Hangi masal tatlı başlar? – Bölüm 14

Günler sonra ve hayatında ilk kez yaralı olsa da özgürlük duygusunu tadarak uyumuştu o gece hastane yatağında. Hayatının ilk en güzel uykusunu bir hastane yatağında uyuyacağı söylense inanmazdı elbette ama başına gelen her şeyi yeniden düşündüğünde de başkası anlaysa inanmayacağına karar vermişti sonunda. Murat’ı annesi ve babasının gözünde ilah yapan erkek doğmuş olması mıydı sadece? Bunu sorgulamıştı zihni uykuya dalmadan önce. Fiziken geride kalmış olmaları ruhundan ve zihninde de bir anda silinip gidecekleri anlamına gelmiyordu elbette. İyileşmeye başlayan yaralar önce hissettirirdi kendini sonra iyileşmeye başlardı ve onunda çok derin yaraları vardı yaşamıyla ilgili. Sema erkeklerin kendi yarattıkları bir algı olduğunu savunurdu her zaman bunun ama kadınların buna ikna olması hiç normal değildi. Bir insanın diğer insandan doğuştan gelen üstünlüğü söz konusuydu burada, aynı aile, aynı ev, aynı kan içinde. Başlarda o küçük olduğu için ayrıcalıkları var sanıyordu sadece. Toru topu iki yaştı araları Murat küçükken o da bir dev değildi nihayet ama küçük olanın muhtaçlığı ve sevimliliği onunda kalbini çeldiğinden, ailesinin uzantısı gibi davranmayı kabullenmişti kardeşine. Ablalık da doğuştan değil sonradan yüklenen bir roldü aslında, kardeşti onlar sadece birinin diğerinden daha sorumlu olması değildi ilişkilerinde söz konusu olan. Konu sorumlulukla ve erkek egemen toplumsa o halde Murat’ın büyüdükçe daha sahiplenici ve koruması olması gerekmez miydi? Aklı Mesut’a kayıyordu ister istemez onun hali tavrı ne kardeşine ne babasına benziyordu gerçekte. O kaçıncı evlattı acaba ve roller nasıl dağılıyordu ailelerinde. Yarın daha iyi hissederse gidip onu görmek istediğini söyleyecekti hemşireye. Daha az hırpalanan kendisiydi aslında bu süreçte, bütün zor yükü Mesut üstlenmişti tek başına ve şimdi ağır bir hastalığa yakalanmıştı zavallı.

Hiç rüya görmediğini fark ederek açtı gözlerini. Belki de öyle derin uyumuştu ki rüyalar bile dünya gibi geride kalmıştı bu derinlikten. Bakım altında ve güvendeydi, dışarıdaki mevsim, ailesi veya herhangi bir sıkıntı yüreğini çelmiyordu. Kurtuluş için çıktığı yolda yeni bir kurtuluş daha yaşamıştı hatta kaza da sayılırsa üç oluyordu kurtuluşları. Şükretmek içinden geliyordu sürekli o yüzden. Bundan sonra da kolay olur muydu, olmaz mıydı bilmiyordu ama korkmuyordu, bunlardan sağ çıktıysa kalanlardan çıkardı elbet. Belki de hayat onu hazırlamıştı kısa bir dersle gittiği yola, olduğundan daha sağlam, sahip olduklarına daha şükreder başlaması için. Kendisi içindi bundan sonrası önemli olan da buydu. Ne yaparsa kendisi için yapacak, ekmeğini de kendi yiyecek, zararını da kendi görecekti. Hastane kahvaltısını iştahla yedikten sonra hemşire yerine doktor geldi bu kez. Hemşirenin notlar aldığı dosyayı aldı eline ve inceleyip yerine koydu.

“Evet zor şeyler gelmiş başınıza ama iyisiniz” dedi gülümseyerek.

“Çok şükür” diye çıktı yine ağzından.

“Bacağınızdaki yarayı korumayı başarmışsınız iltihap kapmamış, zaten kırık yok zedelenmiş. Kalan hayatınızda belki biraz izi kalır hepsi o kadar. Başınızdaki derin de olsa bir çizik. Gerçekten ucuz atlatılmış bir süreç. Bu gün gördüğüm kadarıyla da direnciniz de artmışa benziyor, yarın sizi taburcu edebiliriz.”

“Sahi mi?” dedi sevinçle elinde olmadan, “Şey arkadaşımın durumu nasıl? Onu görmeye gidebilir miyim?”

“Arkadaşınız? Ha sizinle gelen diğer hasta, onun doktoru ben değilim ama bildiğim kadarıyla ziyaret etmenizde sakıncası olan bir durum değil. Yine de hemşireler size daha net bilgi verir, onlara sorun! Tekrar geçmiş olsun!” diyerek çıktı odadan.

“Evet iyiyim. Çok şükür, çok şükür!” dedi bir kaç kez kendine, yarın taburcu olabileceğine göre, Sema ve annesinin yanına gidebilirdi. Tabi Mesut’u görüp iyi olduğuna emin olması gerekiyordu önce, eğer ona ihtiyacı varsa, yani refakatçi gibi bırakıp gitmek olmazdı. O yüzden Sema’ya onun durumunu öğrendikten sonra taburcu olacağını söylemeye karar verdi.

Hemşire az sonra içeri girince, hemen sorularını sıraladı heyecanla.

“Arkadaşınızın yattığı birimi arayıp sorayım!” dedi hemşire rutin kontrolleri yaptıktan sonra, dün ona telefonunu veren hemşireden farklıydı bu gün gelen.

Hemşirenin aldığı bilgi üzerine, Mesut’un yattığı koridora gelince, garip bir heyecan kapladı içini, çok tuhaf şartlarda tanışmış ve olaylar yaşamışlardı ve şimdi ilk kez normal şartlar denilmese de, o sürece göre daha normal bir ortamda görüşeceklerdi yeniden. Sema’nın sorduğu “Yakışıklı mı?” sorusu geldi aklına kapının ağzına. Yakışıklıydı ama ruhu yakışıklıydı Ayşegül’e göre dış görüntüsünü değerlendirdiğini söyleyemezdi. Havaalanında uçak rötar yapınca verdiği tepkiyle kafasını kaldırıp ona bakışını hatırladı sonra, gördüğü en düzgün hali o kısımdı yolculuğun başlangıcı ile. Yakışıklıydı evet, kalabalıkta dikkat çekmiyor dese yalan olurdu ama öyle iyiydi ki gerçekten. Kalbi sımsıcak oldu birden bire. Yüzünün pembeleştiğini fark edince biraz durdu içeri girmeden, kat hemşiresi onun kapıda beklediğini görünce “İyi misiniz?” dedi endişeyle.

“Hah! Evet merak etmeyin, düşüncelere dalmışım iyiyim” diyerek açtı kapıyı tıklamayı unutup.

Mesut başını kapıdan yana çevirip onu görünce gülümsedi zorlukla. Yanı başında nefes almasına yardım eden bir makine, ağzında da plastik bir ağızlık vardı şeffaf. Hemşire girmeden Ayşegül’e de bir kağıt maske vermişti takması için.

“Yeni sezon maskeli balo!” dedi Mesut gülmeye çalışarak.

“Dekor pek iyi seçilmemiş ama öncekine göre daha iyi olduğu kesin. Nasılsın?” diye sordu gülümseyerek Ayşegül de.

“Hâlâ doktor ama aynı zamanda da hastayım. Senin iyi olmana sevindim, en azından ağzını bağlayıp yatırmamışlar”

“Hayır, senden daha hoş sohbet buldular sanırım beni!”

“Ha orası tartışılır!” dedi Mesut ama öksürük geldi yine konuşmasını kesercesine.

Çok eski iki arkadaş gibiydiler şimdi. İki güne sığacak kadar eski ve çok şey yaşamışlardı canları pahasına. Öksürük nöbeti geçince, “Ne diyor doktorun?” diye sordu Ayşegül sesini ciddileştirerek.

“Yani işte biraz burada destek gördükten sonra salacaklar beni”

“Aileni aradın mı?” diye sordu çekinerek Ayşegül

“Ailemi aradım evet, aslına bakarsan babam geldi, aşağıya indi bir şeyler içmeye, o bile bana dayanamıyor çok uzun süre”

“Ben iki gün iyi dayandım o zaman” diyerek gülümsedi Ayşegül yine. Zor bir şeyleri atlatmanın sevinci mi bilinmez ikisi de sürekli şaka yapıp örtbas etmeye çalışıyorlardı belki içlerindeki travmayı.

“Arkadaşını aradın mı sen peki?”

“Evet, hemşirenin telefonundan sosyal medyasına mesaj attım. Yalnız kalmayacağına sevindim, ben yarın taburcu oluyorum”

“Bu iyi haber değil mi?”

“Yani senin ihtiyacın varsa kalabilirim diyecektim ama madem baban buradaymış. Veda edeyim o zaman”

“Çıkmadan uğramaz mısın bana yine!”

“Ha, tabi uğrarım herhalde, bir acelem yok. Gidip otobüs bileti alacağım bu kez! Başıma bir şey gelmeden varırım herhalde.”

“Aslında ben iyi olsaydım bizimle gelirdin yine!”

“Bir kez daha mı? Yok teşekkür ederim!” diyerek kıkırdadı Ayşegül, Mesut da güldü bu sözlere.

“Neyse daha fazla rahatsız etmeyeyim ben seni!”

“Etmiyorsun kalabilirsin, babam kolay kolay geri gelmez, sıkıldım zaten bu sakinlikten!”

“Her şey için teşekkür ederim, hayatta kaldıysam senin sayende. Yaralarımın iltihap kapmadığını söyledi doktor. Kaza geçirirken yanına bir doktor almalı demek ki insan!”

“Doktor olduğum için değil, insan olduğum için yaptım. Sen de bana baktın ayrıca ben de sana teşekkür ederim. Hayatın dilediğin gibi olur umarım.

“Umarım. Yani şu andan sonra şu ana kadar olandan daha iyi olacağına şüphem yok aslında!”

“Beni de katıyorsun yani işin içine?”

“Hayır!” dedi Ayşegül utanarak, “Olaylar anlamında söylüyorum, yani sen başıma gelen en iyi şeysin aslında tümü içinde!” dedikten sonra iyice kıpkırmızı oldu, “Yani yanımda olduğun için şanslıydım anlamında şey yaptım. Neyse gideyim artık, yarın gelirim!” dedikten sonra Mesut’a fırsat vermeden çıktı odadan.

“Tanrım ne saçmaladım ben içeride öyle!” diye söylendi kapının önünde kendi kendine. Yani söylediği şey doğruydu da, lafın gidebileceği yerler yanlıştı daha çok.

Aslında o odadan hızla çıkarken, Mesut seslenmişti arkasından ama sesi fazla çıkmadığından duyamamıştı Ayşegül, sözü söylediği andan itibaren kafasının içinde kendi sesini duymaya başlamıştı daha çok.

Odasına geri döndüğünde bir utanıyor, bir gülüyordu kendi kendine. Neyse sonuçta babası yanında ve ona ihtiyacı da yoktu, bu son saçmalamayı sayılmazsa, güzelce teşekkür edip veda da etmişti. Yarın uğraması için bir neden yoktu belki de.

(devam edecek)

Yorum bırakın