Evdeki düşman – Bölüm 4

Tam o sırada kapı açıldı ve nişanlısı içeri girdi. Sibel şaşkınlıkla gülümserken de aklı başından gitti telefonu odadaki masanın üzerine bir yere dayayıp bıraktı.

“Gelmeyecektin hani?” dedi romantik bir sesle. Mustafa telefonun açık olduğunu bilmediği için hazır da kimse yokken nişanlısını belinden kavradı ve dudağına küçücük bir öpücük kondurup,

“Dayanamadım.” dedi. “Yarım saatliğine kaçtım.”

İki aşık göz göze romantizm yaşarlarken kapı bir kısa bir süre sonra yeniden açılınca, toparlandılar. Gelinlikçi anlayışla gülümsedikten sonra, Sibel’e benzer bir kaç model de atölyeden getirttiğini, çıkıp bir bakarsa beğendiklerini alıp onları da deneyebileceğini söyledi. Gelinlikler atölyeden geldiğinde zaten odanın dışında olan Meltem de heyecanla onun peşinden gelmişti. Abiyelerden kendini alamadığı için Mustafa’nın geldiğini de görmemişti. Kapı açılıp onu da içeride görünce şaşırdı. Sibel gelinlikçinin peşinden çıkınca da o Mustafa ile odada kaldı. Kapı Sibel ve gelinlikçinin arkasından kapanır kapanmaz da, Mustafa’ya doğru yürüyüp onu gördüğüne ne kadar mutlu olduğunu belli etmek istedi ve bir ana gidip dudaklarına yapıştı, “Keşke geleceğini önceden söyleseydim aşkım!” diyerek.

Mustafa gelip bedenine yapışan Meltem’i tutup geri itti korkuyla, “Ne yapıyorsun, sana bunun artık devam edemeyeceğini söyledim. Evleniyorum ben artık, karımı da seviyorum”

“Şimdi mi aklına geldi onu sevdiğin” dedi Meltem öfkeyle, “İki ay önce beni kollarına alırken böyle demiyordun”

“O zaman başkaydı, zayıf anıma denk geldi. Herkes böyle boşluklar yaşar. Sen de ben de bir hata yaptık. Artık son vermeliyiz’!”

“Boşluk mu iki ay süren boşluk mu olur? Sen beni ne sanıyorsun?”

“Sen beni ne sanıyorsun? Sözlü olduğumu biliyordun, eninde sonunda Sibel ile evleneceğimi de biliyordun! Sana bir vaatte bulunmadım ben!”

“Ben senden nikah mı istedim şimdi?” dedi Meltem gözlerini açarak, “Hoş geldin diyorum sadece, ne bu kadar abartıyorsun anlamadım?”

“Bu ortaya çıkarsa senin iki çocuğun var yuvan dağılır, benim de yuvam kurulmadan yıkılır. Göremiyor musun? Bu artık devam edemez bu sana defalarca söylediğim halde, devam ettiği yanılgısını yaşayan sensin. Ben sana zarar vermeye çalışmadım, çalışmıyorum da, hepimiz için en doğru olanı söylüyorum ama anlamak istemiyorsun. Kuzeninle evleniyorum, biz artık aynı aileden oluyoruz!”

“İki ay önce de bu şartlar vardı. Kimi kandırıyorsun sen? Ben olmazdım başkası olurdu. İnsanı iyi hissettiriyorsa bir şey iyi hissettirdiği için devam eder.”

“Madem fark etmiyor ben ya da başkası git başkasını bul o zaman!”

“Bulurum!” dedi Meltem hırsla, “Ama şimdi sen buradasın ve daha nikah da kıyılmadı değil mi? Niye olan zamanı boş geçelim!” diyerek bir kez daha hamle yaptı Mustafa’ya doğru ama Mustafa yine onu geri iterek odanın uzak köşesine kaçtı. Tam o sırda kapı açılıp içeri Sibel girince de, “E damadı sana teslim ediyorum gidip kıyafetimi seçeyim.” diyerek gülümsedi ve odadan çıktı Meltem.

Mustafa’da olanlardan sonra daha fazla kalmasının riskli olacağını düşündüğü için artık dönmesi gerektiğini söyleyip, nişanlısının getirdiği iki yeni gelinliğe göz ucuyla baktıktan sonra çıkıp gitti aceleyle.

Özlem önce gelinlikleri aynanın karşısında üzerine tutup gülümsedikten sonra bıraktığı telefonu hatırlayıp, odanın içinde aranırken gördü masanın üzerinde. Gelin çiçeklerinin üzerine bırakıp çıkmıştı.

“Ay Özlemcim kusura bakma seni unuttum” diyerek eline alınca arkadaşının yüzündeki tuhaf ifadeyi fark etti.

“İyi misin sanın mı var yoksa?” dedi hemen.

“Yok!” dedi Özlem tuhaf bir sesle, yüzü o kadar garipti ki Sibel iyice endişelendi.

“Özlem neyin var?” dedi heyecanla yeniden, “Kocanı ara kapat telefonu, hemen bir hastaneye gidin!”

“İyiyim ben!” dedi Özlem, “Yani bana bir şey olmuyor merak etme!”

“Bu halin ne o zaman?”

“Sibel sana bir şey demem gerek!” dedi sonra sesi titreyerek.

“Ne demen gerek!”

“Yani nasıl denir bilmiyorum ya da hiç söylemesem mi?”

“Ne oluyor sana ya? İki dakika gelinlik bakmaya gittim alın al morun mor olmuş, söylesene?”

“Sibel, sen en iyisi telefonu kapat, ben zaten kaydediyordum bir taraftan sana atacağım videoyu izle ama sonra hemen beni ara tamam mı?”

“Tamam!” dedi Sibel bir şeyler sezmişti ama anlam veremiyordu.

Videonun yüklenmesini beklerken gergin gergin dolandı ama seyrettikten sonra artık adım atmayı bile unutmuş donup kalmıştı olduğu yerde. Ne düşüneceğini, ne diyeceğini bilemez haldeydi. Ne izlemişti az önce böyle? İki ay, Meltem ve Mustafa. Şaka bile olamayacak kadar berbattı. Mustafa kendi ağzıyla olduğunu söylüyordu. Şimdi artık olmaz diyordu. Yani neredeyse sözden beri!

“Aman Allahım!” diyebildi sonunda. Bilinçsizde kapıya yürüdü, sonra geri döndü, aynada ilk giydiği gelinlikle kendini gördü, elinde telefon tam bir aptal olduğunu düşündü.

Bir kez daha “Aman Allahım!” derken telefon çalınca sıçradı, arayan Özlem’di.

“Özlem ben ne yaşıyorum lütfen yanlış anladığımı söyle!” dedi acıyla.

“Aynı şeyi ben de hissettiğim için kendin izle dedim.” dedi Özlem ağlayarak. O ağlayınca Sibel’de ağlamaya başladı.

“Ne yapacağım şimdi ben!”

“Öfkeyle söylenecek çok söz var da, amcan var, ailen var, nikaha çok az vakit var. Benim hiç bir şey söylemem doğru olmaz! Buna sen karar vereceksin!”

“Neye karar vereceğim, her şey ortada!” diye bağırdı Özlem elinde olmadan, şaşkınlık yerini öfkeye bırakıyordu yavaş yavaş.

“Şimdi hemen buradan çıkıp gideceğim ve bir daha ne o kadını ne de o adamı görmek istemiyorum. Adlarını bile ağzıma alasım kalmadı. Bu nasıl olabilir?”

“Vallahi bilmiyorum ama olmuş işte, Allah’tan nikahtan önce gördün bir de oradan bak!”

“Doğru diyorsun, verilmiş sadakam varmış. Ama görecekler!” dedi hırsla.

“Dur önce bir sakin ol tamam mı? Şoktasın!”

“Neye sakin olayım ya? Baya aptal yerine koymuşlar beni görmedin mi? Arsızlık da tavan? Herkese göstereceğim gerçek yüzlerini”

“Sibel, bak karnımda bebeğim var. Kimsenin günahına girmek istemiyorum. Kuzeninin ikiz bebekleri var. Bunu ortaya dökersen, yuva yıkarsın, o bebeklerin günahını alırız!”

Sibel durdu, arkadaşının sözlerine, “Tamam! Duruyorum ama aklım durmuyor!” dedi sonra yine öfkeyle.

“Akıl durmaz, ama sakince düşünüp en doğru kararı vermelisin.”

“Ne yapayım görmeze mi geleyim yani?”

“Hayır ama en az zararla atlatmaya bak en azından!”

“Nasıl? Zararı zaten görmedin mi?”

“Hayır aslına bakarsan daha büyük zarardan döndün! O yüzden sakinleş. Devam et demiyorum o senin kararın ama açıkçası demiyorum! Ama birden bire ortaya çıkar bağırıp, çağırırsan, bunun veballi sonuçları olur!”

“Bebekler!”

“Aynen öyle! Onlar günahsız, kocası da çok iyi adam sen hep diyorsun! Yani sen Mustafa’yı terk edersin biter. Ama onlar için başka bir hikaye yeniden başlar ve bu da pek iyi bir hikaye olmaz!”

“Off!” dedi derin bir nefes alarak Sibel, “Tamam doğru söylüyorsun, en çok iki aydır aptal durumuna düştüm hepsi bu. Bu kadar zarar vermeye değmez. Önce kendi kısmımı halledeyim!”

“Evet, çok üzgünüm gerçekten. Buna neden olduğum için de ayrıca üzgünüm, yanında olamadığım gibi bir de buna neden oldum. Allah affetsin!”

“Delirdin mi sen? Sen beni daha büyük bir beladan kurtardın. İyi ki varsın ve iyi ki gördün. Tamam şimdi sakinleşeyim. O salak içerde!”

“Evet şimdilik bir şey belli etme, Mustafa ile konuş önce.”

“Nişanı atınca amcama açıklamam gerek!”

“Doğru. Sen Mustafa ile konuş önce, o kısmı da düşünelim sakinleşmiş de oluruz!”

“Tamam!” dedi Sibel, telefonu kapattılar. Hızlıca gelinliği çıkardı üzerinden aynada yüzünü gözünü toparladı ve dışarı çıkıp kuzenini buldu. Kendini çok zor kontrol etse de, “Başka yerlere de bakalım abla!” dedi normal konuşmaya çalışarak, “Yoruldum da ben! Gidelim şimdi başka zaman devam ederiz!”

Meltem hiç bir şey anlamadan baktı yüzüne, “Ederiz de! Hepsini ne çabuk giydin çıkardın!”

“Ne bileyim odada bakınca hoşuma gitmedi haydi gidelim!”

“İyi gidelim!” dedi Meltem. Birlikte çıkıp eve döndüler.

(devam edecek)

Yorum bırakın