Mesut otele döndüğünde ayakları yere bile basmıyordu neredeyse, gelirken yol boyunca o kadar korkmuştu ki acele ediyor olmaktan ve bu acelesi yüzünden ret edilmekten. Her ne kadar altı aydır konuşuyor olsalar, samimi olsalar bile konu duygulara hiç gelmemiş ve Ayşegül’ün ne hissettiğini de doğrudan çözememişti. Sadece onun sıcak sohbeti ve olaydan sonra da bağı koparmamak istemesi ve hastanede son görüşmelerinde söylediği o bir cümleden cesaret alıp gelmişti buralara. Aslında babası cesaret vermişti bir de.
“Eğer bunu açılmadan içinde büyütmeye devam edersen, duyguların, uzakta birine ulaşamamak ile beslenecek ve sağlıklı bir hâl almaktan çıkacak. Madem şimdi böyle hissediyorsun o aman git söyle. Seni geri çevirse bile bilinmezlik içinde olmazsın, ayrıca belki ileride yeniden karşılaşır farklı düşünürsünüz”
Mesut’un duygularının sağlıksız bir yöne evrilmesi gibi bir endişesi yoktu elbette her aşık gibi ama zaten işi için gündemde olan İstanbul planı da varken, babasının sözleri harekete geçmesini kolaylaştırmıştı sadece. Annesi sessiz bir kadındı ama babasıyla aynı görüşte olduğunu söylemişti zaten. Ayşegül’ü görmemişti ama oğlunun anlattıklarından içi ısınmıştı nedensizce ve oğlunun seçimlerine de güveniyordu. Tanışma şartları yüzünden böyle hissediyor olabileceğini de düşünüyordu babası, belki de şartların getirdiği koşullar yüzünden yaşananları gereğinden fazla anlamlandırıyordu. Her ne olursa olsun bunu çözmenin yolu gidip kızla konuşmaktı. Bekledikçe daha iyi olmayacaktı ikisi içinde.
O da haber beklediklerini bildiği için anne ve babasını aradı odaya girince. İkisine birden heyecanla anlattı olanları, ona düşünmek için fırsat verdiğini de söylemişti. Ne kadar şaşırıp, duygusallaştığını ve bu olurken ne kadar tatlı olduğunu da söyledi biraz utanarak.
“Kızı bunaltma” dedi annesi, “O da kendi için en sağlıklı kararı versin”
“Yok bunaltmam merak etme, yarın onun aramasını mı beklemeliyim baba?”
“Anlattığın yapıda bir kız arayamaz sen arayacaksın” diye araya girdi annesi hemen, “Zavallı zaten zor bir süreç yaşıyor, seni dayanak olarak da görebilir. O yüzden ikiniz içinde en iyisi düşünmeye fırsat tanımak, ararsın, bakarsın konuşmasına zaten, geri çekiliyorsa düşünmek istiyordur değil mi?”
“Evet. Allahım inşallah öyle yapmaz!”
“Sen de çok uzatma kalma işini” diye güldü babası.
“Ablan dedi ki, o kesin nikahı kıyar gelir oradan!” dedi annesi de gülerek, arayınca gittiğini anlatıvermişlerdi hemen ona da.
İkisini de uyku tutmadı yatar yatmaz. Yüzlerinde kocaman bir gülümse ile tavanı seyrettiler bir süre, arada mesaj var mı diye telefonlarını kontrol ettiler ama bir şey yazmadılar.
Ertesi sabah Mesut’un yapacak çok işi olmadığı için hemen çıkmadı yataktan. Yine de ortağı ile konuşmuşlar gelmişken ofisi taşıyabilecekleri yerlere de bakacağını söylemişti. Biraz daha tembellik edip kalkıp emlakçıları gezecekti, akıllarında bir kaç semt vardı zaten. Ayşegül’ü aramak istiyordu ama sabah uyanır uyanmaz bunaltmamak için beklemeye karar verdi. Sonuçta işe gidecekti o da, iş yerinde telefonla sık ya da rahat konuşamadığını sohbetlerinden biliyordu.
Ayşegül gülümseyerek uyanmıştı uykusundan, kalbi kocaman olmuş gibi hissediyordu göğüs kafesinde, gece boyu Mesut’un ellerinin sıcaklığını, gözlerini, bakışlarını, sözlerini düşünüp durmuştu. Bu kadar aşıktı da bunca ay kendi mi anlamamıştı, yoksa bu sürpriz gelişin romantizminden mi etkilenmişti bu kadar emin değildi ama öyle güzeldi ki kurcalamak gerekmiyordu.
İş yerine vardığında gözü ilk Mesut’un bir gün önce oturduğu masaya kaydı. Masa sanki her zamankinden daha güzel, diğer tüm masalardan ayrı bir anlam taşıyordu artık. Arkaya geçip önlüğünü giydi ve sabah mahmurluğu yüzlerinden kalkmayan mutfak personeline karışıp gülümseyerek işini yapmaya başladı. Bu gün için bir şey konuşmamışlardı ama Mesut’un hemen dönmeyeceğini biliyordu en azından. Ya gelir, ya da arardı herhalde.
Öğlen saatinde telefonu mesajla titreyince etrafa çaktırmadan cebinden çıkarıp baktı hemen, “Var mı haber?” yazıyordu Sema.
“Henüz yok” yazıp aceleyle cebine attı, onu da merak ediyordu, ne yaşıyordu, kimdi bu gizemli sevgili acaba?
Az sonra dünkü garson yüzünde imalı bir gülümseme ile girdi mutfağa, “Geldi seninki yine!” dedi Ayşegül’e göz kırparak.
“Beni mi sordu?” dedi Ayşegül boş bulunup.
“Yemek siparişi verdi sadece ama gözü mutfak kapısında”
“Haydi git de bak!” diyen sesiyle irkildi ustasının, adam bir yandan işini yaparken bir yandan duymuştu garsonun söylediklerini. Herkes biliyordu artık Ayşegül’ün saf ve temiz bir kız olduğunu o yüzden bazı kuralları esnetiyordu ustası da, “Her gün olmasın” dedi Ayşegül heyecanla kapıya yürürken.
Kapıdan çıkar çıkmaz, aynı masada oturan Mesut’la göz göze geldi, elini kolunu konumlandıramadan yürüdü ona doğru.
“Buralardayım ya yemeğe de geleyim dedim, seni zorda bırakmamak için bir şey demedim ama haberim gelmiş anlaşılan”
“Geldi” dedi Ayşegül utanarak, “Nasılsın”
“Ben iyiyim, sen nasılsın? Seni görmeden de duramadım aslında tabi konu yemek değil, akşam geleyim mi almaya! Bir işin yoksa yani.”
“Yok!” dedi Ayşegül, “Şimdi dönmem gerek”
“Tamam akşama görüşürüz!” dedi Mesut, başlarıyla selamlaştıktan sonra yeniden Mutfağa döndü Ayşegül.
O akşam da bir başka yere gittiler beraber. Takside, gece boyunca el ele oturdular. Mesut dolaştığı emlakçıları gördüğü yerleri anlattı. Vakti olsa Ayşegül’ü de götürmek istiyordu, bir kaçını beğenmişti aslında. Ertesi gün izin günü olduğunu duyunca çok sevindi. Aslında biliyordu o gün izinli olduğunu ama öyle heyecanlı ve coşkuluydu ki düşünememişti.
“Sabah gelir alırım seni kahvaltı eder, sonra da beğendiğim yerlere bakarız. Sonra da ne istersen onu yaparız” dedi ayrılırken.
“Olur” dedi Ayşegül, evde düzenli yaptığı işler vardı ama Mesut döndükten sona yine olacaktı vakti nasılsa, madem buradaydı, madem de eller birleşmişti, yaşamak istiyordu bu anları.
Böylece başlamış oldu ilişkileri, Ayşegül açıkça bir cevap vermemiş olsa da geri çekilmediği için olumlu olarak değerlendirdi Mesut bu davranışı ve iki üç gün sonra geri dönüp, hemen hazırlıklara başlayacağını söyledi giderken.
Ayrılmak iyice zor geldi ikisine de son gün ama yeniden bir araya gelecekleri için birbirlerini teselli ettiler ve ayrıldılar. İkisi de gözlerindeki nemi birbirlerinden ayrıldıktan sonraya saklamışlardı ama dört beş gün öncesine göre hayatı çok daha farklı ve renkli görüyorlardı artık.
Ayşegül rutinine döndüğünde daha da hissetti Mesut’un boşluğunu, geçen kısacık zamanda bile alışmıştı İstanbul’da olmasına galiba, İstanbul bile güzelleşmişti ki sanki. Yine sürekli haberleşiyorlar, akşamları sadece yazışmakla kalmıyor telefonla da konuşuyorlardı ama Ayşegül’ün aynı zamanda ders de çalışması gerektiğinden fazla uzatmıyorlardı. Bulduğu yerleri ortağına da göstermek istediği için bir uygun zaman aralığı kolluyorlardı, belki günü birlik gelip döneceklerdi ama öyle bile olsa, mutlaka onu görecekti elbette. İşleri yoğun olduğundan henüz ikisinin birden çıkıp gelmeye fırsatları yoktu. Ellerindeki dava günleri rahatladığında ilk boşlukta geleceklerdi, zaten beklerlerse Mesut’un bulduğu yerler de başkaları tarafından tutulup ellerinden kayardı.
Ayşegül onun gününü anlatışını keyifle dinliyor sonra kendi gününden bahsediyordu. Konuşmanın duygusal kısmı genellikle sona kalıyor, daha çok seslerine yükledikleri anlamlarla birbirlerini ne kadar özlediklerini belli ediyorlardı.
Tam bir masala dönmüştü hikaye Sema’ya göre, bu arada annesinin yanında anlatamadığı için bölük pörçük mesajlarla anlatmıştı biraz hayatındaki yeni aşkını ama Ayşegül ve Mesut’un ki gibi büyülü bir hikaye değildi onların ki, çocuk gelip teklif etmiş o da uzaktan uzağa beğendiği için kabul etmişti ama pek umduğu gibi değildi gidişat. Yani romantik değildi, biraz kabaydı ayrıca adı Serhat olan çocuk. İyiydi de eksikti bir şeyler. O yüzden devam etmeyi düşünmüyordu daha söyleyemese de, devam etmeyeceği için de annesine demeyecekti. Baştan cesaret edememişti, şimdi de kendi istemiyordu. İş yerlerinde pek de okuldaki gibi olmuyordu hayat, ilişkilerde öyle değildi. Yani bu Serhat sanki daha çok hayatında bir kız olsun diye gelip teklif etmişti falandı işte önemli değildi.
(devam edecek)