Kayıt Dışı – Bölüm 2

Marketin otomatik kapısı kapanırken Şeyda elindeki listeye bir daha baktı. Süt, ekmek, yoğurt. Annesi yine “sadece bunlar” demişti ama sepete her zaman fazlası girerdi. Reyonların arasından yürürken telefona gelen mesajlara bakmak istemedi. Gün boyu bakmıştı zaten. Biraz da kafasını boşaltmak istiyordu artık.

Kasada sıra beklerken arkasındaki kadın televizyon haberlerinden bahsediyordu.

“Dün akşam izledin mi?” diyordu yanındakine.

“Bu memlekette neler dönüyormuş meğer.”

Şeyda yüzünü çevirmeden gülümsedi kendi kendine. Kasiyer fişini uzatınca poşeti aldı, dışarı çıktı.

Eve yürürken babasını düşündü. Akşam yemeğinde yine soracaktı. “Tam bitti mi bu iş?” diye. O da her zamanki gibi net bir cevap vermeyecekti. Zaten bu işlerde “bitti” diye bir şey olmuyordu.

Apartmanın kapısını açarken telefonu çaldı.. Tanımadığı bir numara arıyordu yine. Mesai çoktan bitmişti, açmadı. Merdivenleri çıkarken telefon sustu.

Eve girdiğinde annesi mutfakta akşam yemeğinin hazırlıklarını yapıyordu

“Geç kaldın, seni bekliyorum” dedi ocaktaki yemeği karıştırırken.

“Market” dedi Şeyda, poşeti tezgâha bırakarak.

Annesi tamam der gibi başını salladı.

Babası salondan onun geldiğini duymuş sesleniyordu “Televizyonda senin iş yine vardı.”

“Benim iş değil,” dedi Şeyda gülerek,  “Olay sadece.”

Ortaya çıkmasına neden olduğu iş öylesine kirliydi ki, işinin bir parçası olduğunu düşünmek dahi istemiyordu. Bu tür haberler yapmak başarıydı belki, insanlara görünmeyeni göstermek ama şahit olunanların yarattığı duygusal tecrübe kolay geçmiyordu.

Yemek masasına oturduklarında konu yine aynı yere geldi. Ulusal televizyona çıkan haberler konuşuldu. Babası fazla uzatmadı bu kez. Sadece dinledi. Arada başını salladı. Annesi heyecanlıydı. Bir ara, “Bak gör,” dedi, “bunlar daha başlangıç.”

Şeyda cevap vermedi ama o da bir başlangıç olmasını bekliyordu içten içe. Toplum tarafından duyulmasa bile camiada artık onun da adının geçmeye başladığını biliyordu.

Yemekten sonra odasına geçti. Yatağın kenarına oturdu. Telefonunu eline aldı. Gün içinde arayan numaraya baktı bir kez daha. Hâlâ tanıdık gelmiyordu. Tam bırakacakken telefon yeniden çaldı. Aynı numara yeniden arayınca önemli olabileceğini düşünüp, açtı bu kez

“İyi akşamlar,” dedi karşıdan gelen tok erkek sesi, “Şeyda Yılmaz’la mı görüşüyorum?”

“Evet, benim” dedi Şeyda.

“Ben Gerçeğin Gücü Gazetesi’nden arıyorum,” dedi adam. İsmini söyledi. Tanınmış gazetenin yazı işleri müdürüydü. Şeyda ismi duyduğu an istemsizce yerinden doğruldu.

“İyi akşamlar” diyebildi sadece.

“Rahatsız etmiyorum umarım” dedi adam nazik bir ses tonuyla konuşmasına devam ederke, “Gün içinde ulaşmak istiyordum ama malum işler çok yoğun bu ara ülke gündemi hiç durulmuyor.”

“Estağfurullah,” dedi Şeyda. “Uygun bir zamandayım, buyurun.”

“Son haftalarda yayımlanan haber dizinizi yakından takip ettik, gerçekten inanılmaz bir iş çıkarmışsınız” dedi. “Sadece son dosyayı değil. Öncesini de inceledik.”

Şeyda bir an gözlerini kapattı. Odadaki sessizlik genişledi. Salondan televizyon sesi geliyordu ama kelimeler seçilmiyordu artık.

“Özellikle polisle kurduğunuz iş birliği ve dosyayı ele alış biçiminiz dikkat çekti,” diye devam etti adam. “Yerel bir haber gibi başlayıp bu noktaya gelmesi kolay iş değil.”

“Teşekkür ederim,” dedi Şeyda. Ne söylemesi gerektiğini düşünmeden.

“Kısa tutacağım,” dedi adam. “Gazetemizde muhabir olarak çalışmanızı istiyoruz. İstanbul’da. Çok uzakta da değilsiniz zaten.”

Şeyda ne diyeceğini bilemedi bir an, kalbi öyle hızlı atıyordu ki sanki ağzını açsa adam kalbinin çarpmasını duyacak gibi geldi.

“Bu bir davet,” diye ekledi. “Resmî süreci yazılı olarak da ileteceğiz. Ama önce sizinle karşılıklı konuşmak, tanışmak istedik.”

“Ben…” dedi Şeyda. Durdu. Nefes aldı. “Bunu beklemiyordum.”

Adamın sesinde hafif bir gülümseme vardı.

“Başardığınız iş fark edilmeyecek gibi değil” dedi. “Herkesin bir başlangıç noktası vardır”

Şeyda ayağa kalkmıştı farkında olmadan. Odanın ortasında duruyordu dinlerken.

“Sizinle çalışmayı çok isterim” dedi heyecanla, İstanbul’a gelmem için bana bir iki gün verebilir misiniz?” derken kez sesi daha net çıkıyordu artık. Aklından hızla geçiyordu düşünceler, uzak değildi ama kalacak bir yere ihtiyacı vardı, teyzesinin boş dairesi hâlâ duruyor mu emin değildi. Durmuyorsa acilen bir yer bulmak gerekecekti.

“Elbette,” dedi adam. “Zaten böyle kararlar telefonda verilmez. Yarın size detayları gönderelim. Uygun bir zamanda da yüz yüze görüşürüz. Siz geleceğiniz zaman bana bu numaradan ulaşın. Yalnız üç dört gün sonra şehirden ayrılmam gerekiyor. Ondan önce gelirseniz daha uygun olur.”

“Olur, haber veririm” dedi Şeyda. “Teşekkür ederim.”

Telefon kapandığında bir süre öylece durdu odanın ortasında, kalbinin hızı düşüncelerine yetişmişti neredeyse. Sonra kapıyı açıp salona doğru seslendi hızlı hızlı içeri geçerken

“Anne? Baba? Müjde!”

Annesi mutfaktan başını uzattı.

“Ne oldu?”

Şeyda’nın yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşmişti

“Az önce Gerçeğin Gücü gazetesinden aradılar,” dedi. “İş teklifi aldım. İnanabiliyor musunuz? İstanbul’a gel görüşelim dediler. ”

Annesinin elindeki bez tezgâha düştü.

“Ne diyorsun sen!”

Babası onun sesini duyunca mutfağa gelmişti ama konuşulanların başını duyamadığı için tam anlayamadı.

“Kim aradı?” dedi.

Şeyda  babasına da tekrarladı hızlıca olanları.

Bir anlık sessizlik oldu. Kızlarının bir gün yuvadan gideceğini biliyorlardı ama birden bire olması şaşırtıcı olmuştu.

“Vay canına” dedi babası neşeyle, gururla dokundu kızının omuzuna, “Artık büyük oynayacaksın desene!”

“Sanırım evet” dedi Şeyda’da gururla. “Ve daha yeni başlıyor.”

Annesi hemen kız kardeşini aradı, hem müjdeyi verdi hem de evin hâlâ boş durup durmadığını sordu. Teyzesinin sevinç çığlıkları telefonun dışına taşıyordu.

“Aferin benim akıllı kızıma, biliyordum ben fazla beklemeden yükseleceğini onun. Ev boş tabi ki, mobilyaları da yeni temizlettim zaten biliyorsun. Ne zaman isterse bavulunu kapsın gitsin. Anahtar bina yönetiminde var.”

Teyzesi bir süre önce İstanbul’daki evini kapayıp,  eşiyle beraber Manisa’ya yerleşmişti. İkisi de artık şehir hayatının onlara fazla geldiğini söylüyordu. Taşındıklarından beri evi mobilyası ile kiraya vermeye çalışsalar da henüz istedikleri gibi bir kiracı bulamamışlardı. Yeğeninin eve geçmesi, kiracıdan çok daha iyiydi. Zaten evden gelecek kiraya ihtiyaçları yoktu. Şeyda’nın annesi kirayı da ödeyeceklerini söylese de teyzesi azarlayıp,

“Olur mu öyle şey. Gitsin rahat etsin çocuk!” diyerek kesip atmıştı.

Ev işi de çözüldükten sonra bir süre daha sohbet ettiler ve Şeyda odasına çekildi. O daha odasına girer girmez, babası onların da kızları ile gitmeleri gerektiğini savunsa da, annesi artık otuzuna merdiven dayamış bir kızın peşinden gidilmeyeceğini söyleyip hemen önünü kesti.

Zavallı adam “Otuz değil yirmi beş” dese de annelerin sözleri her zaman baskın çıkardı.

Şeyda heyecandan yerinde duramıyor, kendini daha gitmeden gazetenin İstanbul ofisinde çalışırken hayal ediyordu. Bu son haberdeki başarısında birlikte çalıştığı polis dedektifine çok şey borçluydu. O kendi kariyerinde yükselirken demek sıra Şeyda’ya gelmişti şimdi. Kim bilir belki yine aynı olayda beraber çalışmaya devam ederlerdi. Gerçi olay gerçekten ruhunu yıpratmıştı bir yandan mesleği için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırken ilk kez bunun sandığı kadar kolay olmadığını öğrenmişti. Özellikle babası olayın detaylarını duydukça çok endişelenmişti ama Şeyda’yı tehlikeye sokacak bir durum hiç olmamış, polis onun adını daima saklı tutmuştu.

İki gün sonra İstanbul’a gelip gazetenin kapısında dururken kalbi ilk duyduğu andaki heyecan gibi çarpıyordu. Az önce yıllarını bu meslekte geçirmiş tecrübeli gazeteci ve yazı işleri müdürünün karşısına çıkacaktı. Üzerini başını kontrol etti ve derin bir nefes alıp, lüks binanın döner kapısından içeri girdi. Danışmaya yaklaşıp adını ve randevusu olduğunu söyledi. Adam ona ilerideki asansörden çıkacağı katı söyleyip, yukarıya da geleceği bilgisi verince hızlı adımlarla asansöre bindi. Asansör aynasında üzerini başını son kez kontrol ettikten sonra, bundan sonra çalışacağını düşündüğü ofisin önündeki geniş koridora açıldı asansörün kapıları.

(devam edecek)

Yorum bırakın