Geçmişin Gölgesinde – Bölüm 32

Tabaklar dağıtılıp herkes yeniden yerleşince, bu kez Tarık ayağa kalkıp,

“Bir şey söylemek istiyorum,” dedi ceketinin önünü ilikleyerek

Herkes Tarık’a bakıyordu, kimse ne söyleyeceğini bilmiyordu henüz.

Tarık cebinden küçük kutuyu çıkardı. Oya’ya baktı.

“Niyetim bugün herkes bir aradayken bir sürpriz yapmaktı” dedi heyecanla,
“Ama zamanı ayarlamayı becerdiğimi sanmıyorum, yine de yapacağım” dedi ve yüzük kutusunun kapağını açıp Oya’nın önüne doğru yürüdü. Salonda bir “A!” sesi yükseldi.

Oya da ayağa kalktı. Gözleri dolmuştu ama şaşkındı.

“Ben” dedi Tarık, “seninle sadece yanında durmak istemiyorum. Hayatımı paylaşmak istiyorum.”

Yüzüğü kutudan çıkardı. Serpil Hanım elini ağzına götürdü. “Ay Allahım” dedi heyecanla, bu kadarını o bile beklemiyordu. Rutkay Bey gülümseyerek oğlunu izliyordu. O da rahmetli karısına böyle sürpriz bir evlenme teklifi yapmıştı.

Tarık yüzüğü Oya’nın parmağına takti ve onun gözlerine bakarak sordu

“Benimle evlenir misin?”

“Evet” dedi Oya hiç tereddüt etmeden, anın coşkusu ile hepsi alkışlamaya başladılar.

Serpil Hanım ağlamaya başlamıştı,  “Ben demiştim,” diyordu sürekli “Ben demiştim.”

Rutkay Bey de ayağa kalktı ve kollarını açarak “Hoş geldin ailemize” dedi Oya’ya.

Nazan’ın gözleri dolmuş, başını Ender’in omzuna yaslamıştı. Ender dostluğunu kaybetmiş olmasına rağmen çocukluk arkadaşının bu özel gününde yanlarında olabildiği için Serpil hanıma minnet duyuyordu. O olmasa Oya asla böyle bir günde onu yanında görmek istemezdi.

Yüzükler takıldıktan sonra evde bir anda tuhaf bir hafiflik oldu. Sanki herkes aynı anda derin bir nefes aldı ama kimse bunu yüksek sesle söylemedi. Tebrikler ardı ardına geldi, sarılmalar, kısa cümleler, gözlerde birikenler.

Ender ve Nazan da yan yana duruyordu. İkisi de olması gerektiği kadar yakındı, olması gerektiği kadar sıcak. Ne bir adım fazla, ne bir adım eksik. Oya bunu fark etti ama üstünde durmadı. Annesi oradayken, bu anı bozacak tek bir hareketi bile kendine yakıştıramıyordu.

Serpil hanım yüzükleri bir kez daha kontrol eder gibi baktı, sonra gözlerini Ender’e çevirdi.

“Eee,” dedi. “Artık sıra sizde Ender.”

Ender başını hafifçe eğdi. Dudaklarının kenarında tanıdık o sakin gülümsemesi vardı.

“İnşallah Serpil teyze,” dedi mahcup bir sesle.

Sesindeki yumuşaklık Nazan’ın içini rahatlattı. O an fark etmeden omuzları gevşedi.

“Biz aslında önce kızı istemeye gelecektik,” dedi Rutkay bey gülümseyerek. “Ama bu oğlan benden hızlı çıktı. Tarık zaten hep aceleci bir çocuktu” dedi sonra hüzün dolu bir geçmişi hatırlar gibi, “ama kalbi çok temizdir!”

Tarık’ın yüzüne de aynı hüzünlü gülümseme oturunca, Oya hafifçe eline dokundu.

Sonra Rutkay Bey oğlunun omzuna elini koydu ve “Oya gibi bir kızla yuva kuracağı için çok mutluyum.” dedi gözleri dolarak.

Serpil hanım zaten ağlamaya dünden hazırdı, bu cümlenin ardından hemen göz yaşları dökülüverdi, mendilini çıkardı ama silmeye çalışmadı bile.
“Turhan Bey burada olsaydı…” dedi.

Cümle havada kaldı. Kimse tamamlamadı. Herkes ne demek istediğini biliyordu.

Kısa bir sessizlikten sonra Serpil hanım toparlanıp,

“Madem yüzükleri kendi kendinize taktınız,” dedi. “Tarihini de siz seçin artık. Gençler bilir.” dedi keyifle.

“Doğru,” diye tamamladı Rutkay bey “Hayat sizin.”

Oya ve Tarık birbirlerine baktılar. Sözsüz, ama çok net bir bakıştı bu. İkisi de mutluydu. Öyle büyük gösterilerle değil; sakin, yerli yerinde bir mutluluk.

Nazan ve Ender ortamda daha fazla kalmamaları gerektiğini aynı anda hisetmişlerdi. Artık bu aileyi başbaşa bırakmak gerekiyordu, Oya’nın mutlu gününde ona tatsız şeyleri hatırlatan semboller gibi durmaya daha fazla gerek yoktu. Serpil hanımı kırmayıp görevlerini yapmışlardı. izin istediler, sarıldılar, tebriklerini yinelediler ve çıktılar.

Serpil hanımın damadı ve dünürünü bırakmaya hiç niyeti yoktu.

 “Akşam yemeğini kimse kaçırmıyor” dedi. “Tarık, Rutkay Bey, siz kalıyorsunuz. Bir sürü hazırlık yaptım vallahi!”

O akşam masa eski günlerdeki gibiydi. Turhan Bey’in yerinde Rutkay Bey, Tuna’nın yerinde ise Tarık.

Serpil hanım bunu farkında mıydı anlaşılmıyordu ama yüzü huzurluydu. Yemek boyunca güldü, anlattı, bazen dalıp gitti, bazen birden geri geldi. Ev uzun zamandır ilk defa bu kadar “aile” gibiydi. Hepsi için.

Rutkay Bey oğluna bakarken içi ısınıyordu. Aralarındaki mesafenin o akşam biraz daha kapandığını hissetmişti. Yemek bitince baba oğul izin istediler. Tarık babasını aşağı kadar indirdi.

Kapının önünde durdular. Rutkay Bey bir an duraksadıktan sonra;
“Bugün için çok teşekkür ederim, beni bu mutluluğuna dahil etmek istemenden çok mutlu oldum.” dedi. “Senin adına gerçekten çok mutluyum. Çok doğru bir kız bulmuşsun.”

Tarık gülümsedi.
“Sağ ol baba.”

“Hazırlıklar için” diye devam etti Rutkay Bey, “baban olarak elimden geleni yapmak isterim. Lütfen izin ver.”

“Tamam” dedi Tarık yine. Artık aralarındaki mesafe kapanıyordu.

Rutkay Bey dayanamadı, oğluna sıkıca sarıldı. Gözleri doldu, “Sonra konuşuruz,” dedi ve arabasına binip gitti. Tarık bir süre arkasından baktı, sonra mutluluk içinde eve çıktı.

Oya evde yüzüğüne bakıp duruyordu. Gülümsüyordu. Ama Serpil hanımın aklı başka yerdeydi.

Bir anda, pat diye;
“Bana bak!” dedi. “Siz Ender’le küstünüz mü?”

Oya irkildi.
“Ne?”

“Bütün gün sizi izledim” dedi Serpil hanım. “Doğru dürüst konuşmadınız. Ender’in de hiç neşesi yoktu.”

Oya kaçamayacağını anladı. Erteledikçe büyüyordu bu konu annesine eninde sonunda bir şeyler anlatmak zorunda kalacaktı.

“Anne,” dedi. “Ender bana iş konusunda bir kazık attı.”

Serpil hanımın gözleri büyüdü.

“Hayatta inanmam” dedi. “Benim oğlum asla böyle bir şey yapmaz. Yanlış anlamışsındır.”

“Yanlış anlamadım” dedi Oya. “Tarık da biliyor.”

“Arkadaşlar arasında olur öyle şeyler” dedi Serpil hanım yumuşak bir sesle.

“Bu sandığından ciddi” dedi bu kez Oya. “Gerçekten ciddi.”

Serpil hanım kızının yanına oturdu. Elini tuttu.

“Bak kızım” dedi. “Babanla kardeşin yokken o boşluğu Ender doldurdu. Bunu biliyorsun.”

Oya dondu. Annesinin ağzından bu cümle hiç böyle çıkmamıştı.

“Daha küçücük çocuktu” diye devam etti Serpil hanım gözleri ıslanarak  “Ama bu eve hep büyük adam gibi girdi. Sana da bana da destek oldu. Seni kolladı. Bunları unutamazsın.”

Oya’nın da gözleri doldu. Boğazına bir yumruk oturmuştu.

“Anne…”

“Ne bakıyorsun öyle” dedi Serpil hanım. “Yalan mı?”

Sonra anlatmaya başladı. O eski kız arkadaş meselesini. Oya’nın başkasıyla gördüğünü sanıp söylediğini. Ender’in kızla kavga edip ayrıldığını. Sonra gerçeğin ortaya çıktığını. Kızın yanındaki erkek arkadaşı değil, kuzeniydi ama öğrendiklerinde iş işten geçmişti. Ender Oya’ya olan güveninden, hiç sormadan kıza bağırıp çağırmış, ağzına aklına geleni söylemişti.

“Yine de,” dedi Serpil hanım, “Ender sana hiç kızmadı. Seni kardeşi gibi gördüğü için.”

Oya başını eğdi.

“Çabuk unuttu ama o kızı anne! Gerçekten sevse öyle olmazdı ki!” dedi.

“Peki, neden hayatında kimse olmadı, hiç düşün ya da sordun mu? O seni affetti diye konuyu kapattın. Unuttun. O unuttu mu gerçekten?” diye sordu Serpil hanım.

Oya annesine baktı. Şaşkındı. Bu kadın her şeyi unuturken, bunları nasıl hatırlıyordu.

Birden devam etti Serpil hanım:

“Marketin camını kırdığında senin suçunu üstlenip babasından dayak yediğini hatırlıyor musun? Yüzü gözü dağılmıştı zavallının da hiç sesi çıkmamıştı”

“Anne, yapma” dedi Oya.

“Yapıyorum” dedi Serpil hanım. “Çünkü gerçek bu. Seni üzülüp incinmeyesin diye daha bir sürü şey yaptı o çocuk. Sırf senin için.”

Sonra masayı gösterdi.

“Yıllarca kardeşinin yerinde oturdu bu masada. Ne yapmış olursa olsun, anne olarak senden isteğim onu affetmen.”

Oya ağlamaya başladı, annesine sarıldı, “Tamam anladım.” dedi burnu çekerek, senin için her şeyi yaparım”

(devam edecek)

Yorum bırakın