Sema ile anlaşıp, şehir dışında aynı okulu yazdıkları tercih sonuçlarını beklerlerken, Sema, annesi ile anlaştıklarını ve kazanırsa kız çocuğu yalnız bırakılmaz diyerek birlikte bir ev tutmayı planladıklarını anlatıyordu arkadaşına. Pek tabi ki Ayşegül de onlarla kalacaktı. Böylece en az dört yıl ailenin geri kalanından bağımsız mutlu bir hayat sürecek sonra da işe girip kendi kendilerine bakacak duruma gelince geri dönmeyeceklerdi. Babasının ev masrafını karşılamayacağından emin olduklarından nasıl geçineceklerinin planını da yapmışlardı ana kız. Annesinin atasından kalma köy evi satışa çıkarılmıştı. Yıllarca kocasından gizli biriktirip alınan altınlar da bozdurulacaktı. Dört yıla yetmezdi yine de büyük ihtimal ama belki Sema yarım gün bir iş bulur, okuldan ayrı, annesi de bir işin ucundan tutarsa işe girene kadar idare edebilirlerdi. Aslında eni konu evi terk etme planıydı yaptıkları. Babasının bu planı memnuniyetle karşılamayacağı ve Sema’nın okumaya devam etmeyeceği açıktı.
“Yine de böyle düşününce daha az korkutucu oluyor!” diyordu Sema, Hem belki babası insafa gelir karısını kaybetmemek için masraflara razı olurdu diye kahkaha atıyor, “Şaka şaka!” diyerek daha da kıkırdıyordu ardından.
Ayşegül en azından arkasında annesi durduğu için kıskanıyordu arkadaşını biraz ama kötü niyetli bir kıskançlık değildi bu. Zaten Sema tüm bu plana onu da dahil ediyor arkasında bırakmıyordu. Farklı yerlerde okulları kazanma ihtimallerini düşünmüyorlardı bile. Biri ne yazıyorsa tercihine diğerine de aynını yazmıştı.
Evde kimse Ayşegül’ün sınav sonucunu merak etmediği için sonuçların açıklandığı sabah Ayşegül kendi başına kardeşinden kalan eski bilgisayarın başına geçip sonuçlara bakmıştı. Korku ve heyecandan ilk Sema’nın sonucuna bakmış, onun kazandığı bölümü görünce, planlar işleyecek diye heyecanlanarak kendi sonuç sayfasını açmıştı.
Gördüğü sonuca inanamamış gibi, elini ağzına götürmüş ekrana bakakalmıştı. Nasılsa kazanamayız ama olsun ya tutarsa diye yazdıkları ilk tercihini kazanmıştı Ayşegül. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde burslu okuyacak kadar yüksekti puanı. Sema’nın bölümü de düşük değildi ama beşinci tercihlerine ancak yetebilmişti. Aynı şehirdeydi sonuçta ikisi de, burslu okuyacağına göre okul masrafı da olmayacaktı. Göz yaşları yanaklarından süzülürken, ocağın üzerine çayı koyup, sessizce süzüldü evden ve Sema’lara gitti. Kapıyı öyle sessiz çaldı ki, arkadaşının duymayacağını düşündüğü sırada kapı aralandı. Karşısında Ayşegül’ü gören Sema, babası içeride olduğu için kapıyı arkasından yavaşça çekip atılabilecek en sessiz çığlıkları atarak zıplamaya başladı.
“Başardık, başardık! Gidiyoruz!”
Arkadaşının sessiz sevinci ile içi iyice çözülen Ayşegül de ona eşlik etti. Bir süre zıplayıp birbirlerine sarıldıktan sonra öğleden sonra görüşme planı yapıp ayrıldılar. Ayşegül’ün evdekiler uyanmadan eve dönmesi gerekiyordu. Ekmek almaya çıktım diyebilmek için neşe içinde bakkala uğrayıp eve öyle döndü. Koyduğu çayın suyu çoktan kaynamıştı. Banyodan gelen sese bakılırsa babası uyanmış, babası uyandığına göre annesi de kalkmış odayı topluyor olmalıydı. Kahvaltılıkları çıkarıp masaya dizerken yüzündeki gülümsemeyi kontrol altına almaya çalıştı. Onları ikna edecek en uygun şekilde sonucu söylemek zorundaydı. Evden kaçıp gidecek hâli yoktu, yapmazdı da zaten. Annesi ve babasını ikna edip onlara yük olmadan okumayı planlıyordu. Kazandığı bölümü bitirip işe girince zaten alacağı maaşlarla ne isterlerse onu yapabilirlerdi, yeter ki şimdi önüne durmasınlardı.
Murat da sanki kendine yetiyor gibi bir de sevgili yapmıştı kendine daha lise talebesi olduğu halde, öyle sıradan dışarıda buluşulan bir sevgili de değildi Murat’ın ki, kız kaçırdım diye bir gün pat diye eve getirmiş, sonra kızın ailesi ile görüşülüp, kaçırma değil de kız istemeye çevrilmişti olay. Aile de belli ki kızlarını zapt edemedikleri için imam nikahları şimdilik yapılıvermiş, ileride çocukların yaşı büyüyüp, elleri ekmek tutunca nikah yaparız denmiş ama kız Muratlarda kalmıştı niyeyse. Aynı odada yatırmıyordu Saime hanım ikisini nikahlı da olsalar, daha liseye giden iki çocuktular neticede. Ele güne rezil olmamak için de beşik kertmesi demiş geçmişlerdi ama el alemin ağzı da torba değildi bir yandan.
Önce babası, sonra da annesi gelip sofraya oturunca çaylarını doldurup, gözlerini kaçırarak, “Kazanmışım!” dedi mırıldanır gibi Ayşegül. Cin gibi olan Saime hanım kızının ne söylediğini anlasa da, şaşkın şaşkın yüzüne bakıp, başını sallamıştı “Ne diyorsun?” der gibi.
“Birinci tercihimi kazanmışım” dedi Ayşegül cesaretini toplayıp, “Hem de burslu! Hiç masrafım olmayacak!”
Sofraya oturur oturmaz eline kumandayı alıp televizyonu açan babası, gözünü ekrandan ayırmadan “Cemal eniştenle konuştum!” dedi kızını duymamış gibi, “Komşusunun esnaf lokantasında aşçı yamağı arıyorlarmış. Kız istemiyorlarmış normalde de, aşçı da kadın olduğundan “Gelsin bakalım!” demiş!”
Ayşegül anlamaz gözlerle önce babasına, sonra da annesine baktı
“Çok yüksek bir puan aldım ben, burslu okuyacağım! Çok iyi işlere gireceğim sonra, çok paralar kazanacağım!”
“Kimden izin aldın?” dedi babası bir anda dönüp, “Bana geldin danıştın mı? Kendi başına gittin sınava girdin. Bana ne kazandıysan. Liseyi okuduysan göz yaşına kıyamadığımız için!”
“Hem kardeşinin durumu zor biliyorsun. Ona destek olmamız lazım, dört yıl senin maaşını bekleyemeyiz. Yoruldu bak baban iki işte birden çalışıyor. Ayrılacak birinden, sen başla ki biz de rahat edelim azıcık”
Ayşegül “Ama.” diyecek oldu ama Saime hanım fırsat vermedi.
“Baban dayanamıyor artık!” derken göz yaşlarını bıraktı yanaklarından, “Sen bizim tek güvencemizsin. Bak yaşlandık artık ikimiz de! Gün yüzü bile görmedik daha sen biliyorsun! Kardeşin ele karıştı, daha bize hayrı da olmaz. Görüyorsun yetişemiyorlar da masrafa!”
“Ama..” dedi yine Ayşegül, “Murat’a yedirdiğiniz için bu haldeyiz, daha da yemeye devam ediyor, çalışsa kazanır ama iş beğenmediği için evde oturuyor onları da biz besliyoruz!” diyecekti ama babası sazı eline alınca onu da diyemedi.
“Bizi çiğneyip geçecek misin?” dedi babası, “Ailen zordayken okuyacağım diye mi tutturacaksın.”
“Çalışırım ben yine ama…”
“Sen okumak kolay mı sanıyorsun, ne olacak o masraflar, sana dört yıl daha bakacağız da biz hiç gün yüzü görmeyecek miyiz kızım? Şu mahallede okuyup da doğru dürüst işe giren bir kişi göster bana?”
“Ama benim bölümüm..”
“Bölümmüş, üniversiteymiş hikaye bunlar, adamın varsa iş bulursun yoksa açıkta kalırsın” dedi Saime hanım, “Bak baban tanıdık yerde garantili iş bulmuş sana, sigortası da varmış yılda bir kez de ikramiye. Ayrıca kadın Boluluymuş, öve öve bitiremiyorlar aşçılığını. Aşçılık da para var asıl, görmüyor musun televizyon kanallarını nasıl yarışıyorlar kazanmak için. Sana doğrudan meslek hediye ediyor baban, sen garantisi olmayan bir okul okuyacağım diyorsun!”
“Ama bu çok iyi bir okul..”
“Şimdi iyi, yarın kötü olur. Hocaları bile alıyorlar içeri, görmüyor musun öğrenci olayları tavan yaptı. Karışıversen birine, oradan geçiyordum desen kim dinler. Yooook! Yoook! Ben kızımı sokakta bulmadım, ateşlere atamam! Babanın bulduğu işe gir, bileziğini kolunda dursun. Sonra istersen ilerde okursun gene! Kocanla senin kararın artık!”
“Ne kocası anne ya!” dedi Ayşegül kardeşini kasteden biraz da alaycı bir sesle.
“Ne demek ne kocası?” dedi babası hırsla, “Turşunu mu kuracağız senin. Olmaz diyorsam olsam. İkiletme artık. Kahvemi yap getir, işe geç kalacağım!”
Öyle keskin ve sert çıkmıştı ki Mustafa beyin sesi, Ayşegül’ün sözleri göz yaşlarına katılıp düğüm düğüm oturdu boğazına. Beklemediği bir şey değildi karşı gelmeleri, bu kadar iyi bir sonuç almak beklemediği bir şeydi asıl. Hiç destek görmeden kazandığı bu başarı avuçlarından kayıp gidecek miydi şimdi. Göz yaşlarını saklamaya çalışarak girdi mutfağa kahvesini yaptı babasının. Babası öyle bir bakış attı ki kahveyi alırken, ciğerine kadar işledi acısı. Sonra kahvesini içip, giyinip gitti işe. Haklıydı biliyordu, yıllardır o işten çık öbürüne git, çabucak yaşlanmış çökmüştü beli ama iyi bir okul okuyup onları rahat ettirebilirdi. Tabi yine kardeşine vereceklerdi ellerindeki avuçlarındakini, elin kızının yanında boynunu mu büksün diyeceklerdi ama evlendiği kızın da kendinden farkı yoktu ki Murat’ın. Evcilik oynar gibi evlenmişlerdi sözde saçma sapan. Babasının madem ev geçindireceksin bari yarım gün de olsa çalış diye soktuğu işten çıkmıştı beğenmeyip, adamla da kötü olmuşlardı. Karı koca gezip tozma, giyinip kuşanma meraklısıydılar yaşları gereği. Murat’ın eline verilen kredi kartı borçları ayyuka çıkınca iki aile birleşip ödemişlerdi kurtulsunlar diye yoksa haciz gelecekti oturdukları evlerine. Çocuk olmasalar ayrı eve de çıkaracaklardı ikisini ama sadece yıl olarak değil akıl olarak da çocuktu ikisi de. Sonunda karı koca sosyal medya fenomeni olmaya takmışlardı kafayı, masraflı işti haliyle önce harcayacaklar sona kazanacaklardı ama maalesef o işte bekledikleri gibi olmamıştı. Arkadaşları ve geniş sosyal çevreleri sayesinde ünlü olacaklarını sanmışlar, videolarını izleyen bile çıkmamıştı.
(devam edecek)