Evdeki düşman – Bölüm 3

Sibel de arkadaşı yanında olsun isterdi. Meltem’e minnettardı elbette, onca zaman kuzen oldukları dönemsel de olsa aynı evde yaşadıkları halde aralarında ne bir derin sohbet ne de duygusal bağ kurulmamıştı. Yine de ikiz bebeklerini dahi bırakıp şimdi onun ihtiyaçlarına yardımcı olmak için tıpkı bir ailede olması gerektiği gibi yanında olmaya karar vermişti.

Sibel’in nişanlısı Mustafa da en az Kerem kadar iyi bir delikanlıydı. Ailesi varlıklı, düzgün insanlardı, çevrelerinde de olumsuz konuşan kimse yoktu. Tabi kıskançlar her zaman her yerdeydi ama çoğunluk ailenin de delikanlının da çok düzgün insanlar olduğunda hemfikirdi.

Özlem’den sonra Sibel’in hayatındaki en büyük destek olmuştu. Hikayesini biliyordu, ailesine de anlatmıştı. Onlar da boş durmamış Sibel’i soruşturmuşlardı yine de. Artık çevre o kadar kötülemişti ki, hani eskilerin dediği gibi para ile iman kimde belli olmuyordu. İyisi mi araştırıp soruşturup temkinli olmaktı. Sibel ve amcasının ailesi içinde çok iyi sözler duydular. Hele Sibel’in başına gelenlere rağmen azmi, başarısı ve düzgünlüğü dillere destandı. Güzeldi de her şey bir yana. İki ailenin de kafalarındaki damat ve gelin imajı karşılanmış, onaylar verilmişti özetle.

Zaten, Mustafa, Sibel’i ikna edene kadar epeyce uğraşmıştı. Okuyup, bir baltaya sap olmayı hem rahmetli ailesi hem de ona kol kanat gerek amcasına borç sayan Sibel’in okurken, aşkla meşkle işi yoktu. Ancak mezuniyete yakın Mustafa’nın vazgeçmeyen tavrı, ilgisi, vefası derken o da artık direnmenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştı. İnsan hem ailesiz, hem de var olan ailesine uzak olunca destek ve sevgiye meylediyordu ister istemez. Mustafa da Sibel’in aradığı tüm güveni ona vermişti. Tabi ilişkinin detaylarını amcası değil Özlem biliyordu asıl.

İki arkadaş hep hayal etmelerine rağmen böyle güzel süreçlerde birbirlerinin yanında olamıyorlardı maalesef şimdi. Ama Sibel buna kendince bir çare üretmişti, olabildiğince süreçleri video çekerek ya da canlı yayın yaparak arkadaşına yansıtacaktı. Böylece o da sürecin içinde gibi hissedecek, evde yatmak zorunda olduğu bu dönemde de kendini hiç yalnız veya dışarıda hissetmeyecekti.

Mustafa’nın ailesinin gelip istemesinden başladı videolar. Olayın kahramanı olduğu için bu anları canlı yayınla izletmesi imkansız olduğundan, çekilen videolarla arkadaşıyla paylaşmıştı. Ondan öncesinde hazırlık aşamalarında, kuaförde, elbise seçerken hepsinde Özlem ekrandaydı zaten. Kıyafeti de beraber seçmişler, saç modeli, makyaja da beraber karar vermişlerdi.

Özlem arkadaşının bu özverisinden o kadar mutluydu ki, zaten Allahın izniyle mutlu sonla bitecek bu zor süreci hem onun sayesinde neşeyle atlatıyor, hem de gerçekten yanındaymış gibi hissediyordu.

Meltem, alışverişlerde kuaförde, çeyiz hazırlıklarında Sibel’in sürekli yanındaydı. Hatta evden kaçmak için Sibel’in halledemediği işleri bile hallediyordu. Yaşayacakları evi ararken, eşya beğenirken bazen yanlarında bazen internetten bulduğu şeylerden göndererek kendini oyalıyordu.

Mustafa, hem Özlem gibi bir arkadaşı hem de Meltem gibi bir kuzeni olduğu için müstakbel karısının çok şanslı olduğunu düşünüyordu. Özlem psikolojik, Meltem de fiziksel desteği veriyor ikisi tek bir kişi gibi birbirlerini tamamlıyorlardı.

Mustafa’nın ailesi isteme, nişan bir arada gelip gittikten sonra Meltem ikisinin yerine de işlere dört elle sarıldı. Mustafa işe girmiş çalışıyordu. Sibel de iş görüşmeleri yapıyor kurulacak evliliğin maddi bağımsızlığı için gerekenleri halletmeye çalışıyorlardı. İki aile varlıklı da olsa, kendi düzenlerini kurmaları gerekti. Hele ki Meltem gibi çocukların dahil olduğu hayatı da gördükten sonra Sibel bu kısmın daha da güçlendirilmesi gerektiğine inanmıştı. İki kişinin bir evde yediği, içtiği değildi konu, gelecekti asıl olan. Ailelerin varlıkları da garantiydi elbette ama sırtlarını ona dayayıp hayat kuramazlardı.

Çok akıllıydı Sibel işte amcası hep diyordu, ayakları yere basmak böyle olurdu. Yengesi de, yengesinin dünürü de aynı fikirdeydiler. Bu zamanda böyle kızlar, erkekler kalmış mıydı? Demek ki yetiştirince oluyordu ama aileler yozlaşmıştı işte televizyonlar bangır bangır her gün veriyordu. Nesiller de böyle böyle bozuluyordu.

Sibel’in başından beri takdiri sürüp giderken, özverili halleri ile o da son dönemde kendi ailesi, kocasının ailesi, Kerem’in ailesi tarafından takdirle karşılanmaya başlamıştı. Nihayet geçici de olsa aradığı ortamı yakalamış, nefes aldığını hissediyordu. Geçici olduğunu bildiği içinde herkesin özveri sandığı kısmına değil aldığı keyfe odaklanıyordu. Çünkü nikah kıyılınca aynı döngünün içine geri dönecekti. Kendi süreçlerinden bile bu kadar keyif almamıştı açıkçası, tabi çok memnundu, prenses gibiydi ama şimdi dışarıdan sürece dahil olmak daha zevkliydi, sorumluluğu azdı bir kere. Tavsiye eden pozisyonunda duruyordu, yönetmiyordu. Geziyor, tozuyor, güzel şeylerle ilgileniyordu. Sevabı da cabasıydı. Ne iyi etmişti de evlenmeye karar vermişti bu Sibel.

Amcası annesi babası olmayan Sibel’in nikahından önce anlı şanlı nişanı da olması gerektiğine karar vermişti. Kendi kızına yaptığı gibi Sibel’e de nişan yapacaktı. Sibel gerek yok dese de, baban sağ olsa yapardı, kardeşimin emanetisin ne gerekiyorsa yapılacak deyip kestirip attı. Evde takılan yüzükler söz sayıldı, böylece harıl harıl nişan hazırlıkları başladı. Mustafa’nın ailesi zaten düğün yapacaktı bu da amcasından olsundu.

Aileler ayrı, gençler ayrı çok iyi anlaşıyorlar, çok şükür bir pürüz çıkmadan her şey hoş görüyle karşılanıyor tıkır tıkır işliyordu. Zaten evliliğin sağlam olacağı buralardan belli olurdu. Meltem ile Kerem evlenirken de böyleydi, işte şimdi o yüzden aynı şekilde devam ediyordu. Dünürler anlaşıyor, iş birliği yapıyor, çocukların yükünü alıyorlardı. Karı koca birbirlerini seviyor varlık içinde yaşıyor ve mutlulardı. Allah kem gözlerden korusundu. Neler oluyordu neler?

İşin içine bir de nişan girince, Sibel’in, Özlem’e yansıtacağı sahnelerde çoğaldı. Sözde giyilen elbise olmazdı artık nişanda, yeni elbise, yeni saç modeli, başka hazırlıklar gerekti. Nişan salonda olacaktı. E modaydı şimdi öyle halayla bitmiyordu iş, salonlar kırk bin çeşit etkinlik öneriyordu. Danslar, şovlar, kıyafetler, temalar. Sibel zaten gösterişi sevmiyordu amcası da kırılmasın diye en sade ne plan varsa onu seçmişti. Akıllı kızdı zaten, gösteriş meraklısı da değildi. Allah var Meltem’in nişanı da öyle olmuştu. Zaten abartmaya da gerek yoktu. Eş dost akraba davet edilip, mutluluk paylaşılacaktı, bunu bir sahne şovuna çevirmeye, millete gösteriş yapmaya da hiç gerek yoktu. Gelenek neyse o. Çocuklar mutlu olsundu önemli olan. Artık öyle salon nişanı kalmadığı için de en sade ve az şovlu olan seçildi. Nişan yapılırken kına da işin içine sokuldu böylece şov yerine kına etkinliği daha iyiydi. Dansçı kızlar falan yine vardı ama geleneğe uygun davranılacaktı, Meltem de olduğu gibi, fazlası ya da azı değil. Keşke anası babası da kızlarının bu güzel günlerini görselerdi ama kısmet olmamıştı işte.

Telefon kameraları, nişan öncesini de, nişanı da mümkün olduğunda Özlem’e yansıttı. Özlem hem izledikçe mutlu oluyor hem de orada olamadığı için hayıflanıp duruyordu. En olması gereken zamanda o da başka bir sürecin içindeydi. Aynı şekilde koşturmaktan Sibel de onun yanında olamıyordu ama neyse ki hepsi hayırlı şeylerdi, hayırla da sonuçlanırdı inşallah.

Aylar süren hazırlıkların sonunda gelinlik provası günü geldi. Sibel sabah erkenden Meltem’le birlikte gelinlikçiye gitti. Özlem yine görüntülü konuşma için hazırdı. Küçük ama şık bir prova odasında seçilen gelinlikler askıya asılmıştı. Sibel birini giyip kamerayı açtı. “Nasıl?” diye sordu. Özlem telefonda heyecanla yorum yapıyordu.

Mustafa düğünden sonra fazladan izin kullanmak istediği ve iş yeri de yoğun bir dönemde olduğundan gelinlik provasına gelememişti. Bu o kadar da mantıkla alınan bir karar değil, mecburiyet olduğundan da çok üzgündü. Adette olmasa da Sibel teselli olsun diye gelini düşünden önce görmek uğursuzluk getirir gibi açıklamalar yapıp onu hem teselli etmeye, hem de güldürmeye çalışıyordu. Napalımdı, nasılsa bir ömür birlikte olacaklardı, Allah razı olsun Meltem vardı, Özlem de vardı, tek başına da değildi. Ayrıca satın alma yerine dikilmesi gerekirse zaten başka provalar da olacaktı. Şimdilik bakmaya gidiyorlardı. Karşılıklı anlayış, hoş görü olunca her şey aşılırdı.

Özlem telefonda arkadaşının giydiği gelinliği incelerken, Meltem de dışarda kendine düğünde giyeceği abiye bakıyordu. Sibel abla ben giydikçe seni çağırırım sen kendine de bak demişti. Böylece rahat rahat görüntülü konuşma açıp, serbestçe arkadaşı ile de konuşabileceklerdi. Ne kadar da Meltem yanında olsa, sırdaşı olan Özlem’di. Ona kalbini açmıyordu.

Özlem arkadaşını daha ilk gelinlikte, beyazlar içinde görünce hamileliğin de verdiği duygusallıkla ağlamaya başlayınca, Sibel, provayı bırakıp telefonu eline aldı ve onu teselliye başladı.

(devam edecek)

Yorum bırakın