Kayıt Dışı – Bölüm 23

Ertesi sabah Şeyda yine erkenden evden çıkıyor ama bu defa otobüs durağı yerine kapının önünde bekleyen bir arabaya biniyordu. Arabanın şoförü gözlük ve şapka taktığı için yüzü seçilmiyordu. Arkada oturan adamsa yüzünü arabanın içine bakacak şekilde tuttuğu için yine bir sonuca varamadı. Sonra farklı bir kamera açtı. Arabanın gittiği yönü takip etti. Bir, iki, üç kavşak. Araba şehir dışına doğru ilerliyordu. 

Ali Rıza son kamerayı buldu. Şehir çıkışındaki ana yol kamerasıydı. Araba geçti. Bu sefer plakayı görebildi. 

34 XYZ 1234 

Not defterine yazdı. Bilgisayarına döndü. Trafik kayıtlarına girdi. Plakayı sorguladı. 

Sonuç geldi: Kiralık araç. Şirket: Premium Rent A Car. (Araç kiralama şirketi) 

Telefonu eline aldı. Araç kiralama şirketini aradı. 

“Merhaba, Emniyet Müdürlüğü’nden arıyorum. 34 XYZ 1234 plakalı aracınızı kim kiraladı, öğrenebilir miyim?” 

Karşı taraftan bir sessizlik geldi. Sonra bir kadın sesi: 

“Efendim, bu bilgiyi verebilmem için resmi bir talep gerekiyor.” 

“Evet, biliyorum,” dedi Ali Rıza sakin bir sesle. “Ama acil bir durum var. Sadece isim yeterli. Resmiyeti sonra hallederiz.” 

Kadın tereddüt etti. “Ben… bilmiyorum efendim. Kurallara aykırı…” 

“Lütfen,” dedi Ali Rıza. Sesinde bir aciliyet vardı. “Bir kişinin hayatı tehlikede olabilir. Ona bir zarar gelirse sorumlu olmak istemezsiniz herhalde. Telefon numarasını görebiliyorsanız hemen kontrol edin, emniyetten aradığımı göreceksiniz” 

Kadın derin bir nefes aldı. “Bir saniye.” 

Klavye sesleri geldi. Sonra kadın geri döndü. 

“Tamam kontrol ettim, numaranız doğru ama biliyorsunuz telefonda kimseye güvenmememiz gerekiyor.” 

“Haklısınız, en doğrusunu yapıyorsunuz ancak soruşturma dosyası açabilmek için bu bilgilere ihtiyacımız var. “ 

“Arabayı kiralayan şahsın adı Ahmet Şahin. Kimlik numarası… bir dakika efendim, burada bir şey garip.” 

“Ne gibi?” 

“Araç on beş gün önce kiralanmış, aynı gün teslim edilmiş. Ancak kimlik numarası hepsi bir şeklinde girilmiş. Normalde böyle bir şeyin olmaması gerekir. Giren arkadaş bir hata yapmış sanırım, kayıt düzeltme için not alınmış bir saniye işlem görmüş mü bakayım” 

Ali Rıza kaşlarını çattı. “Müşterinin iletişim bilgileri yok mu?” 

“Notlara aynen şöyle işlemişler. Aradık. Telefon kapalı. E-posta gönderdik. Cevap yok. Araç alınan servisin önüne anahtar üzerinde olarak bırakılmış, biri gelip teslim etmemiş.” 

“Kimlik fotokopisini görebilir miyim?” 

“Efendim, bunu göndermem için resmi talep—” 

“Biliyorum,” dedi Ali Rıza. “Ama lütfen. Sadece bir kez bakayım. Fotoğraf gönderirseniz çok minnettar olurum. Zaten anlaşılan gerçek bir kişiden bahsetmiyoruz.” 

Kadın yine tereddüt etti. Sonra, “E-posta adresiniz?” 

Ali Rıza adresini verdi. Telefonu kapattı. Bilgisayarına döndü. E-postasını açtı. Bekledi. 

Beş dakika sonra e-posta geldi. Eki açtı. 

Ekranda bir kimlik fotokopisi belirdi. Ahmet Şahin. Otuz iki yaşında.  Ciddi yüz ifadesi. Kimlik büyük ihtimalle sahteydi. 

Ali Rıza fotoğrafı yakınlaştırdı. Yüze baktı. Sonra güvenlik kamerası kayıtlarına döndü. Kafeden çıkan adamın bulanık görüntüsüne baktı. 

Aynı adam değildi.  

Ahmet Şahin 

Ali Rıza internete girdi. Adı aradı. Sonuçlar geldi. LinkedIn profili, sosyal medya hesapları… 

Ama hiçbir şey belirgin değildi. Ahmet Şahin sıradan bir isimdi. Yüzlerce kişi vardı aynı isimle. 

Ali Rıza daha fazla aramaya başladı. Şirket kayıtları, vergi kayıtları, mahkeme kayıtları… 

Saatler geçti. Akşam oldu. Ofis boşaldı. Ali Rıza hâlâ ekranın başındaydı. Samanlıkta iğne aramaktan farkı yoktu. Buradan bir şey çıkmayacağına karar verip, arabadaki diğer adamın yüzünü yakalayacağı bir görüntü taramaya başladı. İki saat sonra nihayet adamın başını dışarı çevirdiği bir anı kamerada yakaladı. Fotoğrafı netleştirmek için bir uygulama kullandı. Şimdi adamın yüz hatları daha iyi anlaşılabiliyordu. Şeyda’nın kafede buluştuğu adamın olduğu kareleri açtı, benziyordu, yüzü görünmese de kafa yapısı, çene yapısı benziyor gibiydi. Yüz tarama sistemini açıp iki görüntüden aldığı fotoğrafları taratmaya başladı.  

Orhan Yıldız – Danışman – Kurgan Medya Grubu 

Ali Rıza durdu. Kurgan Medya Grubu. Bu Şeyda’nın çalıştığı gazetenin bağlı olduğu şirket değil miydi? Adam haber kaynağı değildi o zaman. Ofis varken niye gazete yerine uzak bir yerde buluşmuştu ki bu kız, medya grubunun danışmanı ile. Sonra gazeteye Şeyda’nın göreve gittiğini söylediği tarihten önce giren çıkanları görebilmek için başka kayıtlara bakmaya başladı. Saat gecenin üçü olmuştu, ertesi sabah bir görev için dışarıda olması gerekiyordu, o yüzden bırakıp çıkmak istemiyordu. Sabah dört buçukta aynı adamı gazeteye girerken ve çıkarken görüntüledi. Elbette ki medya grubu danışmanının gazeteye girip çıkmasında bir tuhaflık yoktu ama tam da Şeyda’ ile bir kaç gün sonra buluşup, sonra da onu evden alması ile aynı güne gelmesi tuhaftı.  Aracın Şeyda’yı kapıdan aldığı gün nereye gittiğini tespit edebilmek için bir kaç saat daha uğraştı. Bu adam niye sahte kimlikle bir araç kiralayıp, kızı evden almıştı ve dahası nereye gitmişlerdi. Sabah sekiz olduğunda henüz bir sonuca varamamıştı Göreve çıkması gerektiğinden 

Hızla gazeteyi aradı. Telefon birkaç kez çaldı, sonra açıldı. 

“Gerçeğin Kurgan Medya grubu, buyurun?” 

“Merhaba, ben Emniyet Müdürlüğü’nden arıyorum. Orhan Yıldız’la görüşebilir miyim?” 

“Orhan Bey mi? Orhan bey bir süredir izinli efendim. ” 

“Ne kadar süredir izinli” 

“Bunu size söyleyemem” 

“Ne zaman dönecek?” 

“Bilgim yok maalesef, bende izinde olduğu gözüküyor” 

“Anlıyorum. Teşekkür ederim.” 

Ali Rıza telefonu kapattı. Düşündü. 

Orhan Yıldız. Kurgan Medya Grubu’nda danışman. Şeyda ile buluşmuş. Onu bir yere götürmüş. On beş gündür ortada yok. Adam da izinde.  

Ali Rıza not defterine yazdı: Orhan Yıldız = Şüpheli. 

Sonra telefonu eline aldı. Bir numara çevirdi. 

“Cenk? Ben yine. Bir ricam daha var.” 

Murat Bey yazı işleri müdürü olarak yılların deneyimine sahipti. Hangi haberin patlarsa patlar olduğunu, hangi dosyanın risk taşıdığını, hangi muhabirin güvenilir olduğunu bir bakışta anlardı. Ama şu an masasının başında oturup, elleriyle yüzünü ovalarken, hiçbir şey anlamıyordu. 

Telefonu yeniden çaldı. Şeyda’nın babası Hasan Bey’di. Bugün üçüncü aramasıydı. 

“Evet Hasan Bey,” dedi telefonu açarken. Sesini sakin tutmaya çalıştı. 

“Bir haber var mı?” dedi Hasan Bey. Sesinde umutsuzluk vardı. “Bağlantınıza ulaşabildiniz mi?” 

Murat Bey derin bir nefes aldı. “Henüz ulaşamadım. Ama merak etmeyin, bugün mutlaka konuşacağım.” 

“Ne demek ulaşamadınız?” dedi Hasan Bey sesi yükseliyordu. “Siz kızımı bu işe gönderdiniz! Sorumlusunuz! Kızım on beş gündür kayıp! On beş gün!” 

“Anlıyorum Hasan Bey, ben de endişeliyim—” 

“Siz endişeli falan değilsiniz!” dedi Hasan Bey. “Siz sadece—” 

“Hasan Bey,” dedi Murat Bey sesi sertleşti. “Ben yapabileceğimin en iyisini yapıyorum. Lütfen sakin olun. Kızınızı bulacağız.” 

Telefon kapandı. Murat Bey masaya vurdu yumruğuyla. Kahve fincanı sallandı, içindekiler döküldü. 

Lanet olsun. 

Ayağa kalktı. Odanın içinde volta atmaya başladı. Düşündü. 

Şeyda’yı görevlendirme emri yönetim kurulundan gelmişti. Orhan Yıldız gelmiş, “Özel bir proje var,” demişti. “Genç, yetenekli, tanınmamış bir gazeteci lazım. Şeyda Yılmaz uygun.” 

Murat Bey o zaman sormamıştı. Soruları yoktu. Yönetim kurulu emretti, o yaptı. İşi buydu. 

Ama şimdi… 

Şimdi kız kayıptı. Ailesi arıyordu. Ve Orhan Yıldız’a ulaşamıyordu. 

Telefonu eline aldı. Orhan’ın numarasını çevirdi. Telefon çaldı. Bir kez. İki kez. Üç kez. Sonra kapandı. 

Murat Bey yeniden denedi. Yine aynı şey. Telefon açılmıyor, mesaja cevap yok. 

Ne oluyor burada? 

Kapı tıklatıldı. “Girin,” dedi Murat Bey. 

(devam edecek)

Yorum bırakın