“Hasta nerede dedim!” dedi Ali Rıza daha da sinirli.
“Bence” dedi Doktor Faruk, “Çok stresli bir iş yapıyorsunuz, baskı altında çalışmak, sinirleri kontrol etmek zordur. Belki sizi de kısa bir süre misafir etmeliyiz. Görünüşe göre biraz sakinleşmeye ihtiyacınız var!”
Ali Rıza’nın esmer yüzü doktor konuştukça daha da kararıyordu. Adam resmen olay çıkarmak için onu kışkırtmaya çalışıyordu. Eğer şimdi kontrolü kaybederse, görev sırasında saldırganlaştığı gerekçesiyle her şey riske girerdi. Derin bir nefes aldı, sonra bir daha, başını boyun sinirlerini gevşetmek için iki yana doğru bükerek gerdi.
“Tamam!” dedi “Teklifinizi düşüneceğim ama önce işimi yapmam gerek! Elif Kaya nerede?”
“Bir saniye bu kattan sorumlu hemşiremize sorayım!” diyerek cebinden telefonunu çıkardı Doktor Faruk, o kadar sinir bozucu bir sakinliği vardı ki, Ali Rıza kendini kontrol etmek için içinden telkin yapmaya başlamıştı. Tek başına bu adam bile buraya sağlıklı gireni delirtmeye yeterdi.
“Nalan hemşire, polis beyefendiler Elif Kaya’nın yerini soruyor. Odasında olmadığını görüyoruz, bilgi verir misiniz?”
“Elif dün bana saldırmaya çalıştığı için onu özel tedavi odasına aldık, şu anda kendinde değil hocam!” dedi Nalan hemşire, Doktor Faruk sesi telefonun hoparlörüne verdiği için söyledikleri koridorda yankılanmıştı
“Özel tedavi odası nerede hemşire?” diye sordu Ali Rıza, doktorun kapatmasına fırsat vermeden.
“Faruk bey biliyor, onun onayı olmadan hastalarla kimse görüşemez” diye yanıt verdi hoparlörden Nalan hemşire. Ali Rıza kadını dinlerken doktorun gözlerine bakıyordu doğrudan.
Telefon kapandıktan sonra da bakmaya devam etti, “Onayı verecek siz olduğunuza göre, bizi oraya götürseniz iyi olur!” dedi Ali Rıza nazik bir sesle
“Hemşireyi duydunuz bu kadın dengesiz ve saldırgan, sizin müdahaleniz sonucu durumunda kötüleşme olursa ailesine karşı sorumluluğu almak zorunda kalırsınız ki bu tür hastalarda bu çok hassas bir durumdur.”
“Alıyorum merak etmeyin, bizi hastanın yanına götürün” dedi Ali Rıza
“Umuyorum böyle ordu gibi içeri girmeyi düşünmüyorsunuz, hastanın durumu hassas üniformalı adamları karşısında görünce korkacaktır!”
“Ben girerim” dedi Ali Rıza koridorda doktorun peşi sıra yürürlerken, bana önlüğünüzü verirsiniz içeri beyaz önlükle girerim. Merak etmeyin.”
Doktor Faruk bir kaç adım attıktan sonra durduğu için Ali Rıza adamın yüzüne baktı yine soru dolu ifadesiyle “Gitmiyor muyuz?”
“Geldik” dedi Doktor Faruk, özel tedavi odası Şeyda’nın odasının hemen yanıydı zaten.
“Burası mı?”
“Evet burası!”
“Açın lütfen kapıyı, önlüğünüzü de bana verin!”
Doktor Faruk önlüğü çıkarıp dedektife verdi. Ali Rıza’nın bedeni doktordan iri olduğundan eğreti dursa da bir önemi yoktu. Doktor, kartını uzatıp kapının kilidini açtı.
Sensörlü olduğu anlaşılan lambalar, Ali Rıza’nın içeri girmesi ile hemen yandı. Duvarları fayans, serin tuhaf, ameliyathane gibi bir odaydı burası. Odanın tam ortasında duran yatakta, kolları ve ayaklarından sedyeye bağlanmış bir kadın yatıyordu, yüzü diğer tarafa dönük olduğundan Ali Rıza odanın diğer tarafına dolandı.
“Allah kahretmesin sizi!” diye çıktı ağzından, “Ne halt ettiniz bu kıza?”
Şeyda’nın kollarına serum bağlıydı. Monitörler yanıp sönüyordu. Kalp atışı, tansiyon, oksijen… Yüzü o kadar beyaz ve solgundu ki, onunla uzun süre çalışmamış olsa Ali Rıza bile tanıyamazdı. O sıcacık bakışlı, canlı, enerji dolu kız gitmiş, yerinde neredeyse ölü gibi yatan, yüzü çökmüş bir başkası yatıyordu.
“Şeyda!” dedi Ali Rıza görevini unutmuş, insani bir paniğe kapılmıştı yüreği.”Şeyda, ben Ali Rıza. Duyuyor musun beni?”
Şeyda hiç tepki vermedi.
Ali Rıza omzunu hafifçe sarstı. “Şeyda!”
Doktor Faruk kapının tam eşiğinde bekliyordu, “Size söyledim, bu hastamızın adı Elif Kaya! Şeyda dediğinizde tepki vermez. Konuşacak durumda da değil gördüğünüz gibi isterseniz bırakalım da dinlensin, hastamı bu kadar taciz etmenize izin veremem”
Ali Rıza sinirle baktı doktora, eli istemsizce Şeyda’nın bileğinden sedyeye bağlı eline gitti. Avucunun içine aldığı ölü bir kuş gibiydi bu el. Farkında olmadan sıkıyordu Şeyda’nın elini, bir anda “Ihh” diye bir ses geldi Şeyda’dan.
“Şeyda!” diyerek hemen ona eğildi Ali Rıza
“Lütfen ama!” dedi Doktor Faruk’un daha otoriter çıkan sesi. Bu yaptığınız arama değil, hastama zarar veriyorsunuz. Buna hakkınız yok!”
Ali Rıza doktorun hemen arkasından gözünün içine bakıp, emir bekleyen adamına işaret edince, adam kocaman elini doktorun omuzuna koyup onu nazik olmaya çalışarak geri çekti ve odanın kapısını içerisi görünmeyecek kadar aralıkta açık bıraktı. Dışarıdan doktorun giderek yükselen ve söylenen sesi geliyordu.
Şeyda’nın gözleri hafifçe aralandı. Çok yavaş. Çok zor. Odaklanamıyordu. Odanın parlak ışığı rahatsız ediciydi. Ali Rıza eliyle ışık ve Şeyda’nın gözleri arasına bir gölge yaptı.
“Ali…” diye fısıldadı Şeyda. Sesi hırıltılıydı. Boğazı kupkuruydu.
“Evet, benim. Seni kurtarmaya geldim.”
Sonra “Rıdvan!” diye kükredi bir anda, ama boş odada sesi öyle yankılandı ki, Şeyda yerinden sıçradı. Yeniden elini sıktı onun “Afedersin buradayım seni bırakmayacağım sakın korkma!” diye mırıldandı kapıdan giren Rıdvan’a dönüp, hemen bir ambulans çağır buraya, ekip desteği iste, doktoru da odasına götürün kapısında bekleyin bir yere çıkmasın. Konuştuğu hemşireyi de bulun onu da, “Ha bir de şu Kemal mi kimse onu da bulun bana!”
Şeyda’nın dudakları kıpırdadı. Konuşmaya çalıştı ama ses çıkmadı.
Doktor Faruk artık sinirini saklamıyordu, o soğukkanlı hali gitmiş gözlerinden ateş saçan bir yılana dönüşmüştü sanki.
Ali Rıza odadan çıkıp, kapıda ambulans gelene kadar birinin beklemesini talimat verdi, kapı kapatılmayacaktı. Uzanıp Faruk’un elinde duran kapıları açan kartı çekip aldı ve yanında diğer adama uzattı.
“Her odayı açın! Gerekirse daha fazla ambulans isteyin!” dedikten sonra saldıracak gibi duran doktora döndü. “Bu kadına ne yaptınız?”
“Tedavi,” dedi Doktor Faruk sakin bir sesle ama dişlerinin arasından tıslar gibi, “Elif Kaya depresyon hastası. Ailesi onu buraya—”
“Yalan!” dedi Ali Rıza. “Bu kadının adı Şeyda Yılmaz. Gazeteci. Kayıp. On sekiz gündür arıyoruz.”
Doktor Faruk başını salladı. “Hayır. Elif Kaya. İşte dosyası.” kapının iç tarafına monte edilmiş bir askıda duran dosyayı gösterdi.
Ali Rıza içeri girerken onu fark etmemişti, kapıya yürüyüp dosyayı aldı. Açtı. İçinde belgeler vardı. Kabul formu, tedavi planı, ilaç raporları…
“Elif Kaya. Yirmi dört yaşında. Depresyon ve uyum problemi. Ailesi tarafından getirilmiş.”
Fotoğrafa baktı. Şeyda’nın fotoğrafıydı. Ama isim Elif Kaya’ydı.
“Bu sahte,” dedi Ali Rıza.
“Hayır,” dedi Doktor Faruk. “Resmi belgeler. İmzalı. Onaylı. Hastanın kendi rıza metni de var. Burada uygulanan her türlü tedaviyi kabul ediyor. Şu anda bir suç işliyorsunuz.”
Ali Rıza klasörü yere fırlattı. “Sahte! Bu kadın Şeyda Yılmaz! Ve siz onu burada hapsettiniz!”
Doktor Faruk geri çekildi. “Ben sadece doktorum. Hastalarıma bakıyorum. Eğer bir yanlışlık varsa—”
“Yanlışlık değil bu!” dedi Ali Rıza. “Alı koyma bu! Hapis bu!”
Rıdvan araya girdi. “Ali, sakin ol. Önce kızı hastaneye kaldıralım. Sonra konuşuruz.”
Ali Rıza derin bir nefes aldı. Rıdvan haklıydı. Şeyda’nın durumu ciddiydi.
“Ambulans çağırmadınız mı?” dedi memura. “Hemen.”
Memur “Çağırdık üç ambulans yolda şimdilik!” dedi aceleyle.
“Faruk beye odasına kadar eşlik edin dediğim gibi!” dedi Rıdvan’a dönüp, doktor polislerle koridordan ayrılırken, yeniden içeri girip Şeyda’nın yanına gitti ve yeniden elini tuttu.
“Şeyda, dayan. Ambulans geliyor. Seni hastaneye götüreceğiz.” dedi endişeli bir sesle. Gazetedeki o aşağılık heriflere de soracaktı bunun hesabını. Bu kızın buraya görev olarak yollanmadığı açıktı.
(devam edecek)