“İşte böyle” diye iç geçirdi Sema yeni erkek arkadaşına anlatırken.
“Nasıl işte böyle? Ailesi ne oldu Ayşegül’ün, evlenmediler mi?”
“Ha o mesele? Evlendiler, çok da mutlular. Tanışınca kendin de göreceksin zaten.”
“Ayşegül’ün ailesi gerçekten ortaya çıkmadı yani”
“Çıkamadı” diyelim.
Gülümser hanım, kızıyla o mahalleden gitmiş olsa da, güvendiği ve haberleştiği ahbapları vardı. Normalde Ayşegül’ün ailesi ile ilgili bir soru sormuyor, kendi hayatlarından haberleşiyorlardı. Ama aynı mahallede olanları, bilenlere anlatmak diye bir alışkanlık vardı maalesef.
Mesut’un İstanbul’a ilk gelişinin ardından, Gülümser hanımı arayan ahbabı, ailenin oğullarının kullandığı bir arabayla kaza yaptıklarını haber verdi. Oğlan kaza yerinde, anne ve baba da hastanede bir süre kaldıktan sonra vefat etmişlerdi.
“Hadi ya!” dedi Sema’nın arkadaşı irkilerek, “Fena olmuş!”
“Evet. Yani insan oh olsun diyemiyor böyle bir durumda. Annem epeyce sarsıldı duyunca. Ayşegül’e hiç bahsetmeme kararı aldık. Hayatının en mutlu günlerini yaşıyordu. Ailesinden bilinçli ayrılmak başka şey bu başka bir şeydi”
“Evet etkilenirdi ister istemez!”
“Annem kızın vicdanını zorlamayalım dedi. Haklıydı da. Ayşegül yapısında bir kız kendini sorumlu tutabilirdi böyle bir olaydan.” diyerek derin bir iç çekti Sema.
“Annenin karşısına çıkmak korkutmaya başladı aslında beni!”
“Merak etme, ona bayılacaksın. Ayşegül ve Mesut’la tanış önce, hele o tatlı bebişi gör yersin!”
Sema’nın gözleri uzaklara daldı sonra. Ayşegül ve Mesut istemenin ardından çok geçmeden evlenmişlerdi. Ayşegül üniversiteye başladığında evli bir kadındı. Dört yıl boyunca hem okudu, hem çalışmaya devam etti. ustası üniversiteli olacağı için mesaisini akşama çekti. Evlilik için zor bir mesaiydi ama kocası Mesut olunca gayet güzel idare ettiler. Mesut her akşam gelip karısını iş yerinden aldı. Diploma almasına altı ay kala da hamile olduğunu haber aldılar.
Geçen dört yıl boyunca Sema’nın hayallendiği gibi Mesut’un ortağı ile aralarında bir elektrik olmadı. Zaten öğrenildi ki onun üniversiteden beri görüştüğü biri zaten vardı. Ama bu kısmı erkek arkadaşına anlatmadı zaten. Bir şaka olarak söyleyip geçmişti sadece.
Şimdi karşısında oturan adam işyerinden tanıştığı biriydi yine ama aynı yerde çalışmıyorlar, temsilci olarak arada sırada geliyordu. Zamanla aralarında yakınlık oluşunca dışarıda da görüşmeye başladılar. Sema artık yirmi dokuz yaşındaydı ve doğrudan olmasa da Gülümser hanım başında boza pişirmeye başlamıştı çoktan. Arkadaşının da yaşı otuz ikiydi ve o da hayata geç kalmak istemiyordu artık. Bu yüzden birbirlerini bulmuşken, uzatmanın bir anlamı olmadığına karar vermişlerdi çoktan. Sema annesinden gizlememişti zaten bu kez. Ayşegül’ün yoğunluğundan da tanıştırmaya fırsatı olmamıştı sürekli bahsetse de.
Aslında Ayşegül’ü anlatırken kendi hayatını da anlatmıştı arkadaşına, doğrudan anlatılmıyordu bazen can yakan şeyler. Ayşegül üzerinden hikayeleştirmek daha kolaydı. Evet her şey olabildiğince iyi olmuştu herkes için ama geçmiş geçse de orada duruyordu bir şekilde. Ağabeyi babasının kopyası olup evlenmişti zaten. Gülümser hanım evden ayrıldıktan sonra bile ona ulaşmayı denemiş ama öyle sert bir cevap almıştı ki, üzüntüden uyuyamamıştı iki gün. Sema da yasaklamıştı bir daha aramasını. Aramış mıydı yine de bilmiyordu. O da Ayşegül gibi saftı biraz. O da bunca yıl kendini akıllı saydıkça duvara toslamıştı defalarca. Yine de Gülümser annesi ve Ayşegül vardı her zaman yanında ve her zaman da olacaktı.
İşte kendi masalının eşiğindeydi o da şimdi. Ayşegül artık resmen aşçı olmuştu çok daha büyük bir restoranda, bebeklerine Gülümser hanım bakmak istemişti ele gelene kadar. Sema o süre boyunca tek başına kalmıştı yine. O dönemde gelişmişti bu ilişkide aslında. Gülümser hanım bir iki ay sonra dönecekti. Bebeğin bakımını da Mesut’un annesi ve babası devralacakları. Torun haberi gelince evlerini kapatıp gelmişlerdi hemen İstanbul’a.
“Sen de ister misin orada yaşamayı” diye sordu Sema’nın arkadaşı o düşüncelere dalıp gitmişken.
“Ne? Şaka mı bu?” diye çıktı Sema’nın ağzından, “İsterdi tabi, hem de çok isterdi. Annesi zaten hazırdı ona göre yer değiştirmeye.
Zaten Ayşegül ve Mesut ile tanışmaya gideceklerdi beraber. Gülümser hanımın yanına gitmekti tabi görünüşte olay ama planı böyle yapmışlardı ikisi. Sonra da annesiyle tanıştıracaktı Sema.
Ayşegül’ün restoranında oldu tanışmaları, Gülümser hanıma sonra söyleneceği için evde buluşmadılar. Ayşegül yeni tanışsa da, Sema’nın arkadaşı yıllardır tanıyor gibi hissetmişti onları görünce. Sema’nın anlatımından mı bilinmez ama bir masalın parçası olmak üzere gibi hissetmişti garip bir şekilde. O akşam Gülümser hanıma nasıl söyleneceği nasıl tanıştırılacağı planlandı hızlıca ve ertesi akşam hemen gerçekleşti plan.
Sema’nın masalı başladığında, hep birlikte İstanbul’dalardı artık. Şehir değişmiş, hayatlar değişmiş, geçmiş geçmişte kalmış kendi masallarını yazmış, yaşıyorlardı sonunda.
Hangi masal tatlı başlardı sahiden. Mutlu başlasa masal olur dinler miydik? Belki masallar yanıltmıştı bizi de mutlu olmak için önce zorluklar aşılsın sanıyor ya da zorluk aşılıp mutlu olunca masal oldu sanıyorduk kim bilir?
Mutlu sonla biten hikayeleri seviyorduk hepimiz, hayat bizden almadan mutlu olunabildiğini öğretmek için masalları güncellenmek gerekiyordu belki de artık. Filmleri, hikayeleri hepsini.
Her masal mutlu başlayıp, mutlu bitse gülümser miydik yine bu hikayenin sonundaki gibi?
SON