Kayıt Dışı – Bölüm 8

Şeyda odadan çıktığında bacakları titriyordu hafifçe. O içerideyken Duygu ve Vedat’ta geri gelmişlerdi. Vedat kahve makinasına doğru giderken onu görünce; “Bir şey mi oldu?” diye sordu merakla. Şeyda’nın yazı işleri müdürünün odasından çıktığını görünce yine azar yediğini sanmıştı.  

“Haber çıkacak” dedi Şeyda. “Yarın. İlk haberim.” 

“Hangi haber?” 

“İhale dosyası.” 

Vedat kaşlarını kaldırıp “Vay be.” dedi şaşkınlıkla. 

Duygu da o sırada, makyajını tazelemiş tuvaletten dönüyordu. Şeyda’nın yüzünü görünce durdu. 

“Ne oldu? Ne bu surat ikinizin de?” dedi. 

“Haber bitirdim” dedi Şeyda. 

“Hangi haber?” 

“İhale dosyası. Yarın çıkacak.” 

Duygu’nun yüzü değişti. “Bana söylemedin.” 

“Henüz netleşmemişti.” 

“Şimdi netleşti öyle mi?” 

“Evet. Siz yemekteyken Murat beyin onayını aldım.” 

Duygu yüz ifadesini koruma gereği bile duymadan  “Bak Şeyda,” dedi dişlerinin arasından, “Beraber çalışmamız gerekiyor. Ama sen tek başına hareket ediyorsun. Bizimle bir derdin varsa bilelim.” 

“Ben sadece işimi yaptım.” dedi Şeyda, “Bu dosyayı ben takip ediyordum. Beraber yaptığımız bir iş değil!” 

“Bana bile göstermeden mi verdin Murat beye?” 

“Polisle görüştüm. Onlar onay verdi. Sonra Murat Bey’e götürdüm. Prosedür bu. Senin onayına ihtiyacım yok, iş benim.” 

Duygu bir şey diyecek gibi durdu. Ama Murat Bey kapıdan çıktı. Ofise baktı. 

“Şeyda,” dedi. “Yarın sabah erken gel. Basın bültenini hazırlayalım.” 

“Tamam.” dedi Şeyda neşeyle sonra dönüp Duygu’nun yüzünde oluşan ifadeye baktı. Herkesin başı onlardan yana dönünce, gülümsemeye başlamıştı ama bu gülümsemenin gerçek olmadığını herkes kadar Şeyda’da öğrenmişti artık.  

Murat Bey odasına girince Duygu’nun yüzündeki gülümseme anında silindi, döndü Şeyda’ya baktı. Sonra hiçbir şey demeden kendi masasına geçti. 

O akşam Şeyda bir haberi tamamlamış olmanın heyecanıyla erkenden çıktı. Gidip biraz dinlenmek istiyordu artık.  

Ertesi sabah gazete masasında bekliyordu. Şeyda eline aldı. Ön sayfadaydı. Kendi adı altındaydı. Yüzüne öyle geniş bir gülümseme yayılmıştı ki, bu baktığı ulusal gazetede çıkan ilk haberiydi ve işte kendini ispatlamıştı, o bir asistan değildi.  

“Belediye İhalelerinde Şaibeli Bağlantılar” 

Ofise geldiğinde herkes gazeteden bahsediyordu. Birkaç kişi yanına gelip tebrik etti. Başak uzaktan gülümseyip başıyla selam verdi. 

Vedat ilk defa ona da kahve getirdi. 

“Helal olsun,” dedi. “Çok iyi olmuş.” 

“Teşekkür ederim.” dedi Şeyda kahvesini alırken. Artık ofiste var olmanın ne demek olduğunu öğreniyordu.  

Duygu yoktu henüz. Şeyda masasına oturdu. Bilgisayarı açtı. E-postalar doluydu. Ulusal gazetelerden sorular. Televizyon kanallarından röportaj talepleri. Gazete dağıtıma çıktığı andan itibaren haber herkese ulaşmıştı belli ki.  

Saat ona doğru Duygu geldi. Yüzü soğuktu. Çantasını masasına bıraktı. Gazeteye bile bakmadı. Doğruca kahve makinesine gitti. Vedat’ın onun için aldığı kahve masada soğumuştu. 

Şeyda onun arkasından baktı. Sonra önüne döndü. İstediği kadar bozulabilirdi. Artık onun da haberi yayınlanıyordu. Ekip işi diye verilen işlerde beraberdiler ama bu iş sadece ona verilmişti ve hiç de bozulmaya hakkı yoktu. 

Öğlene doğru Murat Bey Şeyda’yı çağırdı. 

“Bir televizyon kanalından aradılar,” dedi. “Akşam programına çıkmak ister misin?” 

Şeyda durdu. “Televizyona mı?” 

“Evet. Büyük kanal. Haber programı. Dosyadan bahsedeceksin.” 

“Ben… bilmiyorum.” 

“Düşün,” dedi Murat Bey. “Ama fırsat bu. Adın duyulur.” 

“Tamam. Çıkarım.” 

Murat Bey gülümsedi. “Akşam hazırlan o zaman.” 

Şeyda odadan çıktı. Duygu koridordaydı. Şeyda’yı gördü. Bekledi. 

“Televizyona mı çıkacaksın?” Dedi, sanki ondan önce haberi olmuş gibi. 

“Evet.” dedi Şeyda heyecanla, “Sen de mi duydun?” 

Duygu başını salladı. “Çok hızlısın.” 

“Sadece fırsat geldi.” 

“Fırsat,” dedi Duygu. Gülümsedi ama gözleri gülmüyordu. “Evet. Fırsat.” 

Sonra döndü, gitti. Şeyda’nın onu takacak hâli yoktu. Hemen koridora çıkıp annesini aradı, babası gazeteyi çoktan görmüş ikisi de haberi okuyorlardı. İşin içine bir de televizyonun gireceğini duyunca daha çok heyecanlanıp, kızlarını tebrik ettiler.  

O akşam Şeyda televizyona çıktı. Program on dakika sürdü. Sunum yaptı, soruları cevapladı. Evde annesi izledi. Babası izledi. Ali Rıza bile mesaj attı: “İyi iş.” 

Ertesi gün ofiste herkes ondan bahsediyordu. Koridorda yürürken insanlar tebrik ediyordu. 

Duygu o gün hiç konuşmadı. Masasında oturdu. Çalıştı. Ama Şeyda’ya bakmadı bile. Çocuk gibi davranıyordu ama kendi bilirdi. Herkes işini yapıyordu. 

Akşam herkes çıktıktan sonra Duygu ofiste kaldı. Bilgisayarının başında oturdu. Ama çalışmıyordu. Sadece düşünüyordu. 

Sonra telefonunu eline aldı. Bir numara aradı. Telefon uzun süre çaldı. Sonra açıldı. 

Duygu konuştu. Sesi alçaktı. Ofiste kimse yoktu ama yine de fısıldıyordu. 

“Baba,” dedi. “Seninle konuşmam lazım.” 

Karşıdan gelen ses duyulmuyordu. 

“Hayır, telefonda değil,” dedi Duygu. “Yarın akşam gelebilir misin? … Tamam. Restoranda buluşalım.” 

Telefonu kapattı. Bir süre öylece oturdu. Sonra ayağa kalktı. Çantasını aldı. Işıkları kapattı. Çıktı. Ofis karanlıkta kaldı. Sadece bilgisayar ekranları yanıyordu. Ve masaların arasında sessizlik vardı. 

Ertesi sabah Şeyda erkenden gelmişti yine. Masasına oturduğunda bilgisayarında bir not gördü. Sistem üzerinden gönderilmiş, yazı işleri müdüründen. 

“Bugün öğleden sonra benimle görüşeceksin. Yeni bir dosya var.” 

Şeyda kahvesini alıp masasına dönerken Duygu’nun yerinin boş olduğunu fark etti. Vedat da yoktu henüz. Ofis her zamankinden sessizdi. 

Saat on birde Vedat geldi. Yüzü gergin görünüyordu. 

“Günaydın,” dedi Şeyda. 

“Günaydın,” dedi Vedat ama gözlerini kaçırdı. Çantasını masasına bıraktı, bilgisayarını açmadan doğruca kahve makinesine yöneldi. 

Şeyda bir şey sormadı. Ama içinde bir ağırlık oluşmuştu. 

Öğlene doğru Duygu geldi. Şık giyinmişti, saçları toplu, makyajı yerindeydi. Ama yüzünde bir sertlik vardı. Masasına geçerken Şeyda’nın yanından bile bakmadan geçti. 

Şeyda dosyasının başına eğildi. Okumaya devam etti ama kelimeleri takip edemiyordu artık. Ofisteki sessizlik kulağını tırmalıyordu. 

Saat ikide yazı işleri müdürünün odası açıldı. 

“Şeyda, gelebilir misin?” 

Şeyda ayağa kalktı. Duygu o anda başını kaldırıp baktı. Bakışları keskin ve soğuktu. Şeyda gözlerini kaçırdı. 

Odaya girdiğinde müdür masasının arkasında oturuyordu. Karşısında ise tanımadığı bir adam vardı. Kırk beş ellisinde, takım elbiseli, ciddi yüzlü. 

“Otur,” dedi müdür. 

Şeyda oturdu. 

“Bu Orhan Bey,” dedi müdür. “Gazete danışmanlarımızdan. Seninle bir konu hakkında konuşmak istiyor.” 

Orhan öne eğildi. Ellerini masaya koydu. 

“Şeyda Hanım,” dedi. “Sizi tebrik etmek istiyorum. Yerel gazetedeki başarınız gerçekten dikkat çekiciydi.” 

“Teşekkür ederim,” dedi Şeyda. 

“Buraya geldiğinizden beri de iyi işler çıkardığınızı duyuyoruz,” diye devam etti adam. “Detaylara dikkat ediyorsunuz. Sabırlısınız. Bu özellikler çok değerli.” 

Şeyda başını salladı ama konuşmadı. 

“Size özel bir teklif getirdik,” dedi Orhan. Yazı işleri müdürüne baktı. Müdür başıyla onayladı. 

“Bizim… özel bir projemiz var,” dedi Orhan. “Kapalı bir kurum. Medyaya kapalı. Ama biz içeriden bir bakış istiyoruz. Objektif, temiz, doğru bir haber.” 

Şeyda dinliyordu. 

“Bu kurum, ruh sağlığı alanında çalışıyor,” diye devam Orhan. “Gençlere yönelik. Ama ne yazık ki toplumda yanlış algılar var. Biz gerçeği göstermek istiyoruz.” 

“Ne tür bir kurum?” diye sordu Şeyda. 

“Özel bir rehabilitasyon merkezi,” dedi müdür. “Aileler çocuklarını buraya gönderiyor. Bağımlılık, davranış sorunları, adaptasyon problemleri… Bu tür konularda uzmanlaşmışlar.” 

“Neden medyaya kapalı?” diye sordu Şeyda. 

Orhan gülümsedi. 

“Mahremiyet,” dedi. “Oradaki gençlerin aileleri tanınmış insanlar. İsimlerin açığa çıkmasını istemiyorlar. Ama biz bu merkezde neler olup bittiğini bilmek istiyoruz” 

Şeyda düşündü. 

“Yani ben içeri girip ne gördüysem onu mu yazacağım?” 

“Aynen öyle,” dedi müdür. “Ama hasta gibi girebilirsin ancak, kurallar sıkı. Telefon yok, fotoğraf yok, isim yok. Sadece gözlem, gazeteci kimliğini dışarıda bırakmak zorundasın. İçeri girişini biz ayarlayacağız, tanıdığımız bir kaç kişi var. Sonra çıktığında da yazarsın. Bu haber tam bir bomba olacak” 

(devam edecek)

Yorum bırakın