Kayıt Dışı – Bölüm 7

Öğleden sonra Duygu ayağa kalktı. Çantasını aldı. 

“Ben çıkıyorum,” dedi. “Birazdan dönerim.” 

Bir saat sonra geri döndü. Elinde bir dosya vardı. Şeyda’nın masasına geldi. 

“Bak ne buldum” dedi. 

Şeyda başını kaldırdı. 

Duygu elindeki iki belgeyi masaya koydu. “Arşivde buldum. Birisi yanlışlıkla oraya koymuş olmalı.” 

Şeyda belgelere baktı. Kaybolan belgelerdi. 

“Nereden buldun?” 

“Alt kattaki eski arşiv dolabında,” dedi Duygu. “Biliyorsun oraya kimse bakmaz. Tesadüfen gördüm.” 

Şeyda belgeleri eline aldı. Sayfaları kontrol etti. Aynı belgelerdi. Ama Şeyda o arşive hiç gitmemişti. 

“Teşekkür ederim,” dedi, eski arşiv odasına girmediğinden emindi ama belki de o belgeleri ortada bırakınca birisi de alıp diğer odaya koymuştu. En azından bulunmuştu belgeler.  

“Rica ederim” dedi Duygu. Sonra döndü, kendi masasına geçti. 

Şeyda belgeleri dosyaya koydu. İçi rahat değildi. Bir şeyler ters gidiyordu ama ne olduğunu tam bilemiyordu. 

Akşama doğru Duygu Murat Bey’in odasına gitti. Kapı kapalıydı. On dakika sonra çıktı. Yüzünde garip bir ifade vardı. 

Ertesi sabah Murat Bey Şeyda’yı odasına çağırdı yeniden. 

“Şeyda,” dedi. “Otur.” 

Şeyda oturdu. 

“Duygu dün benimle konuştu,” dedi Murat Bey. “Belgeleri kaybetmişsin.” 

Şeyda başını salladı. “Evet. Ama bulundu.” 

“Duygu bulmuş,” dedi Murat Bey. “Arşivde.” 

“Evet.” 

Murat Bey öne eğildi. “Şeyda, sen iyi bir gazetecisin. Ama dikkatli olmalısın. Belgeler önemli. Kaybolursa, iş kayar.” 

“Biliyorum,” dedi Şeyda. “Bir daha olmaz.” 

“Duygu, seninle birlikte çalışmak istediğini söyledi,” dedi Murat Bey. “Sana yardım etmek istiyor.” 

Şeyda durdu. “Ben hallederim. Sorun yok.” 

Murat Bey bir an baktı ona. Sonra güldü. “Tamam. Ama dikkatli ol. Duygu tecrübeli. Ondan öğrenebileceğin çok şey var.” 

“Tamam.” dedi Şeyda yeniden. Duygu’nun hemen Murat beye yetiştirmesi hiç hoş değildi. Anlaşılan, bütün iplerin elinde olması için uğraşacaktı ama Şeyda, Vedat gibi kolay lokma değildi, bölmesine dönerken içinden kendini sakinleştirmeye çalıştı ve hiç bir şey olmamış gibi masasına geçti. 

Az sonra Duygu yerinden kalkıp yanına geldi, Gülümsüyordu. Şeyda farkında değilmiş gibi dosyayı açtı. Belgelere baktı.  

“Daha yiyecek çok ekmeğin var! Arkanı toplamak zorunda bıraktırma beni!” dedi şefkatli bir sesle, “Sende ışık görüyorum ama çok acemisin daha!” dedi ve yerine geçip oturdu. 

Şeyda cevap vermedi, bu kızın gerçekten garip taktikleri vardı, insan söylediklerinde iyi niyet mi var, kötü niyet mi anlayamıyordu. Ofiste herkesin onu sevmediği kadar vardı neticede. Aklını ofis saçmalıkları ile bulandırmamak için dikkatini yeniden dosyaya verdi. Bir ara aklına gelince çekmecesi kilitli mi diye yeniden kontrol etti. Bundan sonra çalıştığı hiç bir belgeyi ofiste bırakmayacaktı. 

Akşam eve giderken çantası ağırdı. İçinde bütün dosyalar vardı. Ama en azından güvendeydi, çantasına yerleştirirken hepsinin tam olduğunu üç kez kontrol etmişti.  

O gece yatağına uzanırken düşündü. Belgeleri oraya koyan Duygu muydu, yoksa sahiden kendisi mi unutmuştu.  

Cevabı bilmiyordu. Ama bir şey biliyordu: Artık daha dikkatli olmalıydı. O akşam eve döndüğünde doğruca masasına geçti. Çantasından dosyaları çıkardı. Belgeleri yeniden gözden geçirmeye başladı. Neyse ki bu sefer hepsi tamdı. Salondaki masaya hepsini yayıp yeniden gözden geçirmeye başladı. Sabah yarım bıraktığı sandviçi ve gelirken aldığı patates kızartmasını kemiriyordu düşünüyorken Annesi bu halini görse kim bilir nasıl kızardı. Akşam yemeği için eni konu sofra kurulmadan çalışmasına izin vermezdi evdeyken,  

hele kahvaltı yapmadan çıkıp, akşam geçiştirmesine asla müsaade etmezdi. Salondaki masa sadece yemek yemek içindi, oraya bilgisayar dosyalarda yayılmazdı. Bir anda annesi aklına gelince gülümsedi. Onları özlüyordu, geldiğinden bri sadece telefonda konuşabilmişlerdi. Uzak olmamasına rağmen ne kendisi gidip onları görebilmiş ne de onlara gelin diyebilmişti. İki üç güne bir teyzesi de arayıp evle ilgili bir ihtiyaç olup olmadığını soruyordu Hem annesi, hem teyzesine sürekli çok rahat olduğunu işini çok severek yaptığını anlatıp durmak zorundaydı. İkisinin de onunla konuştuktan sonra birbirlerini arayıp haber verdiklerinden zerre kadar şüphesi yoktu zaten. Babası sadece iyi misin diye soruyor, iyi olduğunu duyunca da rahatlayıp, lafı uzatmıyordu. Sandviçin kalanını ağzına tıktıktan sonra, ellerini silip yeniden dosyaya döndü. Bu yeni gazetede kendini ispatlamak için büyük fırsattı, Ali Rıza’nın da desteği ile bu işin altından kalkacağına hiç şüphesi yoktu. Tam yeniden dalmış kalemin arkasını kemirirken telefonu çaldı.  

Ali Rıza arıyordu. Arkadan gelen telsiz anonslarından bu saatte bir görevde olduğu anlaşılıyordu. 

“Şeyda, yarın görüşelim. Sabah erken olur mu?” dedi lafı uzatmadan 

“Olur,” dedi Şeyda. “Bir şey mi oldu?” 

“Konuşuruz,” dedi Ali Rıza. “Saat sekizde gel.” 

Telefon kapandı. 

Ertesi sabah Şeyda, yazı işleri müdürü ve Duygu’ya geç geleceğini mesaj atıp, doğrudan polis merkezine gitti. Ali Rıza ofisinde bekliyordu. Masasında yeni belgeler vardı. 

“Otur” dedi eliyle koltuğu işaret ederek. Ali Rıza masasındaki belgeleri ona doğru itti. 

“Bak bunlara,” dedi. “Senin bulduğun isimlerle ilgili.” 

Şeyda belgelere baktı. İhale dosyalarındaki isimler, yeni bilgilerle eşleşiyordu. Para transferleri, şirket bağlantıları, tarihler… 

“Bunlar nereden geldi?” diye sordu heyecanla. 

“Biz de çalışıyorduk,” dedi Ali Rıza. “Senin bulduklarınla birleşince resim netleşti.” 

Şeyda sayfaları çevirdi. Kalbi hızlanıyordu. 

“Bunları kullanabilir miyim?” 

Ali Rıza durdu. Düşündü. 

“Bu kadarını yayınlayabilirsin artık,” dedi sonunda. “Bizim de işimize gelir aslında.” 

“Nasıl yani?” 

“Bakalım kimler paniğe kapılacak,” dedi Ali Rıza. “Tepkileri görmek istiyoruz. Birisi hata yapar belki.” 

Şeyda başını salladı. “Anlıyorum.” 

“Ama dikkatli ol,” dedi Ali Rıza. “İsimleri açık verme. Sadece bağlantıları göster. Okuyucu anlasın ama ispat edilemez bir şey yazma.” 

“Tamam.” 

Şeyda belgelerin fotoğrafını çekti. Notlar aldı. Bir saat sonra polis merkezinden çıktı. 

Gazeteye geldiğinde saat on birdi. Duygu ve Vedat masalarındaydılar. Duygu Şeyda’yı görünce başını kaldırdı. 

“Neredeydin?” 

“Görüşmem vardı, mesaj yazdım sana ve Murat beye” dedi Şeyda. 

“Yine mi o kaynak?” 

Şeyda cevap vermedi, başını sallayıp, masasına geçti. Bilgisayarı açtı. Yazmaya başladı, o kadar heyecanlıydı ki hiç vakit kaybetmeden haber metnini oluşturmak istiyordu.  

İki saat boyunca tek kelime konuşmadı. Belgelere baktı, yazdı, sildi, yeniden yazdı. Öğle olduğunda hâlâ devam ediyordu. 

Vedat yanına gelip, “Yemek yemeyecek misin?” diye sorana kadar vaktin nasıl geçtiğini anlamadı bile.  

“Sonra,” dedi gülümseyerek “Bitmek üzere.” 

Saat ikide bitirdi. Haberi okudu. Yeniden okudu. Sonra ayağa kalktı. Murat Bey’in odasına gitti. Vedat ve Duygu henüz yemekten dönmemişlerdi. 

Kapıyı tıklattı. 

“Gelebilir miyim?” 

“Gel.” dedi Murat Bey. 

İçeri girdi. Az önce yazıcıdan aldığı kağıdı uzattı. 

“Yeni bir haber metni hazırladım” dedi. “Okur musunuz?” 

Murat Bey kağıdı alıp, okumaya başladı. Şeyda o bitirene kadar heyecanla ayakta bekledi. Murat Bey ilk üç sayfayı okuduktan sonra başını kaldırıp, “Emin misin bunlardan?” diye sordu merakla. 

“Evet. Polisle konuştum. Onay verdiler.” dedi Şeyda hemen. 

“Polisin bilgisi mi bunlar?” 

“Hayır,” dedi Şeyda. “Ben buldum. Ama onlar da takip ediyormuş. Yayınlamamda sakınca yok dediler.” 

Murat Bey dosyayı masaya bıraktı. Gözlüğünü çıkardı. 

“Bu büyük,” dedi. “Sen farkında mısın?” 

“Evet.” 

“Yarın ön sayfadan gider” dedi. “Adın altında olacak. Hazır mısın?” 

Şeyda başını salladı, “Hazırım.” Dedi gülümseyerek. 

“Tamam,” dedi Murat Bey. “Ben son kontrolü yaparım. Akşam baskıya gönderelim.” 

(devam edecek)

Yorum bırakın