Bir süre sonra Duygu’nun yazı işleri müdürünün odasına girdiğini gördü. Ellerini kollarını sallayarak bir şeyler anlatıyordu. Müdür başını sallıyordu.
Vedat o sırada ayağa kalktı.
“Çay alayım mı?” dedi Şeyda’ya
“Olur” dedi Şeyda gülümseyerek, Vedat, Duygu’ya göre daha sakin ve uyumlu biriydi ve belli ki Duygu’ya bir hayranlık besliyordu.
Bir süre sonra Duygu masasına döndü.
“Müdürle konuştum,” dedi. “Bu detay önemli olabilir.” diyerek kağıtları masasına geri bıraktı
Şeyda başını kaldırdı.
“Evet,” dedi. “Ben de öyle düşündüm.”
Duygu gülümsedi.
“Devamını birleştiririz,” dedi. “Bakmaya devam et.”
Şeyda dosyaya döndü. Kalemini eline aldı. Az önce fark ettiği ayrıntının yanına bir not daha ekledi. Günler sonra nihayet kendini olayın içine iyice girmiş hissediyordu. Olaylar, tarihler, isimler iyice kafasına yer etmişti. Artık resmin bütününe daha dikkatli bakabilmek için elindekileri yeniden değerlendirebilirdi. Notlarını önüne alıp, bir süre izledi ve düşünmeye başladı.
Öğleden sonra Şeyda tuvalete girdiğinde içeride biri vardı. Lavabonun önünde duran genç kadını hemen tanıdı. Başak. Ofiste her gün görüyordu. Selamlaşıyorlardı, bazen gülümsüyorlardı ama hiç uzun uzun konuşmamışlardı.
“Merhaba,” dedi Başak, aynadan bakarak.
“Merhaba,” dedi Şeyda.
Başak ellerini kuruladı. Bir an durdu. Sanki bir şey söyleyip söylememeye karar verir gibiydi. Sonra hafifçe yaklaştı.
“Yeni başladın ya,” dedi, sesi alçaktı. “Nasıl gidiyor?”
“İyi,” dedi Şeyda. “Yoğun.”
Başak başını salladı.
“Öyledir,” dedi. “Başta hep öyle oluyor.”
Şeyda aynaya baktı. Saçını düzeltti.
“Sen ne zamandır buradasın?” diye sordu.
“İki yıl oldu” dedi Başak. “İlk geldiğimde… şey…” durdu. Kelimeyi yuttu. Sonra devam etti. “Ben de Duygu’yla çalışıyordum.”
Şeyda ona döndü “Gerçekten mi?”
“Evet,” dedi Başak. “Bir süre.”
Sesi hâlâ sakindi ama cümleler kısa geliyordu.
“Sonra yazı işleriyle konuştum. Dosyalar değişti.”
“Neden?” dedi Şeyda.
Başak omuzlarını hafifçe kaldırdı, “Şey… herkes her şeye aynı yerden bakmıyor,” dedi. “Bunu zamanla anlıyorsun. Duygu biraz şeydir…”
Başak devam edecek gibiydi ama kapı açıldı. İçeri üçüncü bir kadın girdi. Telefonla konuşuyordu. Aynaya bile bakmadan bir kabine yöneldi.
Başak sustu, “Şey,” dedi sonra, sesi normale dönmüştü. “Sen işine bak. Zaten alışırsın.”
Şeyda başını salladı, “Teşekkür ederim”
Başak gülümsedi, “Görüşürüz.” dedi ve çıktı.
Şeyda lavabonun başında kaldı. Elini yıkadı. İçerideki sessizlik, az önce yarım kalan cümleler gibi duruyordu. Başak sanki fazlasını söyleyecek gibi gelmişti ama büyük ofislerde bu tür şeyler olabileceğini biliyordu zaten, gelmeden önce ondan tecrübeli olan birkaç arkadaşı uyarmıştı eski gazeteden. Şimdilik hayatından memnundu, hemen işin içine dahil edilmiş, o aklını başından alan keşif duygusu eskisinden daha da güçlü bir şekilde yüreğini heyecanla doldurup, zihnini sürekli olaydaki örüntülerin üzerinde gezdiriyordu.
Sonra kapı açıldı, kapandı.
Şeyda dosyasına dönmek üzere ofise çıktı.
Şeyda masasına döndüğünde Duygu onun bölmesindeydi. Bilgisayar ekranına bakıyor gibi duruyordu ama elindeki kağıtlar Şeyda’nın notlarıydı. Üst üste dizilmiş, kenarları kıvrılmış sayfalar.
“Bayağı çalışmışsın” dedi başını kaldırmadan.
Şeyda durdu.
“Evet” dedi. “Karışık ama ilginç.”
Duygu bir sayfayı eline aldı. Göz gezdirdi.
“Akşam çıkarken bunları masama bırak” dedi. “İnceleyeyim.”
Şeyda’nın içi hafifçe kabardı.
“Tabii,” dedi. “Hepsini mi, yoksa—”
“Hepsini” dedi Duygu. “Hiç birini atlama.”
Vedat o sırada yanlarına yaklaştı. Elinde üç dosya vardı. Duygu başıyla işaret etti.
“Bunları da Şeyda’ya ver” dedi.
Vedat dosyaları Şeyda’nın masanın köşesine bıraktı.
“Bunlar başka bir dosya,” dedi kısaca. “Ama bağlantılı.”
Şeyda dosyalara baktı. Kapaklar farklıydı. Tarihler de. “Bunlara da bakmamı mı istiyorsunuz?” diye sordu.
Duygu sandalyesine yaslandı.
“Evet,” dedi. “Zaten hızlısın. Detaylı notlar çıkarmaya devam et.”
Şeyda notlarını toparlamaya başladı. Dağınık kağıtları bir araya getirdi. Hangisini vereceğini düşündü. Az önce işaretlediği ayrıntının olduğu sayfayı ayırdı. Elinde tuttu. Sonra bıraktı. Bir başka sayfayı aldı. Onu da bıraktı. En son, iki farklı dosyayı birbirine bağlayan küçük notun olduğu kağıdı seçti ve tarih sırasına koyup hepsini çekmecesinden aldığı yeni bir dosyanın içine yerleştirdi. Aslında hepsini yeni tamamlamış ve kendisi bütün halinde göz gezdirmek istiyordu ama Duygu onlarla işini bitirdikten sonra yeniden bakabilirdi. .
Akşam olurken ofis yavaş yavaş boşaldı. Vedat çantasını topladı.
“Biz çıkıyoruz,” dedi.
Duygu arkasını dönmeden elini kaldırdı, “Dosyalar sabah masamda olsun” dedi sadece.
Şeyda yalnız kaldı. Açık ofiste klavye sesleri kesildi. Işıklar azaldı. Bir sayfayı çevirdi. Aynı isim yine karşısındaydı. Yanına küçük bir işaret koydu. Sonra bir tane daha.
O akşam dosyaları çantasına koyup çıktığında ağırlık omzundaydı ama zihni daha ağırdı. Evde de açtı. Not aldı. Çizdi. Sildi. Yeniden yazdı.
Ertesi gün, üçüncü gün, dördüncü gün…
Aynı isimler, aynı tarihler, aynı küçük sapmalar.
Bir öğleden sonra, daha önce işaretlediği ayrıntıya geri döndü. Bu kez yalnız değildi. Üç dosyada da aynı isim vardı. Ama sadece birinde yer değişmişti. Bir kez daha baktı. Yanılmadığından emin olmak için geriye döndü. Aynı gün. Aynı saat aralığı. Farklı bir yer.
Kalemi durdu.
Duygu masasında yoktu. Vedat ekranına bakıyordu.
“Vedat,” dedi Şeyda.
“Hmm?”
“Şu tarih… bu kişi o gün gerçekten orada mıymış?”
Vedat sandalyesini döndürdü. Dosyaya baktı.
“Biz öyle biliyoruz,” dedi. “Niye?”
Şeyda sayfayı gösterdi. “Burada başka yazıyor.”
Vedat kaşlarını çattı, “Garip,” dedi. “Bunu Duygu’ya göstermek lazım.”
Duygu o sırada geldi. Dosyayı aldı. Hızlıca baktı, “Hı,” dedi. “Bu önemli olabilir.”
Sonra başını kaldırıp gülümsedi, “Yine iyi iş çıkarmışsın” dedi. “Aferin.”
Kağıtları eline aldı, “Ben müdüre göstereyim,” dedi. “Sonra konuşuruz.”
Şeyda arkasından baktı. Bir an durdu. Sonra masasına döndü. Kalemini eline aldı. Aynı ayrıntının altını bir kez daha çizdi.
Vedat çayla geri döndüğünde, Duygu yazı işleri müdürünün odasındaydı. Kapı kapalıydı.
“Senin bulduğun detaydı değil mi?” diye sordu Vedat fısıldayarak.
Şeyda başını salladı.
“Evet.”
Vedat bir şey demedi. Çayı masaya bıraktı, “Duygu sever böyle şeyleri,” dedi sadece.
Şeyda önüne döndü. Notlarına baktı. Birkaç gün tuvalette yarım kalan cümleler aklından geçti. Sonra dağıttı.
Duygu akşam Şeyda’nın notlarını aldıktan sonra ki sabah ofiste hava değişmişti.
Ertesi gün herkes erkenden gelmişti. Şeyda, Duygu’nun bölmesinden gelen klavye sesini duyuyordu. Hızlı, kararlı.
Vedat sabah ilk kahvesini alırken eğilip fısıldadı.
“Akşam ofise geri gelmiş” dedi “Gece geç saate kadar buradaymış.”
Şeyda başını salladı. Notlarını masasında göremeyince elini çekmecesine attı. Dün verdiklerini hatırladı. Vedat’la bir gün önceki görüşmenin notlarını hazırlamaya başladılar.
Öğlene doğru Duygu ayağa kalktı.
“Vedat!” dedi. “Haberi yazıyoruz.”
Vedat hemen yerinden kalktı.
“Sen şu ek dosyaları toparla,” dedi kısa bir bakışla.
“İsim–tarih–yer. Net olsun.”
Vedat klavyesinin başına geçti. Duygu Vedat’ın hemen arkasında ayakta duruyor, ekrana bakıyor, arada cümle söylüyordu. Başlık, spot, giriş…
Şeyda duydukça fark ediyordu: Kurgunun omurgası, kendi işaretlediği yerden ilerliyordu. Akşamüstü haber bitti. Yazı işleri müdürü gönderilen taslağı okuduktan sonra, Duygu’nun yanına geldi. ekrana baktı, başını salladı.
“Ön sayfa,” dedi. “Yarın.”
Ertesi sabah gazete masaların üstündeydi. Ön sayfada Duygu’nun adı vardı.
Ofis hareketlendi.
“Bravo.”
“Güzel iş.”
“Çok temiz dosya.”
İnsanlar Duygu’nun masasına uğruyor, omzuna dokunuyor, kısa kısa konuşuyordu.
Vedat ve Şeyda kendi bölmelerinden konuşulanları duyuyorlardı..
Herkes dağıldığında Duygu onlara döndü.
“İkinize de aferin” dedi, “İyi çalıştınız.”
Vedat gülümsedi. Şeyda da başını salladı.
Ama içine bir şey onu rahatsız ediyordu. Asistan gibi görülmek… Yeni olduğu için mi, yoksa başka bir şey mi, ayırt edemiyordu.
(devam edecek)
Bu hikayemizdeki yılan belli oldu tabiki duygu
BeğenLiked by 1 kişi
❤
BeğenBeğen