat konuşurlardı. Mustafa da onu kesinlikle bulamazdı. Seyfi bey onun nereye gittiğini de kimseye demeyecekti. Olanlardan sonra saygı gösterip, Mustafa ile yüz yüze konuşmaya da gerek yoktu. Yüzüğü de amcasına teslim etmişti ayrılırken. Otobüs hareket edince telefonun çıkarıp, “Her şey bitti, beni bir daha arama.” yazıp engelledi Mustafa’yı.

Mustafa neye uğradığını şaşırdı mesajı okuyunca. Zaten akşam cevap vermemesinden huzursuz olmuştu. Gelinlikçi de Meltem ile olanlardan sonra Meltem’in hırsından ona her şeyi açıkladığını düşünüyordu. Sibel’i tekrar tekrar arayıp ulaşamayınca, hiç çekinmeden Meltem’i aradı doğrudan. Normalde birbirlerini hiç böyle arayıp riske girmemişlerdi.

Kayınvalidesi ve annesi ile evde oturan Meltem, arayanın Mustafa olduğunu görünce gerilip, bahaneyle içeri geçti.

“Pişmansın değil mi ama özrünü kabul ediyorum.” dedi arsız arsız.

“Ne halt ettin sen?” diye gürledi Mustafa doğrudan.

“Ne halt etmesi be?”

“Sibel bana her şey bitti diye mesaj atmış, ne söyledin ona?”

“A? Gerçekten mi? Annem bir şey demedi bana?”

“Cevap ver, ona ne söyledin?”

“A! Ne söyleyeceğim be! Hiç bir şey söylemedim. Senden sonra gelinlik buradan almayacağım vazgeçtim dedi, dönüp eve geldik!”

“Gördü o zaman bizi kesin!”

“Nasıl görecek canım ikimizde odadaydık, o içeri geldiğinde de ayrı ayrı yerlerde duruyorduk!”

“Niye bitirdi o zaman?”

“Ben ne bileyim. Oh iyi olmuş! Bana kaldın!”

Mustafa cevap bile vermeden kapattı yüzüne telefonu. Meltem’de yüzünden memnun bir ifadeyle dönüp salona geldi geri.

Televizyon her zaman ki gibi açık, kayınvalidesi ile annesi de her zaman ki gibi aynı programı izliyorlardı.

“Eniştesi ile kaçmışlar” diyordu sunucu kadın, “Allah belalarını versin!” diye bar bar bağırıyordu mağdur olan kardeş.

“Görüyor musun, bu da bir başkası, dünyanın çivisi çıktı.” diye mırıldandı annesi. Meltem hiç umursamadı bile, telefonunu çıkarıp oynamaya başladı.

(devam edecek)

Yorum bırakın