Hangi masal tatlı başlar? – Bölüm 22

Mesut gerçekten düşünüp, ailesi ile konuşup gelmişti her şeyi, hatta ortağı ile bile. Ayşegül’e anlatırken, önce onu ölçüp bitecek ürkütmemek için ne kadar kalması gerekiyorsa, kalıp, yavaş yavaş ikna edecekti sözde onu. En azından planı böyleydi ama yeniden onun yakınında olmak öyle doldurmuştu ki yüreğini, hiç beklemeden her şeyi açık ediverdi birden bire. Ayşegül’ün yaşadığı şaşkınlığın içinde elini ona doğru uzatması başlatmıştı aslında, o anı kaçırıp, düşünmesine fırsat vermeden açıklamak gelmişti belki de içinden sadece.

Gecenin devamında gelmeden önceki ruh halini, olanları da anlattı sakin sakin. O kadar iyi hissediyordu ki, uzamadan bir anda içindekileri söyleyebildiği için, hissettiği hafifliğin ve mutluluğun tarifi yoktu. Ayşegül bir yandan onu dinliyor, bir yandan söylediklerini anlayıp tartmaya çalışıyordu içinde. Aklı ona sürekli uyarılar veriyordu, kalbindeki mutluluğa rağmen. Yani onun profili, yaşadığı hayat, kendi geldiği köken, yaşadığı şartlar bir mani olabilir miydi acaba bu güçlenmenin eşiğinde ki bağa. Sema ve Gülümser hanım duyunca ne diyeceklerdi? Gerçi onlar, bu olmazdan önce de Mesut’a bu yönde yaklaşmışlardı nedense. Ayşegül’ün görmediği bir şeyleri mi sezmişlerdi anlattıklarında bilemiyordu. Geri çekilmek ya da ret etmek değildi zihnindeki sancı ama korkuyordu. Bir başkasının yeniden dahil olduğu bir düzenden belki, bağımlılıktan belki bilmiyordu. Kalbi çoktan yelken açmış aşk denizinde yüzüyordu ama aklı bir türlü hizalanamıyordu ona. Gözleri onun gözlerinde, elleri avuçlarında hiç yaşamadığı bir sıcaklığın içinde eriyordu aslında. Bu duyguyu da tanımıyordu bir yandan, belki ondan korkuyordu ama korkuyordu neticede.

Harika bir akşamın ardından elleri hiç ayrılmadan geldiler Ayşegül’ün evin önüne. Mesut kendine bir otel ayarlamış orada kalıyordu. Ayşegül’ün evini bilmediği için çalıştığı yere yakın tercih etmişti otelini. Kapının önünde taksiden beraber indiklerinde ki Mesut taksiyi bekletmişti durduklarında, ayrılmak da çok zor geldi ikisine. Biraz bocalar gibi olduktan sonra ayrıldılar. Mesut bu defa alnına bir öpücük kondurup ayrıldı. Ona düşünmesi için zaman vereceğini söyledi ayrılırken, gözlerindeki bocalamayı görmüştü her nasılsa. Haklı da buluyordu, o kararını kesinleştirene kadar ayrılmayacaktı şehirden.

Sema, arkadaşının bilgisayarını açıp klasik sohbetlerini yapmalarını beklemişti epeyce, iş yerinden geç çıkabileceğini düşünerek de rahatsız etmemişti. Ayşegül Mesut’u gördükten sonra ona haber vermeyi akıl edememişti hülyasından. Yemeğin başlarındayken aradığında, Ayşegül açıp, ona Mesut’un geldiğini ve yemekte olduklarını söylemiş, Sema’nın önlenemez sevinç naralarını Mesut’a duyurmadan kapatabilmek için çaba sarf etmişti. Onun merakla haber beklediğini bildiği için yaşadıkları üzerine düşünme fırsatı yaratmadan bilgisayarı açtı hemen. Kendisi de heyecanla anlatmak istiyordu zaten.

Daha ekranda yüzü belirir belirmez bağırarak dans eden Sema karşıladı onu. Gülümser hanım hemen yanında sakin bir gülümseme ile oturuyordu. İfadelerindeki memnuniyet zihnindeki kilitleri açtı hemen. Sema’nın “Haydi anlat!” demesi ile olanı biteni anlatmaya başladı hızlıca.

“Yaaa!” diyerek heyecanını dile getiren Sema nefessiz dinliyordu olanları, günün romantik anlarına geldiğinde ise konu artık ellerini çırpıyordu. Ayşegül anlatmayı bitirdiğinde yüzü alev gibi yanıyor, kalbi sanki o anları şimdi yaşıyor gibi heyecanla çarpıyordu. Anlatırken anlıyordu belki de aslında ne olduğunu daha çok.

“Vallahi bu adam beklediğimden de iyi çıktı!” dedi Sema, “Kızııım! Artık bir erkek arkadaşın var ve üstelik sana deli gibi aşık olmuş!”

“Nerede bulacak Ayşegül gibi bir kızı, zaten geçirdikleri o iki gün ikisinin de gerçek yüzlerini saklamayacakları kadar zorlukla doluydu. Bu çocuk da doktor, genç de olsa insan sarrafı olmuştur!” diye tamamladı Gülümser hanım da sözlerini

“Yani siz iyi mi diyorsunuz?” dedi Ayşegül merakla.

“İyi mi? Fevkaladenin fevkinde diyoruz!” dedi Sema, “Senin için gelmiş, kararını verene kadar bekleyecekmiş, bu devirde böyle biri kolay mı bulunuyor sanıyorsun. Sen bir felaketin içinden çıkardın bu adamı resmen”

“Her şerde bir hayır var!” tamlaması geldi Gülümser hanımdan hemen.

Ayşegül aklındaki anlam veremediği korkulara girince, “Adam sana evlilik teklif etmiyor, şimdilik yani. Bence bu korkularına cevabı onunla sevgili olarak bulursun zaten, değil mi anne?”

“Evlilik kolay karar verilecek bir şey değil, ne yaşanırsa yaşansın sonuçta birbirinizi tanımıyorsunuz. Yani iyi insanlar evlenir mutlu olur diye bir kural olduğunu sanmıyorum. Önemli olan aranızdaki saygı, sevgi denge ama Sema bu konuda haklı. Yani sevgili ol demiyorum ama madem kalpleriniz böyle çarpıyor birbiriniz için bunu anlamak için de bir zamana ihtiyacınız var. Belki sonunda çok iyi iki dost kalırsınız belli olmaz!”

“Ne dostu anne ya!” dedi Sema hemen, “Düşün, yani düşün dediğim fırsat ver derim ben konu evliliğe geldiğinde tekrar değerlendirirsin. Yaşadığın hayatı hatırla Ayşegül, bir de şimdi karşına çıkanlara bak. Hayatın hediyesi gibi değil mi? Geri çevirmek olmaz hediyeyi. “

“Evet evlilikten bahsetmedi aslında, sanırım ben birden bire açılınca aklımda konuyu oralara getirdim”

“Sen kendini koruyup, kolladığın sürece bir erkek arkadaşın olması sorun değil kızım” dedi Gülümser hanım, “Olay sen de bitiyor neticede de, ailen başında değilse de biz varız her zaman yanında. Beni bir anne yerine koyuyorsan, evlilik bu çocuk ya da başkası ile olacaksa bile bu dengeleri, erkekleri de tanıman lazım. Ne gördünüz hayatınız boyunca, okulda bile ikiniz dolaştınız hep. Gerçek dünyada olan biteni görmeye fırsatınız bile olmadı kendi dertlerinizle boğuşmaktan. Gözleriniz kapalı ikinizin de, hata yapma ama fırsat ver bence de”

Sema’nın annesinin söylediklerinden kendine pay çıkardığı belli eden bir ifade geçti yüzünden. Gülümser hanım kızının yüzünü doğrudan görmediği ve konuyu bilmediği için fark etmedi ama Ayşegül hemen okudu arkadaşının yüzünü ve gülümsedi. Aslında o gazla söyler sandı annesine ama Sema hiç bir açık vermedi. Konuşacak zamanları da olmamıştı zaten o konuyu, annesinden saklamasına neden neydi bilmiyordu Ayşegül.

“Ne diyeyim o zaman, düşündüm bize bir fırsat verelim mi diyeyim” diye sordu aklı gene Mesut’ta kayınca.

“Bence hemen deme, biraz kalsın değil mi? Şimdi tamam desen dönüp gidecek ama planlara başlayacak! Yani sen ne istediğine karar vermedin ki daha sınavdan sonrası ile yani.”

“O şehre kesinlikle dönmem artık”

“Dönme de zaten, biz de dönmeyiz! Ama sen okuyacaksın, söylediğin gibi de aslında tam zamanlı çalışıp çalışamayacağın da belli değil. Yani şartlarını bilmiyorsun, aslında o buraya gelirse sana bu anlamda destek olabilir”

“Yok artık ondan bana bakmasını bekleyecek değilim!”

“Adı konmadan olmaz zaten” dedi Gülümser hanım, “Borçlu hissedersin kendini sonra, yanlış kararlar verirsin”

Ayşegül başını salladı.

“Nasılsa zaman var daha sınava, zaten o da demiş ki sınav sonrası durumuna göre, yani ofiste iki günde taşınamıyordur herhalde. Karar vermiş olsalar da bu da bir süreç, siz de o arada zaten yaptığınız gibi uzaktan muhabbete devam edersiniz senin de düşünmek için bolca zamanın olur devamını. Yani şimdi olur desen altı ay sonra bitiremezsin diye bir anlaşma yok ya ortada, sonuçta ilişki bu.”

“Kalbinin sesini dinlerken, aklını devreden çıkarma kızım” dedi Gülümser hanım yine araya girip

“Çıkarmam merak etmeyin. İyi oldu sizinle konuştuğum, kendimi daha iyi hissediyorum.”

“Haydi ikiniz de işe gideceksiniz yarın, kapatın da yatın, geç oldu!” diyerek kalktı Gülümser hanım ekran başından.

“Ayşegül ben bu çocuğu sevdim bak daha görmeden, seni tanımadan kaza sürecinde onları yapan kim bilir daha neler yapar sevgili olunca”

“Dur bakalım” dedi Ayşegül temkini elden bırakmadan.

“Kızım sevgilin var ya! Baksana altı ayda olanlara, şimdi evde olsan ne haldeydin bir de onu düşün!”

“Aman hiç açma bile dedi Ayşegül”

Biraz daha konuştuktan sonra Gülümser hanım duyar diye Sema’nın konusuna giremedikleri için kapattılar ekranları.

(devam edecek)

Yorum bırakın