Kayıt Dışı – Bölüm 28

Ali Rıza, Rıdvan ve bir polis otosu zaten adrese varmak üzereydiler. Ali Rıza “Acele edelim!” dedi, “Kıza bir şeyler yapacaklarmış.” 

“Kim o arayan?” dedi Rıdvan 

“İçeriden biri bilmiyorum!” 

“Ya bir tuzaksa!” 

“Zaten arama emrimiz var oraya gidiyoruz!” dedi Ali Rıza 

Rıdvan başını sallayıp, cevap vermedi.  

Kemal telefonu kapatır kapatmaz, koridorda yürümeye başladı. İlaç hazırlama odasına gitti. Kapıyı açtı. İçeri girdi, hemşirenin az önce odadan çıktığını görmüştü. Birazdan Nalan hemşirenin yolladığı bakıcılardan biri gelip ilacı alacaktı muhtemelen. Üzerinde Elif Kaya yazan ilaç tepsisi, hemen masanın ucuna konulmuştu. Yüksek doz. Çok yüksek. 

Şırıngayı cebine koyup, düşük dozlu bir şişeden yeni bir şırınga açıp doldurdu. Sakinleştirici ama öldürücü olmayan. Dışarıdan sesler duyunca hemen iki dolabın arasındaki boşluğa girdi. Nalan hemşirenin yolladığı bakıcı masanın üzerindeki tepsiyi görünce oyalanmadan alıp çıktı. Ayak sesleri uzaklaşınca Kemal’de saklandığı yerden çıkıp, görev yerine gitti. Şeyda’nın hayatını kurtardığını söyleyince, en azından onlardan biri gibi gözükmeyeceği burada çaresizlikten, kötülüklere alet olmuş bir adamdı. Değiştirdiği şırınga cebindeydi, onu kanıt olarak verecekti. 

Biraz sonra, Ali Rıza ve Rıdvan, kliniğin önünde duruyorlardı. Akşam üzeri olmuştu. Ali Rıza zile bastı. 

Uzun süre ses gelmedi. Sonra bir ses duyuldu. 

“Kim o?” 

“Emniyet Müdürlüğü,” dedi Ali Rıza. “Kapıyı açın lütfen.” 

“Şu anda kimseyi içeri alamayız” 

“Arama emrimiz var. Kapıyı açın yoksa zorla gireriz.” 

Sessizlik. Sonra kapı açıldı. Güvenlik görevlisi önlerinde duruyordu. 

“Kimliğinizi görebilir miyim?” 

Ali Rıza kimliğini gösterdi. “Şeyda Yılmaz adında bir kadın arıyoruz. Burada olduğunu düşünüyoruz.” 

Güvenlik görevlisi kaşlarını çattı. “Böyle bir hasta yok.” 

“Dosyalara bakacağız” 

Güvenlik tereddüt etti. Doktor Faruk’u aradı ve polislerin geldiğini söyledi. Doktor telefonu vermesini söyleyince 

“Ben Doktor Faruk. Bu tesisi yönetiyorum,” dedi  Sakin, profesyoneldi. “Ne arıyorsunuz?” 

“Şeyda Yılmaz. Kayıp bir gazeteci. Burada olduğunu düşünüyoruz.” 

“Böyle bir hasta yok.” 

“Arama yapmak istiyoruz” 

Doktor Faruk duraksadı. “Arama emrinizi görmem gerek” 

“Gösteririz” 

“Mahkeme kararınız var mı?” 

“Hayır. Ama—” 

“O zaman giremezsiniz. Burası özel mülk. Mahremiyeti var. Sonra mahkeme kararıyla gelin.” 

“Şeyda Yılmaz’ın en son geldiği yer olduğuna dair elimizde kanıtlar var” dedi Ali Rıza sert bir sesle. 

“Şeyda Yılmaz mı? O burada değil. Size söyledim.” Doktor Faruk, “Mahkeme kararı olmadan arama olmaz ama bir çayımı elbette içebilirsiniz.” 

Ali Rıza cevap bile vermeden telefonu görevliye geri verdi. Rıdvan’a döndü. 

“İçeri girmemize izin vermiyor.” 

“Zorla girebiliriz,” dedi Rıdvan. “Ama sonra…” 

“Biliyorum,” dedi Ali Rıza. “İşimizden oluruz.” 

İkilem içindeydi. Eğer zorla girerse ve Şeyda burada değilse, kariyeri biterdi. Ama eğer girmezse ve Şeyda buradaysa… 

Güvenlik görevlisi telefonu kapattı. “Doktor Faruk sabah mahkeme kararıyla gelmenizi istiyor.” 

Ali Rıza ona baktı. Sonra binaya baktı. Pencerelere baktı. 

Şeyda orada. Biliyorum. Hissediyorum. 

Ama kanıtı yoktu. 

“Tamam,” dedi sonunda. “Sabah döneceğiz. Mahkeme kararıyla.” 

Güvenlik başını salladı. Kapıyı kapattı. 

Ali Rıza ve Rıdvan arabaya bindiler. 

“Ne yapacağız?” dedi Rıdvan. 

“Sabah ilk iş mahkemeye gideceğim,” dedi Ali Rıza. “Arama emri alacağım. Ve buraya döneceğim.” 

“Kaç saat sürer?” 

“Bilmiyorum. En az iki gün. Belki üç.” 

“Şeyda o kadar bekleyebilir mi?” 

Ali Rıza cevap vermedi. Sadece karanlık binaya baktı. 

Dayan Şeyda, diye düşündü. Lütfen dayan. 

İçeride, Doktor Faruk telefonu kapatıp kameralardan polislerin arabaya binip gittiğini izledi. 

Sonra Hemşire Nalan’ı aradı. 

“Polis geldi. Ama mahkeme kararları yoktu. Geri gönderdim. Ama dönerler. Birkaç gün içinde.” 

“Ne yapacağız?” 

“Elif Kaya’nın tedavisini hızlandır. Maksimum doz. Her altı saatte bir. Polis geldiğinde artık hiçbir şey hatırlamayacak.” 

“Anladım.” 

Telefonu kapattı. 

Ama bilmiyordu ki Kemal ilaçları değiştirmişti. Ve Şeyda’nın hatırlama şansı hâlâ vardı. Artık özel tedavi odasına alınmış, doğrudan serumla besleniyordu. 

Üç gün sonra, Ali Rıza mahkeme kararıyla geri döndü. Bu sefer yanında sadece Rıdvan yoktu. İki polis memuru daha vardı. Ve savcı vekili. 

Kapıyı çaldılar. 

Bu sefer Doktor Faruk şahsen açtı. 

“Merhaba,” dedi. Gülümsüyordu. “Buyurun.” 

Ali Rıza mahkeme kararını uzattı. “Binayı arayacağız.” 

Doktor Faruk kararı aldı. Okudu. Başını salladı. 

“Tabii. Ama önce size bir şey söylemem lazım.  Şeyda Yılmaz burada değil.” 

“Göreceğiz,” dedi Ali Rıza. 

Doktor Faruk başını salladı. Koridorlardan geçtiler. Ali Rıza her odaya bakıyordu. Hastalar vardı. Sessiz, uyuşuk hastalar. Ali Rıza ile gelen diğer polis ekibi de başka koridorlardaki odaları arıyorlardı. Gelmeden önce hepsine Şeyda’nın fotoğrafları gösterilmişti. 

Kemal polislerin yeniden geldiğini duymuştu ama Şeyda’yı çoktan özel tedavi odasına almışlardı ve muhtemelen orayı açmayacaklardı. Bir yolunu bulup, onlara kızın yerini söylemesi gerekiyordu. İçeride kimse ondan şüphelenmediği için Doktor Faruk ile gezen dedektife yaklaşamadı ama bir kağıda yazdığı küçük notu hemşirelere çaktırmadan memurlardan birinin avucuna tutuşturuverdi. Memur notu okuyunca, diğerlerine geleceğini söyleyip, Ali Rıza dedektifin olduğu koridora geçti. Dedektifi doktordan uzaklaştırıp, notu gösterdi. 

“Şeyda Yılmaz B koridorundaki kilitli tedavi odasında. Hasta adı Elif Kaya.  Kemal” 

Ali Rıza notu okuyunca kalbi hızlandı, buraya varmadan arayıp Şeyda hakkında bilgi veren adamın adıydı bu. Memura döndü. 

“B koridoru nerede?” diye sordu fısıldayarak. 

Memur başını salladı. “Bilmiyorum. Ama buluruz.” 

Ali Rıza Doktor Faruk’a döndü. Adam hâlâ gülümsüyordu, sanki her şey kontrol altındaymış gibi. 

“B koridoru nerede?” dedi doğrudan Ali Rıza, artık sabrı tükeniyordu. 

Doktor Faruk’un gülümsemesi dondu yüzünde. “B koridoru mu? O… o özel tedavi bölümü. Sadece ağır hastalar için.” 

“Oraya gideceğiz.” 

“Ama orada mahremiyet—” 

“Mahkeme kararı var,” dedi Ali Rıza sertçe. “Tüm binayı arayacağız dedik. Hemen götürün bizi.” 

Doktor Faruk bir an tereddüt etti. Sonra başını salladı. 

“Tabii. Buyurun.” 

Koridordan yürümeye başladılar. Doktor Faruk önde, Ali Rıza ve memurlar arkada. Rıdvan da yanlarındaydı. Asansöre bindiler. Doktor Faruk “2” düğmesine bastı. 

“Üst kat mı?” dedi Ali Rıza. 

“Evet. Özel tedavi bölümü üst katta. Daha… sakin. Hastalar için daha uygun.” 

Asansör indi. Kapılar açıldı. 

Karşılarında uzun, beyaz bir koridor uzanıyordu. Duvarlar yine parlaktı ama ışıklar daha loştu. Daha soğuktu burası. 

Koridorun iki yanında kapılar vardı. Kapalı kapılar. Üzerlerinde isimler yoktu. Sadece numaralar vardı. 

Doktor Faruk yürümeye başladı. “Elif Kaya bu koridorda mı?” diye sordu Ali Rıza. 

“Evet.” 

“Hangi odada?” 

Doktor Faruk durdu. Bir kapının önünde. Üzerinde “B-7” yazıyordu. 

“Burada.” 

Ali Rıza kapıya baktı. Elektronik kilitliydi. 

“Açın.” 

Doktor Faruk cebinden bir kart çıkardı. Kapının yanındaki okuyucuya tuttu. Kart okuyucu yeşil ışık yaktı. Kilit açıldı. 

Burası Şeyda’nın Elif Kaya olarak tutulduğu odaydı ama odasından alındığı için içeride kimse yoktu. Ali Rıza dönüp doktora baktı soru dolu bir yüzle. 

“Aç dediğiniz için açtım!” dedi Faruk eski gülümsemesi yeniden yüzüne yerleşmişti, “Hastamızın odada olup olmadığını sormadınız!” 

Ali Rıza’nın esmer yüz hatları daha da gerildi, “Dalga mı geçiyorsunuz siz bizimle? Ben devletin görevlisiyim!” dedi sert sert 

“Olur mu? Siz aç deyince açtım, ne isterseniz yapıyorum!” dedi Doktor Faruk pişkin pişkin. 

“Hasta nerede?” diye sordu Ali Rıza bu kez, bu adamın yapay yüz ifadeleri elinde olmadan sinirlerini geriyordu. 

“Elif Kaya ağır depresyon hastası, sıklıkla krizlere girip, kendine zarar vermeye kalktığı için odasından alınmış olabilir. Bu tür durumlarda hastayı daha rahat takip edebileceğimiz ve diğer hastaların seslerinden etkilenmeyeceği daha izole alanlara alıyoruz” dedi Doktor Faruk, “Tedavi gereği hastaların da ruh hallerini etkileyecek iletişimlerde bulunmaması önemli bizim için. Hastanın iyiliği için” 

(devam edecek)

Yorum bırakın