Kayıt Dışı – Bölüm 30

Şeyda’nın gözleri yeniden aralandı. Bu sefer biraz daha net bakıyordu. Ali Rıza’nın yüzüne baktı. 

“Le… vent…” diye fısıldadı. 

“Ali Rıza ben Şeyda, dedektif hatırladın mı?” dedi Ali Rıza. Kulağını yaklaştırdı. 

“Levent… Ar… man…” dedi Şeyda. Her kelime bir eziyet gibiydi. “Bu… ra… da…” 

“Levent Arman mı?” dedi Ali Rıza. İsim tanıdık geldi. “Cemal Arman’ın oğlu mu?” 

Şeyda göz kapaklarını kapayıp açtı zorlukla. Çok hafif. Sonra gözleri kapandı yine. 

Ali Rıza kapıda bekleyen adamına seslendi “Rıdvan’a söyle, Levent Arman burada mı? Doktorla konuşsun. Bütün hasta kayıtlarına el koysunlar, hepsi incelenecek” 

Dışarıdaki memur Rıdvan’ı arayıp talimatları bildirdi. O sırada doktor ve Nalan hemşire, odaya götürülmüş, Rıdvan yanlarında duruyor, bir memur da kapıda bekliyordu. Rıdvan telefonu kapatınca söylenen ismi tekrarladı.  

Doktor Faruk’un yüzü değişti. Gerginleşti. 

“Hasta mahremiyeti diye bir şey duymadınız mı siz?” dedi sinirli sinirli. 

Rıdvan tekrarladı  “Levent Arman burada mı? Yalan söylemeyin çünkü hasta kayıtları tek tek incelenecek” 

Doktor Faruk cevap vermedi. Nalan hemşire sıkıntıyla doktorun gözünün içine bakıyordu ama doktorun ona işaret edecek ya da açıklama yapacak hali yoktu o anda.  

Rıdvan memura döndü. “Tüm kayıtlara bakın, odaları arayın. Her birini. Levent Arman’ı bulun.” 

Memur başını salladı. Koridora çıktı. 

Şeyda biraz daha konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmıyordu artık. Dudakları kıpırdadı ama kelimeler oluşmadı. 

“Sakin ol,” dedi Ali Rıza. “Konuşma. Dayan sadece.” 

Birazdan memur gelen aramadan sonra dönüp üstüne haber verdi. “Ambulanslar gelmiş. ” 

Şeyda sedyeye yatırılmıştı. Sağlık görevlileri serum bağlıyordu. Monitör takıyordu. 

“Durumu nasıl?” diye sordu Ali Rıza. 

Sağlık görevlisi başını salladı. “İyi değil. Ağır ilaç zehirlenmesi. Hemen hastaneye götürmeliyiz.” 

“Gidin,” dedi Ali Rıza. “Ben de geleceğim, ailesine ben haber veririm, siz bir şey söylemeyin.” 

Şeyda’nın gerçek kimlik bilgileri ambulansa verilmişti. Sedye koridorda ilerledi. Asansöre bindi. O sırada Levent Arman’ın da bulunduğu ve kendinde olmadığı bilgisi geldi. Ancak şimdilik Cemal Arman’ın akrabası olan Levent Arman olduğuna dair bir kanıt yoktu. Öncelik hastaları buradan daha güvenli bir yere taşımaktı şimdi. Diğer konular tek tek ele alınacaktı. 

Ali Rıza, doktorun odasının kapısında bekleyen Rıdvan’ın yanına inmişti Şeyda götürüldükten sonra, “Levent Arman ve gereken başka kim varsa  hastaneye kaldır. Sonra bu binayı mühürle. Kimse çıkmasın, kimse girmesin.” 

“Tamam,” dedi Rıdvan. 

Ali Rıza Doktor Faruk’a baktı. “Siz benimle geliyorsunuz. Karakola.” 

Doktor Faruk itiraz edecek gibi oldu ama Ali Rıza elini kaldırdı. 

“Bir kelime bile etmeyin. Haklarınız okunacak. Avukatınızla konuşursunuz.” 

Memur Doktor Faruk’un kolundan tuttu. Kelepçe taktı. Nalan hemşire de onunla birlikte kelepçelendi.  Doktor ve hemşire kelepçe ile bina önünde bekleyen polis otosuna götürülürken, koridorlarda gölge gibi gezinen Kemal dedektifin yanında belirdi. 

“Kemal!” dedi ben 

“Sen burada mı çalışıyorsun?” dedi Ali Rıza hemen 

“Sayılır komiserim!”  

“Şeyda’yı nereden tanıyorsun?” 

“Orhan bey aracılığı ile tanıyorum, geleceğini bana haber verdiler!” 

“Onları nereden tanıyorsun?” dedi Ali Rıza ama sonra birden eliyle ona susmasını işaret edip, işini halledip geri gelen Rıdvan’a “Bu adam Kemal, merkeze götür orada ifadesini versin!” dedi hemen. Orhan ile bağı kuracak doğru adamın o olduğunu düşünüyordu. Bakalım daha neler çıkacaktı bu korkunç yerden. 

Bina mühürlendikten ve hastaların gerekli yerlere sevkleri bittikten sonra Ali Rıza son bir kez binaya baktı. Beyaz duvarlar. Parlak ışıklar. Ama içeride karanlık vardı. Çok derin bir karanlık. 

Sonra döndü. Şeyda’nın ailesine haber vermeliydi ama önce ambulansın hastaneye ulaşıp ulaşmadığından emin olması lazımdı. Telefonu çıkarıp, ambulansların kimleri hangi hastaneye götürdüğünü takip eden görevli memuru aradı. Şeyda’nın hangi hastaneye götürüldüğünü öğrendi. 

Dayan Şeyda, diye düşündü. Kurtuldun. Artık güvendesin. 

Ama bilmiyordu ki Şeyda’nın savaşı daha bitmemişti. Bedeni ilaçlardan kurtulsa bile, zihni hâlâ esirdi. 

Ve klinikte hâlâ sırlar vardı. Çok daha derin sırlar. 

Kemal, dedektifin karşısına çıkmadan önce, köşede durmuş, her şeyi izlemişti. Polisler Şeyda’yı götürdüklerinde, Levent’i bulduklarında, Doktor Faruk’u tutukladıklarında… 

Telefonundan bir mesaj gönderdi. 

“Polis geldi. Şeyda’yı buldular. Levent’i de. Doktor Faruk tutuklandı. Ne yapmalıyım?” 

Cevap hemen geldi. 

“Sakin ol. Her şey plana uygun. Sen orada kal. Bekle.” 

Kemal telefonu cebine koydu.  

Sonra gülümsedi. Kimin planı işliyordu acaba? Sonra saklandığı yerden çıkıp, dedektifin yanına gitti.  

Şeyda’nın hastanede gözlerini açması üç gün sürdü. İlk iki gün sadece uyudu. Bedeni ilaçların zehirini atmaya çalışıyordu. Üçüncü gün, öğleden sonra, gözlerini araladığında ilk gördüğü annesi Sakine Hanım’dı. 

“Anne?” dedi. Sesi hırıltılıydı, boğazı kurumuştu. 

Sakine Hanım feryat etti. “Hasan! Doktor! Uyandı, kızım uyandı!” 

Odaya herkes doluştu. Babası Hasan Bey, doktorlar, hemşireler… Ve köşede, sakin duran Ali Rıza. 

Doktor gözlerinin içine ışık tuttu. Sorular sordu. Adını biliyor muydu? Nerede olduğunu? Bugün hangi gün? 

Şeyda cevap vermeye çalıştı ama kelimeler birbirine karışıyordu. Zihninde sis vardı, kalın bir sis. Hatırlamak istedi ama hatırlayamadı. 

“Sakin ol,” dedi doktor. “İlaç etkisi henüz geçmedi. Zaman lazım. Vücudun toparlanıyor.” 

Sakine Hanım kızının elini öptü. “Çok şükür, çok şükür…” 

Hasan Bey sessizce ağlıyordu. Elleriyle yüzünü kapatmıştı. 

Ali Rıza onlara bakmadı. Sadece Şeyda’ya baktı. Kız gözlerini ona çevirdi. Tanıdı mı tanımadı mı belli değildi. Ama bir şey vardı bakışlarında. Bir şey. 

“Dedektif…” diye fısıldadı Şeyda. 

Ali Rıza başını salladı. “Evet. Buradayım.” 

“Çıkardın… beni…” 

“Evet.” 

Şeyda gözlerini kapattı. Yorgundu. Çok yorgundu. 

Ertesi gün daha iyiydi. Oturabiliyordu. Yemek yiyordu. Konuşuyordu. Ama hafızası hâlâ parça parçaydı. 

Doktor Leyla, genç bir psikiyatri uzmanıydı. Sabah Şeyda’nın odasına geldiğinde elinde dosyalar vardı. 

“Şeyda,” dedi. “Seninle konuşmam lazım. Klinikte sana çok yüksek dozda psikotrop ilaçlar verilmiş. Antipsikotikler, sedatifler, anksiyolitikler… Bunlar beyinde geçici hasara yol açabilir. Hafızan parça parça olacak bir süre. Bazı şeyleri çok net hatırlayacaksın, bazılarını hiç hatırlamayacaksın.” 

“Ne kadar sürer?” diye sordu Şeyda. 

“Bilmiyorum. Belki aylar. Belki daha uzun. Fizik tedavi ve psikoterapi lazım. Sabırlı olmalısın.” 

Şeyda başını salladı. Sonra sordu: “Mahkeme ne olacak? Ben tanıklık edemez miyim?” 

Doktor Leyla duraksadı. “Ali Rıza Bey bunu sordu bana. Şu anda akli denge raporun mahkemede geçmez. Yani sen tanıklık edemezsin. Avukatlar ‘bu kız ne söylediğinin farkında değil, ilaç etkisinde’ derler.” 

Şeyda’nın gözleri doldu. “Ama… ben tek tanığım. Ben gördüm her şeyi.” 

“Biliyorum,” dedi doktor yumuşakça. “Ama önce iyileşmen lazım. Sonra konuşursun. Acele etme.” 

Ali Rıza takip ettiği işlerden her fırsat bulduğunda geliyordu. Bazen sessizce oturuyor. Bazen konuşurlardı. Şeyda’ya klinikte ne olduğunu sormuyordu henüz. Doktor kendi istemediği sürece konunun açılmaması gerektiği konusunda aileyi ve onu uyarmıştı. İlk başlarda her şeyin farkında gibi olsa da zamanla hafızasının parçalı ve gidip gelen bir süreç izlediği ortaya çıkmıştı. Hatırlamak istemiyordu başına gelenleri ama bir yandan da hatırlamak için mücadele ediyordu. O yüzden bazen her şeyin farkında gibi bazense hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi davranıyordu. Hatırladığı dönemler strese giriyor, tansiyonu yükseliyor ve çığlıklar atarak uykusundan uyanıyordu. 

(devam edecek)

Yorum bırakın