“Bunun için bir teşekküre gerek yok, aslında şartların sonucuydu yaptıklarım, yani sen sorunca da anlattım hayatımı. Sana anlatırken kendimde ilk defa dinledim hatta kendi sesimden. Yani o ana kadar hep Sema’nın sesi çınlardı kulaklarımda bunları düşünürken ama kendi sesim ilk defa anlattı bana her şeyi. Tuhaf bir şey bu, yani anlatırken görürsün ya bazı şeyleri. Sana söylenir, gösterilir, hatta bir karar vermiş ve yola da çıkmışsındır ama ilk defa nedenini anlatırsın kendine”
“Tam beni anlattın” dedi Mesut sesini yumuşatarak.
Ayşegül’ün ne demek istediğini tam anlayamadığını ifadesinden anlayınca, “Yani ben de buraya öyle geldim, az önce sana hayatımdaki değişimleri anlatırken daha çok anladım aslında”
“Ha!” dedi Ayşegül başını sallayarak, “İyi sonuçlar doğurmasına sevindim”
“Hastanede son görüştüğümüzde bana ne söylediğini hatırlıyor musun?”
“Teşekkür etmeye ve durumuna bakmaya gelmiştim” dedi Ayşegül yine kızararak, o aptal cümleyi sorduğunu anlamıştı aslında bal gibi.
“Onu demiyorum” dedi Mesut ciddi bir yüz ifadesi ile “Bana şöyle söyledin. ‘Başıma gelen en güzel şeysin tümü içinde'”
“Evet söyledim değil mi?”
“Söyledin. Ben de aynını söylemeye geldim işte!”
Ayşegül gözlerini kaldırıp ilk defa baktı gerçekten onun gözlerine. Yanlış anlamak istemiyordu bu cümleyi, istiyordu da, emin olmak istiyordu belki daha çok.
“Yani kaza da olsa iyi insanlarla karşılaşmak önemli demek istiyorsun herhalde!” diye mırıldandı gözlerini ayırmadan.
“Bir kazayı ve sonrasına yaşanılan zor bir süreci başıma gelen en iyi şey olarak hatırlamamı sağlamandan bahsediyorum”
Biraz daha kızardı Ayşegül’ün yüzü, elleri masanın altında pantolonun kumaşını sıkıştırıyordu sürekli. Mesut bir cevap bekler gibi bakıyordu gözlerinin içine ama anladığı şeyin söylenen şey olduğundan emin olamıyordu bir türlü.
“Kazanımların açısından böyle görüyorsun, onu diyorsun değil mi?” diye mırıldandı yine.
“Sen ne anlamda söylemiştin!” dedi Mesut tavrını değiştirip sandalyesine yaslandı ama gülümsemesi yaramaz bir çocuğun yüzüne benziyordu şimdi.
“Şey. Ben de, kazanımları açısından söylemiştim” dedi önce çekinerek ama sonra sesi kendi kontrolünden çıktı sanki bir anda, “Yani demek istediğim.” diyerek durdu bir an, “Demek istediğim beni hiç tanımadığın halde korudun beni, kolladın, kendine odaklanmadın. Sarıldın” deyip yutkundu önce, “yani güven verdin anlamında söylüyordum, yaslanacak bir omuz olduğunu gösterdin. O kulübedeki sobadan daha sıcaktı benim için sağladığın ortam” derken gözlerinden iki damla yaş indi yanaklarına, dudakları titremişti son cümleyi kurarken ve o sobaya bakarak anlattığı ruh haline dönmüştü sanki.
“İşte bunun için geldim ben de” dedi Mesut uzanıp masadaki kumaş peçeteyi aldı ve Ayşegül’ün yanaklarından akan damlaların birini sildi önce, sonra hafifçe parmaklarının yüzeyini kaydırdı yanağına ve geri çekildi.
“Sanırım anlamakta zorluk çekiyorum” dedi Ayşegül burnunu çekerek, “Yani sen zaten bu söylediklerime sahipsin öyle değil mi?”
“Öyleymişim” dedi Mesut sakin bir sesle, “Sen bana anlatana kadar anlamamıştım. Seni dinlerken, durduğun yeri fark etmedim herhalde ateşin de etkisi belki, hastalığın yani. Ama sonra düşündüğümde aslında cesaretini, var oluş çabanı gördüm daha çok. Bu orada olayların içinde yaşarken bende bıraktığın izlerin fazlasına sahip olduğumu anlamamı sağladı. Evet ben bu söylediklerine sahibim ama bunlara sahip olmayan birinin acısına rağmen verdiği mücadeleyi, cesareti görünce ne kadar kıymetli olduklarını anladım.”
“Sevindim” dedi Ayşegül biraz daha açılmış ve rahatlamış hissediyordu kendini, neticede bir teşekkür ziyaretiydi bu ve kendini aptal yerine düşürmeden atlattığına sevinmişti.
“O yüzden sen hayatıma girmişken kaybetmek istemediğimi anladım. Bu yüzden buradayım. “
“Ben öylece hastaneden çekip gittiğim için üzgünüm” dedi Ayşegül hemen, “Yani beni kaybetmen için bir neden yok. Ben bu seçimi sen yap istedim sadece ve sonra konuşmaya başladık işte yeniden. Şimdi de buradayız!”
Mesut’un yüzünde daha da çocuksu bir gülümseme yayılmıştı şimdi. Ayşegül kaçtığını sandığı o aptal durumuna sürüklendiğini düşünüyordu daha çok bu da iyice duygusallaştırıyordu onu ve gözleri doluyordu elinde olmadan.
“Aşık oldum ben sana!” dedi Mesut ona doğru eğilerek, “O yüzden buradayım!” diyerek masanın üzerinden elini ona doğru uzattı.
Ayşegül’ün göz pınarlarında biriken damlalar indi yeniden yanaklarından ama bedeni çoktan başka bir duyguya teslim olmuştu bile. Şaşkınlık ve mutluluk. Gözleri kocaman açılmış, Mesut’a bakıyordu öylece. Kelimeler sıraya giriyor ama bir türlü dökülmüyordu dudaklarından.
“Bu yüzden seninle yüz yüze konuşmam gerekiyordu, tek taraflı olmadığını bilmem gerekiyor”
Ayşegül’ün pantolonunu sıkıştırıp duran eli hafifçe kalkıp, masanın üzerine ve oradan da Mesut’un parmaklarının arasına kaydı sanki kendiliğinden.
“Bunu beklemiyordum!” dedi heyecan dolu bir şaşkınlıkla.
“Sürprizi buydu ama söyledim ya sürpriz yapmaya geldim!” diyerek oturduğu sandalyeden kalktı ve onun yanına doğru yaklaştırdı sandalyesini Mesut elini bırakmadan ve gözlerine baktı doğrudan. Sana yakın olmak istiyorum, aylardır bunu sorgulayıp durdum kendi içimde. O kulübenin içine niye dönmek istediğimi sordum.
O söyleyince çözüldü Ayşegül’ün düşünceleri de sanki, evet o da düşünüyordu sürekli ama yeniden o kulübenin içinde olmak istediğini fark etmemişti hiç. Hayretle bakmaya devam etti Mesut’un yüzüne.
“Beni geri çevireceğinden öyle korkuyordum ki, biraz saçmalamış olabilirim kusura bakma!”
“Hayır! Ben.. Yani ben de korktum saçmalamış olmaktan!”
Mesut yavaşça eğilip yanağına bir öpücük kondurdu nazikçe ve ” İşte şimdi o kulübedeki kadar yakınız değil mi? Soğuğa, konserveye ve sobaya da ihtiyacımız yok üstelik” dedi gülerek
“Sanırım öyle” dedi Ayşegül, eli Mesut’un sımsıkı tuttuğu avucundaydı hâlâ. Güven, sevgi, mutluluk her şey akıyordu bedenine bu avuçlardan.
Garson siparişleri getirince, tuhaf görünmemek için sandalyesini yeniden yerine çekti Mesut.
“Aynı şehirde olmamak zor olacak” dedi boğazını temizleyerek.
Ayşegül’ün zihni daha oralara gelmemişti bile, sevgili mi olmuşlardı onlar şimdi. Evet öyle olmuşlardı. Bir ilişkiydi bu. Daha önce hiç ilişkisi olmamıştı düşünceler hızla kafasını doldurmaya başladı. Ne gelecekti o halde bu farklı şehir söyleminin arkasından?
“Ben düşündüm ki” diye devam etti Mesut, sevecen bir tavırla, ” Yani sen sınava gireceksin, şimdi yaptığın iş olmasa da çalıştığın yer değişecek belki değil mi? Yani sen istersen tabi.”
“Bir okul kazanırsam tam zamanlı çalışamayabilirim evet, bunu ben de düşünüyorum ama henüz konuşmadım iş yerimle, yani kazanayım da öyle diye düşündüm”
“Belki geri gelirsin, yani büyüdüğün şehre. O şehrin sende iyi anıları olmadığını biliyorum. Ben senden bunu istediğim için değil, sadece yol aradığım için soruyorum.”
Ayşegül’ün gözler büyüdü yeniden, ailesi ile aynı şehirde olmak yeniden, her sokağa çıktığında karşılaşma korkusu sardı içini.
“Tamam anladım” dedi Mesut, “Bir şey söylemene gerek yok, zaten bunu seçmeyeceğini düşünmüştüm. Ben geleceğim”
“Sen mi?”
“Evet, zaten ortağım ve ben düşünüyorduk bir süredir bunu. Yani farklı bir müşteri profili var burada. Alanımız için daha verimli ama ben bocalıyordum açıkçası biraz. “”
“İşini buraya mı taşıyacaksın?”
“Evet. Harika değil mi? Babamla çoktan konuştuk biz bu meseleyi aslında”
“Her şeyi planlayıp mı geldin sen buraya, hiç bahsetmedin konuşurken”
“Bahsetmedim çünkü senin gözlerine bakmak gerekiyordu bu kararı verebilmem için”
“Gerçekten o kadar şaşırttın ki beni ne diyeceğimi bilemiyorum.”
“İstiyorum demen yeter!”
“Evet, tabi ki istiyorum”
“Tamam o zaman karar verildi.”
(devam edecek)