Kayıt Dışı – Bölüm 6

Buluştuklarında, sanki önce beraber yaptıkları işlerin devamı gibi hemen çalışmaya başladılar. Dedektif onun elindeki belgelere baktı. 

“İyi bulmuşsun” dedi. “Biz de bu isimleri takip ediyoruz. Ama kanıt yok henüz.” 

“Ben bulurum belki. Bu işten gerçekten pis kokular geliyor.” dedi Şeyda. 

Dedektif gülümsedi. “Biliyorum.” Diyerek kendi elindeki bilgileri sözlü olarak kısaca ona anlattı. Yasal olarak belge vermesi ya da göstermesi mümkün değildi ama daha önceki işlerinden olan güvene dayanarak sözlü bilgi aktarmakta bir sakınca görmüyordu.  

Şeyda akşam gazeteye döndüğünde yazı işleri müdürü hâlâ ofisteydi. Şeyda kapıyı tıklatıp, “Gelebilir miyim?” Diyerek başını uzattığında, yoğun bir gün geçirdiği her halinden belli olan Murat bey;  

“Gel.” dedi yorgun bir sesle. 

Şeyda içeri girdi. Dedektif Ali Rıza ile konuşurken aldığı notları masaya koydu. 

“Bu dosya göründüğünden büyük,” dedi. “Polisle konuştum. Bağlantılar var.” 

Müdür öne eğildi. Notları okudu. Kaşlarını çattı. Sonra başını kaldırdı. 

“Emin misin?” 

“Evet.” 

Müdür bir an düşündü. Sonra dosyayı Şeyda’ya geri itti. 

“Devam et,” dedi. “Bu dosya senin olsun. Takip et.” 

Şeyda’nın içi açıldı, nihayet kendi takip edebileceği bir dosya almıştı, “Teşekkür ederim.” 

“Ama dikkatli ol,” dedi müdür. “Büyükse, diken de büyük demektir. Burası küçük yerlere benzemez!” 

“Tamam.” 

Şeyda yazı ileri müdürünün odasından çıktığında saat akşamın sekiziydi. Ofis boşalmıştı. Masasına döndü. Dosyayı çekmecesine kilitledi. Sonra çıktı. 

Duygu pazartesi sabahı döndüğünde, bronzlaşmış, dinlenmiş görünüyordu. Çantasını masasına bıraktıktan sonra Vedat’ın o gelmeden masasına hazır ettiği kahvesini aldı, Vedat’ın yanına gitti. 

“Nasıl gitti?” dedi keyifli bir sesle.  

Vedat ona önceki belediye dosyasından bahsetti. Küçük notlar, birkaç görüşme. Duygu başını salladı. 

“Tamam, notları masama bırak” dedi. “Ben hallederim.” 

Şeyda’ya bir şey söylemeden yazı işleri müdürünün odasına gitti. On dakika sonra çıktığında yüzü değişmişti. Tatilin keyfi gitmiş, yüzüne gergin, sert bir ifade yerleşmişti. Hızlı adımlarla doğruca Şeyda’nın masasına geldi. 

“Müdür yeni dosyayı sana vermiş” dedi imalı bir tonla. 

Şeyda başını kaldırıp “Evet.” diye yanıtladı, “Bir şeyler buldum sanırım!” 

Duygu bir süre konuşmadan onun yüzüne bakıp sonra, “Neden bana söylemedin?” dedi her zaman ki otoriter sesiyle.  

“Henüz erken” dedi Şeyda. “Tam netleşmedi. Çalışıyorum” 

“Ben tatile çıkınca sen bu dosyaya el koydun” dedi Duygu bu kez sesi sakin gibi çıksa da oldukça gergindi. 

“Sen yoktun, müdür çağırıp bana verdi” dedi Şeyda sakin bir sesle. “Ben de sadece üzerinde çalıştım.” 

Duygu bir şey daha söyleyecek gibi durdu. Sonra döndü, kendi masasına geçti. 

O gün boyunca  Duygu hiç konuşmadı Şeyda’yla. Vedat ikisinin arasında sıkışmış hisesetse de bu konuya dahil olmak istemediği belliydi. İkisi ile işleri ayrı ayrı konuşuyor, özellikle ikisini ortak edecek konular açmamaya özen gösteriyordu. Şeyda böyle konularda tecrübeliydi, okul hayatı boyunca, çatışmalı pek çok arkadaş grubuyla staj yapmıştı hiç bozuntuya vermeden çalışmaya devam etti. Nasıl olsa kendi kendine düzelirdi. 

Akşam eve dönerken telefonu çaldı. Arayan dedektif Ali Rıza’ydı. 

“Yeni bir bilgi var, telefonda konuşmayalım” dedi. “Yarın gelebilir misin?” 

“Gelirim.” dedi Şeyda, Ali Rıza’nın boşuna aramayacağını bilecek kadar onu tanımıştı.  

Ertesi gün Şeyda erkenden ofise gidip, öğleden önce uğraması gereken bir görüşme olduğunu söyledi. Dosyalarını toparlarken Duygu 

“Nereye gidiyorsun?” diye sordu hemen. 

“Görüşme var, söyledim ya” dedi Şeyda. 

“Kiminle?” 

“Kaynağımla” dedi Şeyda. Daha fazla bilgi vermedi. 

Duygu’nun yüzü gerildi. “Kimmiş bu kaynak, beraber gelelim mi?” 

“Gerek yok” dedi Şeyda. “Eski bir bağlantım, açığa çıkmayı sevmiyor ben hallederim.” dedikten sonra çantasını toparlayıp çıktı.  

Polis merkezine vardığında dedektif Ali Rıza ona yeni belgeleri gösterdi. İsimler, tarihler, bağlantılar… Hepsi Şeyda’nın bulduğu ipuçlarıyla örtüşüyordu. 

“Gördün mü? Doğru yoldasın” dedi dedektif. “Ama dikkatli ol. Şimdilik bunları haberleştirme, yeni patronun Murat bey erken davranmak isteyebilir. Bu işin arkasında büyük isimler var, korkutmayalım.” 

“Biliyorum, henüz araştırmaya devam ettiğimi söylerim merak etme, ki yalan da değil” dedi Şeyda. 

Gazeteye geri döndüğünde saat çoktan öğlen olmuştu Duygu masasında oturuyordu. Şeyda’yı görünce ayağa kalkıp bölmesinden çıktı. 

“Nasıl gitti?” 

“İyi,” dedi Şeyda. 

“Ne öğrendin?” 

Şeyda müdürün verdiği dosyayı masasına bıraktı, “Henüz inceleme fırsatım olmadı belgelerin orjinalleri elimde yok, not alacak fırsatım da olmadı, toparlayayım, doğru olduğundan bile emin değilim henüz, sonra yazarız.” diye cevap verdi sakince.  

Duygu ona doğru bir adım daha yaklaştı ve “Bak Şeyda, bu dosya başta bana verilecekti. Sen sadece başlangıcını yaptın. Artık ben de dahil olmalıyım.” dedi üstenci bir tavırla.  

Şeyda döndü ona baktı ve kararlı bir sesle “Ben bana verilen iş yapıyorum dosyayı kimin yürüteceğine müdür karar verir.” dedi. 

Duygu’nun gözleri kısıldı, “Sen çok emin görünüyorsun kendinden.” 

“Sadece işimi yapıyorum,” dedi Şeyda yeniden. 

Vedat sanki olanları hiç duymuyormuş gibi dikkatini bilgisayarına vermiş, Duygu’nun istediği notları temize çekiyordu.  

O gece Duygu tatilde yarım kalan işleri tamamlayacağını bahane ederek geç saate kadar ofiste kaldı. Şeyda ve Vedat çoktan çıkmışlardı. Diğer bölmelerde bir kaç kişi çalışıyor olsa da ofis genel olarak sessizdi. 

Diğerlerinin işlerine dalmış olduklarını kontrol edip, bölmesinden çıktı ve  Şeyda’nın masasına yaklaştı. Çekmeceye elini attı, kilitliydi. Sanki masadan ihtiyacı olan bir şeyi almış gibi ataş kutusundan bir iki ataş alıp geri masasına döndü. 

Şeyda ertesi sabah ofise her zamankinden erken geldi. Gece evde notlarını gözden geçirirken aklına yeni sorular gelmişti. Masasına oturur oturmaz bilgisayarı açtı. Çekmeceye uzandı. Anahtarı çevirdi. İçinden dosyayı çıkardı. 

Dosyayı açtığında bir an durdu. 

Bir şeyler eksikti. 

Sayfaları teker teker çevirdi. Kalbi hızlanmaya başladı. Dün akşam çıkmadan önce koyduğu iki belge yoktu. Biri belediye ihalesiyle ilgili imza listesiydi. Diğeri ise o listede geçen isimlerden birinin eski bir şirket kaydıydı. 

Çekmecenin içine baktı. Yok. 

Masanın üstüne baktı. Yok. 

Ayağa kalktı. Çantasını açtı. Belki yanlışlıkla çantasına koymuştu. Hayır, orada da yoktu. 

Nefes aldı. Sakinleşmeye çalıştı. Belki arşive götürmüştü. Hatırlamıyordu ama belki de götürmüştü. 

Arşive indi. Dolaplara baktı. Kendi bölümünde aradı. Yok. 

Yukarı çıktığında Vedat gelmişti. Kahvesini alıyordu. 

“Vedat,” dedi Şeyda. “Sen dün akşam geç mi çıktın?” 

“Hayır,” dedi Vedat. “Neden?” 

“Bir şey,” dedi Şeyda. “Önemli değil.” 

Masasına döndü. Dosyayı yeniden açtı. Belki sayfa kayması olmuştu. Belki başka bir yere karışmıştı. Ama hayır. İki belge kesinlikle yoktu. 

Temizlik görevlisini buldu koridorda. 

“Dün akşam masam temizlendi mi?” 

“Evet,” dedi kadın. “Her akşam temizliyoruz.” 

“Çöp kutusundan bir şey atmış mıydınız? Kağıt falan?” 

Kadın düşündü. “Birkaç kağıt vardı. Hepsini attım. Neden?” 

Şeyda elini alnına götürdü. “Önemli bir belge kayboldu.” 

“Çöpler dün akşam toplandı,” dedi kadın üzgün bir sesle. “Gitti artık.” 

Şeyda masasına döndü. Oturdu. Düşündü. Dün akşam çıkmadan önce o belgeleri kesinlikle çekmeceye koymuştu. Kilitlemişti. Anahtar çantasındaydı. Başka kimsenin anahtarı yoktu. 

Saat ona doğru Duygu geldi. Çantasını masasına bıraktı. Kahve aldı. Sonra Şeyda’nın yanına geldi. 

“Bir sorun mu var?” dedi. “Telaşlı görünüyorsun.” 

Şeyda başını kaldırdı. “Yok,” dedi. “Bir şey arıyordum.” 

“Yardım edeyim mi?” 

“Gerek yok. Hallederim.” 

Duygu başını salladı. Kendi masasına geçti. 

Şeyda öğlene kadar masasında aradı. Her dosyayı açıp kapattı. Her çekmecesine baktı. Hiçbir şey. 

İçinden bir ses, “Duygu” diyordu. Ama kanıtı yoktu. Sadece bir his vardı. Dün akşam Duygu geç saate kadar ofiste kalmıştı. Kendisi çıktığında Duygu hâlâ çalışıyordu. 

Ama çekmece kilitliydi. Anahtar yanındaydı. 

(devam edecek)

Yorum bırakın