Hangi masal tatlı başlar? – Bölüm 5

Sonra manken olacağım demişti Murat, bakanın bir daha baktığı boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı Allah var. Ajansın birine bir sürü para yatırmış ama ne yazık ki dolandırılmışlardı karı koca. Onların suçu değildi iyi insanlara denk gelmiyorlardı masumluklarından. Sonrasında karısı sosyal medyada yemek tariflerine başlayınca, mutfak masrafları ayyuka çıkmıştı. Gelinin babası yarım günlük de olsa Murat’a bir ofis işi bulmuş, sözde gidip geliyordu ama ayrılmasının yakın olduğunu biliyordu Ayşegül, çünkü ofistekilerin onun yakışıklılığını kıskanıp, kariyerine mani olduklarını anlatıyordu bir kaç haftadır. Artık evrak dağıtan yarım günlük bir elemanın ne kariyeri olacaksa? İşin özü karı koca daldan dala sekip, ailelerinin desteği ile yaşıyorlardı ancak. Murat’ın aldığı maaş karısının yemek yapacağım diye harcadığı parayı karşılamıyordu daha. Kendi yaptıkları yemeği sevmedikleri için de çöpe dökülüyordu çekim bitince hepsi.

Kız savruk çıkmıştı Saime hanıma göre, güzel kızdı ama eli iş tutmuyordu. Kocasını çekip çeviremiyordu ki. Kandırmıştı oğlunu daha çocuk yaşta oldukları halde. Birlikte yatırmıyordu çocuklar diye ama bir yandan da bir cahillik eder çocuk yaparlar diye korkuyordu. Eninde sonunda bu evciliğin sonu gelecekti nasılsa. Murat bir cevherdi aslında, ama çamura düşmüştü bir kere. Elbet hak ettiğini bulacaktı bir gün ama o gün daha gelememişti ne yazık ki. Moralleri bozulunca da alışverişe çıkıyorlardı bir de. Bunalımda yorgun bir yüzle çekilmiyordu tabi o videolar. Bakımlı, enerjik güler yüzlü ve tabi havalı da olmak lazımdı. Üç ay önce bir yarışmaya başvurmuşlardı televizyonda, araba kazanacaklardı söz de ama neyse ki yaşları tutmuyor diye kabul edilmemişlerdi.. Hile yapıyorlardı o yarışmalarda, taraf tutuyorlar, kazananı baştan belirliyorlardı, yoksa yaş bahaneydi.

Saime hanıma göre nazara geliyordu oğlu. Bakanın gözü kalıyor ondan oluyordu.

“Sen sosyal medya videolarına çıkma yıldızın düşük!” diye tembihlemişti oğlunu. Gelin tek başına çekiyordu hepsini bütün gün o yüzden. Sızlanıyordu yükü taşımaktan ama kocasına nazar değdiği konusunda hem fikirdi o da. Kadınlar, kocasının yüzünü görünce olmadık mesajlar yazıyorlardı özelden.

Öğleden sonra anlaştıkları gibi Sema ile buluştuklarında, kafası bir milyondu Ayşegül’ün.

“Ya çeker kapıyı çıkarsın, bak biz öyle yapacağız! Gel bizimle!” diyordu Sema, “Bunlar seni bir baltaya sap etmezler gözünü seveyim harcama bu fırsatı”

“Nasıl gideyim, ailem onlar benim. Bu Murat’tan bir hayır yok zaten, ben de arkamı dönüp, sefalete mi bırakayım ikisini de!” diyordu Ayşegül.

“Ne geliyorsa başına bu vicdandan geliyor, ne borcun var onlara, kendin kazandın, sen çalıştın, hiç katkıları yok! Baksana bir de kız çıktı başınıza, onu da hiç anlamadım ne biçim bir ailesi var ama neyse” dese de Sema.

“Emek var, babamın ekmeğine ihanet edemem!” dedi Ayşegül başka bir şey diyemedi.

Sema, annesi ile planladıkları gibi evi terk edip yeni hayatına yelken açarken, o babasının bulduğu aşçı yamaklığına başladı çaresiz. Sema gibi değildi o, annesiyle babasının yüzüne bakınca içi acıyordu hallerine. Bunca zaman oğullarından umduklarını bulamadıkları halde, yine de eksilmiyordu destekleri. Acıyordu belki hallerine, o da giderse, Murat’ın onların sokaklara düşüreceğinden korkuyordu belki. Duysa gittikten sonra bunları içi el verir, vicdanı huzur verir miydi içine.

“Ben kazanır okurum yine!” diye avutuyordu kendini. Aşçılık da kötü meslek değildi gerçekten. Ünlü aşçılar ne paralar kazanıyordu. Yemek yapmayı da seviyordu zaten. Ustası kadın da fena biri sayılmazdı ona göre. Disiplinli tersti ama öğretiyordu ondan öyleydi herhalde.

Sema ile annesi köy evinden ve altınlardan kalan parayla küçük bir daire almışlar, Sema okula başlamıştı. Şimdilik bir sıkıntıları da yoktu. Yine de çağırıyordu arkadaşını, “Gel yanımıza bir daha girersin bilgilerin soğumadan” diyordu ama Ayşegül vidanın sesini dinleyip kalmaya karar vermişti bir kere.

Saime hanım her ay elinden maaşını alırken kızının vefasını saygısını öve öve bitiremiyor, daha arkasını dönerken parayı Murat’ın cebine koyuyordu gene. Ha Mustafa bey tek işe düşmüştü nihayet ama yüzüne renk gelmemişti hâlâ yılların yorgunluğu yaş ilerleyince çekilmiyordu insanın üzerinden öyle kolayca. Aslında akşamdan akşama gördüğü ev halinde her şey yolunda zannederken, nasıl olup da böyle şeyler yaşadıklarını anlayamıyordu o da hâlâ ama karısının söylediklerine inanıp, güzelin şansı olmazmışa bağlıyordu içinden. Oysa kızları da bir peri kızı kadar güzeldi. Bahtını da kara yapan kendileriydi ama farkında bile değillerdi ne yazık ki.

Dört yıl boyunca Sema okulunu okurken, aşçının yanında çalıştı Ayşegül. Hani boynuz kulağı geçer derlermiş öyle de öğrendi işin püf noktalarını ustasından. Ustası Gülsüme hanım da seviyordu Ayşegül’ü, öyle sever gibi değil, döver gibi olsa da seviyordu. O da kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalmış bir kadındı nihayet. O da aşçı olan babaları terk edince, ondan öğrendikleri ile o da yamaklıktan başlamış hem annesine hem kardeşlerine bakmıştı. Hepsini okutmuş evlendirmiş, kendi bir mutfağın içinde yaşayıp durmuştu bunca yıl. Evli değildi, çocuğu da yoktu ama işine aşıktı resmen. İşinden başka tutunacak dalı olmayan her insan gibi, tüm enerjisini vermişti elindekine. Otellerde çalışmış ama sonra eğitimli, yurt dışında okumuş aşçılar tercih edilince kendi yerini açmıştı. Müdavimleri vardı yıllardır eksik olmayan. Dükkan dolup taşıyordu ama onca lezzettin hak ettiği fazlasıydı. Ayşegül onu tanıdıkça, işi kaptıkça anlıyordu ustasının uğradığı haksızlığı. Ustası onu biraz kendine benzetiyor, o da biraz kendini ustasına benzetiyordu belki. Sevgi dolu bir ilişkileri olmasa da sessiz bir anlaşmaları var gibiydi aralarında.

Sema’nın annesi iki yılın sonunda, hazıra dağ dayanmayacağını çalışsalar da okul bitene kadar altından kalkamayacaklarını anlayınca, o zamana kadar boşanmayan kocasının yanına geri gelmişti mecburen. Adam da kadınsızlıktan yorulup yeni birini bulamadığı için sesini çıkarmamış, dayak kötek kabul etmişti karısını. Beklenmedik bir şeydi ama yaşlandıkça yalnız kalmaktan korkmuş da merhamete gelmişti belki. Sema’nın da masrafını ödemeyi kabul etmişti kadının ısrarıyla. Ödeyeceği iki yıldı zaten. Ev kira değildi, kız mezun olunca evi satıp adama vereceklerdi parasını. Giden de geri gelecekti böylece. Sema son sınıfa geçince kalp krizinden gidiverdi adam bir gün. Kadıncağız kızının yanına hemen dönmek istese de miras öyle hemen ele geçmediği için Ayşegül’e geldi bir gün. Bir otobüs bileti parası lazımdı miras alınınca verecekti geri. Oğlu babası ölür ölmez evi satacağım senin hakkın yok deyip kovmaya kalkmıştı evden onu. Anahtarını elinden alıp kapının önüne konulunca gidecek yeri olmayınca Ayşegül’e gelmişti zavallı kadın. Ayşegül ustasından rica edip, bir gece kadını dükkanda yatırmış, aldığı avansı da bilet parası ile harçlık diye eline verip yollamıştı kızının yanına.

“Allah var ya gözümden yaş akmadı” demişti Sema telefonda arkadaşına. Annesinin kendini feda edip geri dönmesi köz gibi oturmuştu zaten içine de Allah yardım edip almıştı babasını yanlarından. Ağabeyi de karısını dövüyordu şimdi babasından gördüğü gibi ama neyse ki arayıp sormuyorlardı birbirlerini. İkinci eş olan annesinin payına göz dikmişse de yasal hakkını alıp gelmişti yanına neyse ki. Daha son sınıfta staj yaptığı şirketten iş teklifi almıştı Sema. Okul bitince verecekleri lojmanda başka şehre gideceklerdi.

“Bak bu ev duracak kapatmayacağız, satmayacağız da zaten lojman verecekleri” demişti Ayşegül’e, “Sana borçlandım anneme de baktın oralarda. Hala geç kalmış sayılmazsın, işinle ilgili bir bölüm okur ustan gibi yarı yolda kalmaz diplomalı olursun” demişti yine de.

Ayşegül’ün içi gidiyordu okumak için, vazgeçmiş değildi hayalinden ama araya giren dört yıl köreltmişti bildiklerini. Sema’nın söyledikleri aklını çelse de, babasının giderek daha da yıkık görünmesine dayanamıyordu içi. Murat’ta evcilik oyunundan sıkılıp, karısını annesinin evine yollamış iki yıldır üniversite sınavlarına girip hiç bir yeri kazanamıyordu. Saime hanımın tek tesellisi ikisinin karı koca olmasına hiç izin vermemiş olmasıydı.

(devam edecek)

Yorum bırakın