O sabah belki de hayatının en tatlı sürprizi ile karşılaşmayı beklemeden gitmişti işe. Akşam rutin sohbetlerini yapmış, testlerini çözmüş sonra da derin bir uykuya dalmıştı. Özlediği hayatın rutini artık ruhuna bir hafiflik katıyordu. Düzenini kurmuştu, güvende hissediyordu ve bir amacı vardı. Tatlı da bir kalp ağrısı da bunlara eklenince hayat pembeleşiyordu ister istemez. Bu pembeliği bir gelecek hayaline dayandırmıyor, sadece tatlılaşmasından hoşlandığı ile sınırlı tutuyordu henüz. Hayatı yeterince hayal kırıklığı ile dolu olan biri için en güvenli tutum da buydu zaten. Hep kaçırdığı şimdiyi yaşıyordu istediği gibi.
Sabahın yoğun hazırlığı ile başladı gün, o gün sunulacaklar önceden belli olduğu için pişirmeden önce hazırlık gerekiyordu. Günlük talimatlar ve iş bölümü belirlendikten sonra işine koyuldu zevkle. Artık sadece alanı belli olmuştu, ara sıcaklar. Kendisinin de yemekten en zevk aldığı aralıktı bu. Ne yemek, ne değil ama en yoğun lezzet ve çeşit.
Öğlen müşterileri için servis başladığında, arka tarafta akşamın hazırlığı başlamıştı çoktan. Akşam servisi başladığında bir gün önceden yapılacaklara geçecekler sonra evlerine gideceklerdi.
Garsonlar hummalı bir şekilde siparişleri taşıyor, boşalan tabak ve bardaklar hızla temizlenip yerlerine geri dönüyorlardı. O kendi işiyle meşgulken etrafında hızla dönen bir dünyanın içinde gibiydi. Düzen her şeyin temeliydi, özen tabi bununla birlikte.
Akşam üzeri müşteri yoğunluğu durulunca garsonlardan biri mutfağa gelip, onu soran bir müşteri olduğunu söyledi. Müşterilerle hiç doğrudan temas kurmamıştı. Yüreği heyecanlansa mı, korksa mı bilemeden çarptı hızla. Ailesi mi gelmişti onu bulup? Yoksa Sema ve Gülümser hanım mı? Yoksa?
Ustası ile göz göze geldi, o başıyla onaylayınca önlüğünü çıkarmadan gitti garsonun peşinden. Müşteriler mutfağa alınmıyordu kuraldı.
Garson müşterilerin olduğu alana geldiklerinde cam kenarındaki masayı işaret edince, kalbi artık niye hızlanacağına karar vermiş, neredeyse çırpınmaya başlamıştı. Mesut’tu masadaki müşteri. Derin bir nefes alıp üzerini başını düzelttikten sonra, ağır ağır yürümeye başladı ona doğru. Mesut burnunu menüye gömmüş listeyi kontrol ediyordu.
“Hoş geldin!” dedi neşesine halim olamayarak.
Mesut da heyecanla elindeki menüyü masaya bırakıp ayağa kalktı hemen. Kollarını tedirgin bir şekilde açarak ona yöneldiğinde, Ayşegül’ün önce sağ eli havaya kalktı tokalaşmak için ama Mesut’un kapanan kolları arasında sıkışmış buldu kendini.
“Ah seni yeniden görmek ne kadar güzel!” dedi Mesut dostça ve sarılmayı uzatmadan.
“Seni de!” dedi Ayşegül kıpkırmızı, “Geleceğini bilmiyordum!”
“Sürpriz yapayım dedim, planlı buluşma geçmişimizde yok değil mi?”
“Doğru ama umarım bu sefer bir felaketle gelmemişsindir”
Mesut’un yüzü ciddileşti hemen “Beni böyle etiketlemediğini söyle lütfen!”
“Hayır tabi ki sadece şaka yapıyorum!”
“Otursana konuşalım biraz!”
“Mesaideyim çok kalamam ama siparişini alabilirim!”
“Senin yaptığın bir şeyleri yemeye geldiğim açıkçası, yani seni görmeye geldim tabi de, yemek açısından diyorum”
“Tamam o halde seçimi bana bırak!” dedi Ayşegül nazikçe, tam dönüp mutfağa gidiyordu ki “Kaçta çıkıyorsun?” dedi Mesut hemen
“Sekiz gibi”
“Tamam”
“Tamam!” diye tekrarladı Ayşegül bekleyecek miydi o saati?
Mutfağa gidip, öğlenden kalanlarla bir tabak hazırladı hemen, “Bir arkadaşım” dedi ustasına, “Seçimi bana bıraktı”
Adam nazik bir gülümseme ile karşılık verdi sadece, “Servisi yapabilirim değil mi?”
Yine aynı gülümseme gelince, tabağı kaptığı gibi yemek salonuna geçti yeniden.
“Tadımlık koydum ama sen istediğin varsa söylersin!”
“Tamam!” dedi Mesut ve hemen çatalına davranıp bir parça attı ağzına. O çiğnerken Ayşegül’ün gözü ifadesindeydi.
“Alışkanlık yapabilir!” dedi Mesut lokmasını yutarken, “Eline sağlık!”
“Afiyet olsun! Ben şimdi dönmek zorundayım.”
“Tamam, saat beş yani üç saat sonra çıkıyorsun değil mi?”
“Evet”
“Tamam üç saat yiyemem ama seni almaya gelirim”
“Gerçekten mi? Yani demek istediğim o kadar vaktin var mı anlamında!”
“Seni görmeye geldim”
“Tamam öyleyse” diyerek başka bir şey söylemeden heyecanla dönüp gitti mutfağa. Mesut’un arkasından gülümseyerek baktığını görmedi ama kendi gülümsemesini saklayamadığı için mutfakta herkes fark etti hemen. Gülümseme bulaşıcı denilen şey bu olmalıydı ki hepsinin sessiz gülümsemesi yerleşti yüzlerine.
Sekiz olana kadar ilk defa gözü saatte çalıştı Ayşegül, sonra doğruca tuvalete gidip, saçını başını düzeltti. Otobüste dönerken yemek kokmamak için çantasında bir parfüm şişesi taşıyordu, onu da üzerine güzelce sıktıktan sonra, gülümseyerek vedalaştı aynayla.
Mesut restoranın kapısının hemen dışında bekliyordu onu.
“Beğendin mi?” dedi kapıdan çıkar çıkmaz
“Harika görünüyorsun?” dedi Mesut gülümseyerek.
“Yemekleri diyorum!”
“Ah! Özür dilerim, evet hepsini beğendim gerçekten!”
“Sevindim” dedi Ayşegül yüzü pembe pembe, sonra konuyu değiştirmek için “Seminer mi var yoksa yine?” diye sordu.
“Hayır!” dedi Mesut, “Ne yapalım istersin şimdi? Restorandan çıkarıp, restorana götürmek tuhaf mı olur seni?”
“Pek sayılmaz, müşteri alanını deneyimlemek de güzel!”
“Tamam o zaman harika bir yer biliyorum oraya gidelim”
“Olur”
Mesut hemen dönüp bir taksi çevirmeye çalıştı yoldan ama İstanbul’da kolay iş değildi taksiye binmek.
“Biraz yürüyelim!” dedi Ayşegül onun çaresiz çırpınışını görünce, “İleride daha sakin bir durak var, oradan bineriz”
Birlikte yürümeye başladılar Ayşegül’ün gösterdiği yöne doğru, “Ailen nasıl?” diye sordu Ayşegül sessizlik kendini ele verme gibi hissettirdiği için konuşma ihtiyacı hissediyordu sanki.
“A çok iyiler! Selam söylediler sana!”
“Ah sahi mi? Sen de onlara söylersin”
“Tabi”
Her gün düzenli konuşuyorlar ve aslında birbirlerinin ne yaptığı ile ilgili hemen her şeyden de haberdarlardı ama ilk yeniden konuşmaları gibi tıkanıyorlardı yine de. Durağa kadar kalabalığın içinde sessizce yürüyüp taksiye bindiler, Mesut gidecekleri yeri söyledi hemen.
“Bakalım beğenecek misin sektörden biri olarak!” dedi sonra
“İnan kendi çalıştığım yer dışında bir restorana ilk kez gidiyorum geldiğimden beri”
“Benim de geçen sefer ki denememden sonra ilk gelişim İstanbul’a”
“Uçakla mı geldin?”
“Evet binebildim bu kez, zaten binmesem burada nasıl olayım değil mi?” diye güldü kendi kendine.
Restoran sakin ve boş olduğu için kolayca yer buldurlar. Mesut İstanbul’a geldiğinde burayı tercih ettiğini anlattı yolda, arkadaşlarından öğrenmiş ama sevmişti. Ayşegül elini kolunu nereye koyacağını bilemiyordu pek, o yüzden yüzünde asılı kalmış bir gülümseme ile dinliyor ve başını sallıyordu daha çok.
“Gelmem seni rahatsız etmedi değil mi?” dedi Mesut elinden olmadan.
“Hayır! Çok sevindim seni gördüğüme”
“Yani böyle emri vaki oldu sanırım sürpriz yapayım derken ama!”
“Hayır inan çok iyi oldu”
“Şey ben aslında başımıza gelenleri düşünüyorum sıklıkla, yani bunu pek konuşmadık değil mi?”
“Hayır konuşmadık ama sıra dışı bir deneyimdi, benim de aklıma geliyor”
“Yediğimiz konserveleri hatırlıyor musun? Bozuk bile olabilirlerdi, iyi ki zehirlenmedik”
“Hava soğuk olduğundan dayanmışlar sanırım”
“Sana teşekkür edemedim yani bana baktın bir süre, kurtulmamız için yaralı olduğun halde yola çıktın.”
“Sen de beni kurtardın unuttun mu, sırtında taşıdın, yaralarımı temizledin.”
“Şanslıydım yanımda sen olduğun için demek istiyorum.”
“Ben de öyleydim”
“Aslında yüz yüze konuşmak istediğim için geldim buraya.”
“Kazayı mı?” dedi Ayşegül merakla, “Bu yüzden mi?”
“Evet. İş için gelmedim, seminer için de değil. Seni görmeye ve konuşmaya geldim”
“Neden? Yani neden derken, bu kadar kafanı kurcalayan bir şey mi var farkında olmadığım anlamında soruyorum”
“O kaza ve yaşadıklarımız hayatımda çok şeyi değiştirdi benim. Aslında sende de etkisi böyle oldu mu konuşmak istedim. Yani olayı birlikte yaşadık, yan yana konuşurken de öyle olursak iyi olur dedim”
“İşin gerçeği ben de biraz kendimi tuhaf hissediyorum yani orada şartlar gereği çok yakındık evet ama böyle karşılıklı normal bir zamanda otururken pek bir yere koyamıyorum herhalde durumu”
“Ben de!” dedi Mesut gülümsedi yine, “Bunu söylediğin ne iyi oldu!”
Sonra ikisi birden gülmeye başladılar ve Mesut daha rahatlamış bir şekilde anlatmaya başladı kendindeki değişimleri, Ayşegül’ün tavrının ve anlattıklarının etkisini, dönüşte kendi hayatına bakışını nasıl etkilediğini. O konuştukça yüzüne rahatça bakabilmenin tadını çıkardı Ayşegül, her nasılsa özlemişti bu yüze bakmayı aslında.
“Yani bunun için de geldim aslında” dedi Mesut sonunda.
(devam edecek)