Kayıt Dışı – Bölüm 3

Danışma memurunun söylediği yöne yürüyüp, kapıyı buldu. Yavaşça tıklattı ve içeriden gelmesini söyleyen sese uyarak kapıyı açtı.

Yazı işleri müdürü ellili yaşlarında, ciddiyeti her halinden belli olan bir adamdı. Onu buyur ettikten sonra hemen konuya girdi. Ülkenin yoğun gündeminden bahsetti yine ve yeni çalışma arkadaşlarına ihtiyaçları olduğunu ve kabul ederse hemen ertesi gün başlayabileceğini söyledi. Şeyda zaten valizinin büyük kısmını toparlayıp gelmişti. Heyecanla başlayabileceğini söyleyince, yazı işleri müdürü onu birlikte çalışacağı ofise götürdü, ona ayrılan masa üzerinde bir bilgisayar ve kalemliklerle boş bekliyordu. Açık ofisin masaları arası paravanlarla ayrılmış bölmelerin içindeydi. Adam sesini gürleştirerek ofistekilere yarın başlayacak olan genç gazeteciyi tanıtında herkes başıyla selam verdi. Ertesi sabah onlardan biri olacak ve alışık olmadığı bu yeni dünyaya adım atacaktı. Başlangıç olarak devam eden bir dosyada görev alacaktı. Haberi takip eden şu anda iki kişi vardı. Onlarla da tanıştırıldıktan sonra ertesi güne hazırlanmak için binadan ayrıldı ve hemen annesini aradı.

“Allah hakkına hayırlısını versin!” dedi annesi, dün akşam otobüsten indiğinden beri bu üçüncü konuşmalarıydı. Teyzesi de sabah evden çıkmadan aramış bir eksiği olup olmadığını sormuştu. Neredeyse yirmi beş yıl oturdukları bina eskiydi ama dairedeki her şey Şeyda için yeterli hatta fazlaydı bile.

Şeyda sabah gazeteye erkenden geldi. Dünde gelmişti ama bu kez içeri girerken omzundaki çanta daha ağırdı. Güvenlikten geçerken ismini söylediler, kimlik kartı uzattılar. Turnikeye kendi ismiyle ilk kez kart basarak asansöre yürüdü.

Kendine ayrılan masaya çantasını bırakır bırakmaz etrafına bakındı. Onun gibi erken gelen birkaç kişi bilgisayarlarına gömülmüş harıl harıl çalışıyorlardı. Birkaç kişinin köşedeki kahve makinasından bir şeyler aldığını görünce, o da kendine bir kahve almak için makinaya gitti. Birlikte çalışacağı söylenen diğer iki gazeteci arkadaşı henüz gelmemişlerdi. O masasına dönerken ilk önce Vedat göründü.

“Günaydın, yeni iş günün hayırlı olsun!” dedi çantasını bırakırken, Vedat’ın masası hemen onun yanındaki bölmedeydi. Duygu’nun ise onlarınkinden biraz daha büyük olan karşı bölmede.

“Duygu genellikle gecikir!” dedi Vedat gülümseyerek, “Ben o gelene kadar sana dosya sistemini anlatayım istersen!” diyerek sandalyesini onunkinin yanına çekti ve Şeyda’ya ayrılan bilgisayarı açıp, dosya uygulamasına tıkladı. Uygulama açılırken kısaca nasıl çalıştığını anlatmaya başladı. Şimdilik Şeyda haberin asıl metinlerini yazmayacaktı. O işi Vedat ve Duygu yapıyordu. Kendi notlarını yazabilmesi için sistemde yüklü yazı editörünü kullanabilirdi. Onlar çalışırken birkaç kişi yanlarına gelip “Hayırlı olsun tekrar!” dedikten sonra Duygu’yu sordular.

Ofis yavaş yavaş dolarken, yaklaşık kırk beş dakika sonra Duygu’da gelip masasına yerleşti. Vedat o gelir gelmez yanına gidip, Şeyda’ya anlattıklarını raporları sonra hızla kahve makinasına gidip Duygu’ya bir fincan kahve getirdi.

“Burası küçük yerel gazetelere benzemez!” dedi Duygu. “Başardığın işin büyüklüğünü duyduk ama burası büyük bir gazete her haber olay olur.”

“Tabi” dedi Şeyda.

“Vedat sana sistemi anlatmayı bitirdiyse, biraz da elimizdeki dosyadan bahsetsin!” dedi gözüyle Vedat’a dosyaları getirmesini işaret edine, Vedat hemen yerinden fırlayıp, masasındaki birkaç dosyayı Şeyda’nın önüne bıraktı. Duygu kendi telefonuna dalınca da, olayın detaylarından kısaca Şayda’ya bahsedip, o da kendi bilgisayarına çekildi.  

Yarım saat geçmeden yazı işleri müdürünün kapısı açıldı. Duygu, Vedat ve Şeyda odaya çağrıldı. Diğerlerinin konuya hakim ve kıdemli olmalarından dolayı Şeyda geri de kalmayı tercih etmişti. Yazı işleri müdürü kapıda bekleyeceğini düşünmüş olmalı ki

“Şeyda, gel.” dedi boş koltuğu göstererek.

“Dün zaten tanıştınız” dedi müdür.

“Dosyadan sana bahsettiler herhalde” dedi. “Biz bir süredir bunun içindeyiz. Senin önceki çalışmana çok uzak bir konu sayılmaz. O yüzden lafı uzatmayacağım.”

Masaya kalın bir dosya bıraktı. Klasör değildi. Bir araya toplanmış belgelerdi. Çıktılar, kupürler, notlar, bazı sayfaların kenarında fosforlu kalem izleri.

“Bu, şu an aktif dosyanın bendeki parçası” dedi. “Şimdilik sen okuyacaksın. Kimse senden bugün yazı beklemiyor. Anlamanı istiyoruz.”

Şeyda dosyaya baktı. Elini uzatmadı hemen.

Duygu söze girdi.
“Vedat zaten bizdeki dosyaları sabah kısaca anlattı Şeyda’ya, onları da okuyacak.” diyerek araya girdi.” Sonra Şeyda’ya dönüp,  “Ben de buradayım. Vedat da. Biz senden ne beklediğimizi anlatırız ama önce sen bak.”

Vedat başıyla onayladı.
“Detay çok” dedi. “İlk gün hepsini sindirmen mümkün değil.”

Şeyda uzanıp müdürün masasındaki dosyayı aldı.
“Tamam,” dedi.

Müdür kapıya yöneldi.
“Sonra konuşuruz,” dedi. “Bir şeye ihtiyacın olursa sor.” Diyerek onlardan önce  odayı terk etti. Kapı kapandı.

Sonra üçü de kalkıp kendi masalarına geçtiler.  Şeyda dosyayı masaya bıraktı, sandalyeye oturdu. İlk sayfayı açtı. Tarihler, isimler, yerler. Bazıları tanıdıktı. Bazıları hiç değildi. Duygu ve Vedat kendi bölmelerinde işlerine dönmüş çalışmaya başlamışlardı bile. O da sessizce önünde duran üç dosyayı teker teker incelemeye başladı.

Saatler geçti. Sayfalar ilerledi. Bazı isimlerin altını çizdi. Bazı tarihlerin yanına soru işareti koydu. Kendi bildikleriyle örtüşen yerlerde durdu, örtüşmeyenleri not aldı. Birkaç kez geri döndü, aynı sayfayı yeniden okudu.

Öğlen olduğunu fark etmedi bile. Diğerleri yemeğe çıkarken o kalıp okumaya devam etti. Kahve makinasının yanına çalışırken acıkanlar için küçük sandviçler bırakılmıştı. Onlardan iki tanesini yanına alıp, sabahtan beri içtiği üçüncü kahveye katık etti.

Akşama kadar notlar alarak çalışmış olsa da, dosyadalarda ki olaylar gerçekten karışık ve kalabalıktı. Saat altıya yaklaştığında

“Biz çıkıyoruz,” dedi Duygu. “İstanbul’da yenisin. Akşamları bazen takılırız. Bu akşam da bir yere gidiyoruz. Gelmek ister misin?”

Şeyda başını kaldırdı. Önündeki sayfaya baktı, sonra dosyanın tamamına.

“Ben bugün bitiremedim,” dedi. “Biraz daha bakmam lazım. Dosyaları eve götürebilir miyim?.”

Vedat gülümsedi.
“Daha çok bakman gerekecek.”

“Tamam” dedi Duygu dosyalar senin sorumluluğunda sabah üçü de ofiste olsun dedikten sonra, ikisi birlikte çıktı.

Şeyda dosyayı yeniden kendine çekti. Kalemi eline aldı. Bir sayfanın kenarına küçük bir not düştü. Sayfayı çevirdi. Bir ismin altını ikinci kez çizdi. Birkaç saat daha ofiste çalıştıktan sonra dosyaları çantasına doldurup eve gitti. Çantasında getirdiklerini masasına yerleştiğinden çanta boşalmıştı ama şimdi dosyalarla daha da ağırlaşmıştı.

Birkaç gün böyle geçti. Sabah erkenden geliyor notlarını almaya ve okumaya devam ediyordu. Arada bir Vedat’a sorular soruyor, Vedat kısaca anlattıktan sonra kendi bölmesine geri çekiliyordu.

Bazı sayfaları defalarca dönüp okuduğu için artık hangi dosyada hangi sayfada ne var yavaş yavaş ezberlemeye başlamıştı. Bbir öğleden sonra, sayfanın altındaki küçük bir ayrıntı dikkatini çekti. Tarih doğruydu ama o tarihte geçen yer bilgisi, önceki bir kayıttaki ifadeyle örtüşmüyordu. Büyük bir fark değildi. Gözden kaçabilecek türdendi. Ama Şeyda durdu. Aynı ismi başka bir belgede aradı. Buldu. Orada farklı yazıyordu.

Kalemi eline aldı. Yanına küçük bir not düştü. Sayfayı kapatmadı. Yan masadan klavye sesleri geliyordu. Duygu ayaktaydı, biriyle konuşuyordu.

Şeyda dosyayı kapatmadan seslendi.
“Duygu, bir bakabilir misin?”

Duygu geldi. Ayakta durdu. Şeyda sayfayı gösterdi.
“Burada yer adı böyle geçiyor,” dedi. “Ama şu belgede farklı. Aynı gün.”

Duygu eğildi. Hızlıca baktı.
“Hı,” dedi. “Doğru.”

Bir an durdu. Sonra gülümsedi.
“İyi yakalamışsın,” dedi. “Aferin.”

Vedat yan masadan başını uzattı.
“Ne oldu?”

Duygu dosyadaki işaretli iki sayfayı alıp koltuğunun altına sıkıştırdı
“Küçük bir tutarsızlık,” dedi. “Sonra bakarız.”

Sonra dosyayı Şeyda’ya geri itti.
“Devam et,” dedi. “Güzel gidiyorsun.” diyerek bölmeden ayrıldı.

Şeyda kaldığı yerden okumaya devam etti. Duygu’nun herkese böyle tepeden bir tavırla konuştuğunu düşünüyordu. Henüz yeni başlamıştı, büyütmek istemedi.

(devam edecek)

Yorum bırakın