Hemşireden tekrar arkadaşını aramak için ricada bulundu hemşire Sema’nın numarasını yazıp bırakmıştı ona.
“Yarın yola çıkacağım” dedi sadece, yola çıkmanın varmak olmadığını yeni tecrübe ettiğinden olsa gerek öyle çıkmıştı ağzından.
Telefonu olmadığı için onu arayıp kaçta bineceğini ineceğini söyleyemezdi ki başka bir konuya değindi Sema. Bileti nasıl alacaktı?
“En temel soru? Ama polisler çantamı getirdi sana söylemeyi unuttum. Param var merak etme” dedikten sonra telefonu kapattı. Çantası gelmişti ama telefonu kaza sırasında nereye düştüyse yoktu içinde. Dertte etmemişti fazla zaten o telefon geçmişle bağları ile doluydu ve ihtiyacı da yoktu. Bir tek ustasını aramak istiyordu yeniden yardımları için dükkanın numarasını ezbere biliyordu zaten.
Sabah uyandıklarında kimse Ayşegül’ün evden gittiğini fark etmemişti. Her zaman ki gibi erkenden işe gittiği belliydi, evde düzen akşam olana kadar olağan haliyle devam etti. Ayşegül’ün işten gelme saati gecikince, Saime hanım bir süre nereye takıldı diye söylendikten sonra, merak ettiğinden değil azarlamak için aradı kızını ama telefon uzun uzun çalmasına rağmen açılmadı. Dükkanda telefonu çantasında bıraktığını bildiğinden bu kez dükkanın numarasını çevirdi. O da açılmadı.
“Yolda herhalde!” diyerek yine işlerine daldı, Murat zaten dışarıdaydı. Mustafa bey eve geldiğinde Ayşegül hâlâ ortalarda yoktu, tam karı koca nerede olabileceğini konuşurlarken kapı çaldı ve bir polisle yüz yüze gelince ikisinin de aklına Murat’a bir şey olduğu geldi. Arabası yeniydi, dışarısı kar buzdu, Murat acemiydi.
Polis kızlarının şehrin çok uzağında bir kazaya karıştığını çantasının araçta olmasına karşılık kendisinin olmadığını ve şoförün öldüğünü duyunca şaka yapıldığını düşündüler.
“Yanlışınız var memur bey!” dedi Saime hanım hemen, “Benim kızımın orada ne işi var? Sabah çıkıp işe gitti!”
Polis kimlik bilgilerini okudu Ayşegül’ün, “Çantasını mı çaldırdı acaba?” dedi Mustafa bey bu kez.
“Kızınız nerede şu an?” diye sordu polis sonunda.
“Bilmiyoruz geç kaldı!”
“Kızınız bu kişiyse ve çanta çalınmış değilse, şu anda kayıp olabilir. Kızınızdan bir haber alırsanız lütfen bizi arayın!” diyerek ayrıldı polis yanlarıdan
“Kayıp mı?” diye birbirlerine baktı karı koca, “Niye kayıp olsun? Kızın orada ne işi var?” derken.
“Duydu kesin bizi dün akşam!” dedi Saime hanım, “Bir tuhaf gibiydi ama normal konuşunca ben duymadı sandım, duydu kesin bizi kaçtı demek!”
“İyide kimle kaçtı ne işi var el alemin arabasında o yolda?”
“Ay ne bileyim ben! Kaçtı kız diyorum Mustafa! Ne yapacağız şimdi?”
Mustafa bey kafa karışıklığından biraz geç anladı karısının söylediklerini. Arabayı almışlar, adama böbrek ve nikah için söz vermişlerdi, sahi ne diyeceklerdi şimdi.
“Ne kaçması ya!” dedi sonra kendi kendine, “Gidecek yeri mi var? O yanındakiler kim, bunun bir sevgilisi mi vardı acaba?” diye mırıldandı sonra.
“Ay deme, sevgili olsa bilmez miyiz?” dedi Saime hanım şaşkın şaşkın.
“Nereden bileceksin sabah çıkıyor, akşam geliyor, başıboş bıraktın kızı Murat Murat diye!”
“Ben mi başı boş bıraktım!” diye ellerini beline koydu Saime hanım ve evin içinde bir kavgaya tutuştular. Ayşegül’ün kaza yapan bir aracın içinden kaybolması, başına ne gelmiş olabileceğini konuşup endişelenecekleri yerde, kendi başlarına geleceklerin derdine düşmüşlerdi çoktan.
Murat gelince, “Ablan sevgilisi ile kaçmış, bir kazaya karışmışlar!” dediler doğrudan.
“Ne sevgilisi?” diye efelendi Murat’ta babası gibi, konu buydu sanki o anda, “E arabayı aldık ne diyeceğiz?” dedi sonra o da ailesi gibi. Sema akıllarına geldiği için hemen onu aradılar, ellerinde büyümüş denemese de Sema’nın telefonu vardı ellerinde.
Zaten, arkadaşına ulaşamayan Sema, polisin söylediklerini duyunca şoka girdi iyice ama arkadaşının kaçtığını bildiğini belli etmedi hiç.
“Sevgisi var mıydı?” diye sordu Saime hanım arsız arsız.
Neredeyse küfür edecekti Sema ama tuttu kendini, “Saime teyze çok üzüldüm haber alırsam ararım!” diyerek kapattı telefonu kadının yüzüne. Sonra bastı küfrü.
İki gün boyunca deli oldular ana kız Ayşegül’den haber alamadıkları için.
Saime hanımlarda ele güne bir akrabamıza gitti gelecek dediler kazadan bahsetmeden. Merak içindeydiler ama Sema ile aynı nedenden değil. Ayşegül’ün dolabını boşalttığını fark etmişlerdi hemen o akşam bal gibi sevgilisi ile kaçıp gitmişti işte. Araba Murat’ın üzerine alınmıştı neyse ki.
Ayşegül o günü odada dinlenerek geçirdikten sona ertesi gün erkenden doktor yeniden geldi ve taburcu işlemleri başlatıldı. Kazadan kalan kanlı ve yırtık giysilerden başka kıyafeti yoktu, polis sadece el çantasını getirmişti geri. Hemşire onun giyecek bir şeyi olmadığını fark edince, daha önceden hastanede bırakılmış kıyafetlerden bir kaç şey ayarladı ona paltosu kirli de olsa yanında olduğu için en azından üzerine giyinir görünmezdi içinde ne olduğu. Doktora ve hemşirelere teşekkür ettikten sonra Mesut’un yanına bir kez daha gidip gitmemek konusuna tereddüt etti. Çok ayıp olurdu bir kere daha gitmese ama niyeyse çok utanmıştı dün söylediklerine çekiniyordu o yüzden. Koridora kadar götürdü yine de ayakları onu, kapının önünde iki kişiyi konuşurken görünce ailesi olacaklarını düşündü üstü başı da berbat halde olduğu için vazgeçip çıktı hastaneden. İçine sinmemişti böyle gitmek ama zaten yolları ayrılacaktı her türlü. Hiç bilmediği bir yerde olduğundan, çıkarken güvenlik görevlisinden otobüs terminalinin yerini ve nasıl gideceğini öğrendi. Hava buz gibiydi hâlâ ama hemşirenin getirdiği boğazlı kazak üşümesine engel oluyordu. Paltosunu da oradaki ıslak mendillerle silmişti güzelce. Gara gidip biletini aldı. Bu kez oradaki görevliye rica edip, aradı Sema’yı ve varacağı saati bildirdi. Sema ve annesi zaten iki gün sonra ayrılacaklardı evden, gitmeden onları da görebileceği o kadar zamanı vardı.
Hava şartları nedeniyle yavaş geçen üç buçuk saatlik yolculuğun sonunda Sema ve annesine kavuşmuştu nihayet. Öyle sıkı sarıldılar ki ona, birinin onu gördüğüne bu kadar sevindiğini hatırlamadığını düşünüp gözleri doldu. İki yanına geçip bir sürü soruyla evin yolunu tuttular. Ona özel yemekler hazırlanmıştı çoktan, başına gelen her şeyi dinlemek istiyorlardı tüm ayrıntıları ile. O gün akşama kadar konuşup durdular olanları, tabi sadece kaçış macerası değil, Ayşegül’ün ailesi ana kız onların başına gelenler hepsi hatırlandı tek tek.
“Geldin ya çok şükür aklım sende gitmeyeceğim” diyordu Sema sürekli.
Sema’nın annesi Gülümser hanım, bir kaç gün Ayşegül’ün yanına kalmayı düşünüyordu, henüz yaralıydı nihayet onu böyle kaderine bırakır gibi tek bırakıp gitmek sinmiyordu içine. Sema’nın kalacağı yer hepsi belliydi zaten. Hallederdi o, Ayşegül iyice toparlanınca annesi de giderdi yanına. Ayşegül ne kadar yok dese de ikna olmadı ana kız. Bu sefer başı boş bırakılmayacaktı Ayşegül, artık sahipsiz değildi.
Göz yaşları, mutluluk karışık bir günden sonra bundan sonra yaşayacağı evin ilk gecesinde başını yastığa koyunca Mesut’u düşünmeye başladı yine. Çok ayıp etmişti galiba, öylece çıkıp gidince. Arkadaşı ve annesine anlatırken daha da iyi anlamıştı Mesut’un ne iyi insan olduğunu. Sema da çok kızmıştı aslında uğramadan çıkıp gitmesine ama annesi “Neyse tamam uzatma!” diyerek kapattırmıştı konuyu. Çok iyi bir kadındı Gülümser hanım gerçekten. Ayşegül ilk kez tanımıyordu onu tabi ama bu zor durumda onun için hissettiği endişeyi, ona destek olmak için göze aldığı fedakarlıkları düşününce iyice içi ezilmişti. Aslında evden çıktığı andan itibaren iyi insanlar sarmıştı etrafını başına ne gelirse gelsin. İnsan iyiyi görünce, kötüyü daha iyi görüyordu belki. Huzur içinde uyuyacağını düşünürken sabaha kadar ağladı kendi kendine. Sinirleri de boşalmıştı belli ki.
(devam edecek)