O gün öğle yemeğinde Tarık “Nasıl gidiyor?” diye sordu, Nazan ve Ender’i kastettiğini belirtmesine gerek yoktu.
“İşlerini yapıyorlar” dedi Oya. “Benim için yeterli.”
Bir süre sonra konu kendiliğinden babasına geldi. “Babanla arandaki tek konu senin kaçışın değil sanırım” dedi Oya. Bir süredir Tarık ile bu konuyu konuşmak istiyordu.
Tarık çatalını tabağa bıraktı, Oya’ya anlatmak istiyordu o da bazı şeyleri.
“Evet,” dedi. “Ben kaçtım ama onun bu kadar kolay ‘tamam’ demesi… sanki ben hiç yokmuşum gibi, sanırım biraz ağır geldi.”
Oya başını eğdi.
“Biliyor musun” dedi, “babam yaşasaydı… muhtemelen aynı şeyi yapardı. Beni zorlamazdı. Ama bu, sevmediği anlamına gelmez, saygıdan da yapmış olabilir. Mesela annem zor bir yük gibi görünebilir dışarıdan bakınca ama bazen insanın hayatta kalmasını sağlayan tek şey o bağ oluyor.”
Tarık gülümseyerek cevap verdi.
“Sen benim hayatıma çok şey kattın,” dedi. “Annenle birlikte.”
“Bak ne diyeceğim.” dedi Oya bu fırsatı kaçırmak istemediği için “Bir gün babanı bize davet edelim mi?” dedi. “Annemle tanışsın. İkiniz için de yumuşatıcı olur.”
“Serpil teyzenin sorularına dayanabilir mi bilmiyorum.” diye güldü Tarık.
“Dayanır” dedi Oya. “Dayanamazsa zaten damat olamazsın.”
“Sen hâlâ bunun hayal olduğunu mu düşünüyorsun?”
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Ben,” dedi Tarık, “Serpil teyzenin hayalinin pek de ulaşılmaz olmadığını düşünüyorum.”
Oya gülümsedi. Gerçek bir gülümsemeydi bu.
Oya akşam eve döndüğünde Serpil Hanım mutfaktaydı “Neredeydin?” diye sordu.
“İşler biraz uzadı” dedi Oya, “Ama sana sevineceğin bir haberim var, Tarık’ın babası seninle tanışmaya gelecek!”
Serpil Hanım, elindeki sebzeleri kontrol ederek başını salladı.
“Artık tanışalım bence de. Bu iş fazla uzadı.”
Oya durdu.
“Anne—”
“Bak,” dedi Serpil Hanım, “baban sürekli yok, adamın annesi yok. Yazık günah. Bir araya gelin işte. Ender’le Nazan da gelsin ama.”
“Onların başka planları olabilir.” dedi Oya kaçamak bir tonla
“Ne planı kızım? Adamın babası geliyor, bunlar gelmeyecek öyle mi? Olmaz.”
Oya annesinin konuyu uzatmasını istemediği için üzerini değiştireceğini söyleyip, odasına kaçtı hemen. Annesi eninde sonunda bir şeylerin yolunda gitmediğinden şüphelenecekti belki ama bunu şimdi konuşmak istemiyordu.
Tarık da anlaştıkları gibi o akşam babasını aradı. Serpil hanımla nasıl tanıştıklarından başlayıp, onun durumunu ve “hayali damat” meselesini hızlıca özetledi. Rutkay Bey oğlunun anlattıklarını gülümseyerek dinledikten sonra “Çok sevinirim,” dedi. “Çikolata ve çiçek de alalım giderken.”
“Baba” dedi Tarık, “abartmasak mı?”
“Bir kadının hayalini mutlu etmek için damat rolü oynamıyorsun herhalde,” dedi imalı bir sesle.
“Başta öyleydi” dedi Tarık “Ama artık değil.”
O akşam eve gelirken bir kuyumcuya uğramış, Oya için bir yüzük almıştı ama bunu şimdilik kimseye söylemeyecek, Pazar günü aile içinde yüzüğü çıkarıp, Oya’ya evlenme teklif edecekti.
Pazardan önce Serpil hanımın yine alışılmış heyecanı ve koşturması başladı. Oya’yı defalarca markete gönderdi, eksik listeleri sürekli yeniden yapıldı ama Oya bu defa annesinin heyecanını yarım kesmemek için hiç itiraz etmeden ne isterse yaptı. Aslında kendisi de heyecanlıydı. Tarık ile tam sevgili gibi olmasalar bile bu ilişkinin böyle devam etmeyeceğinin sinyallerini her görüşmelerinde fazlasıyla alıyordu. Her ne kadar babası ile Tarık’ın arası yumuşasın diye yapılmış bir aile buluşması olsa da, içindeki his fazlasına yol açacağını zaten söylüyordu. Yaşadığı onca şeyden sonra böyle mutlu bir tablodan kaçınmak istemiyor, sonuna kadar tadını çıkarmak istiyordu. O yüzden annesinin hayallerine ortak olup, onunla ne yapılması gerekiyorsa hepsini yaptı.
Pazar sabahı, Serpil Hanım erken saatlerden beri ayaktaydı. Takımlar çıktı. Yeniden silindi. Oya uyandırılıp, duşa sokuldu, kıyafeti üç kez değiştirildi, makyajı yapıldı.
“İsteyecekler seni, aylak aylak gezinmeyi bırak ”deyip duruyordu. Oya’nın her seferinde “Anne, sadece tanışma.” demesi elbette ki işe yaramıyordu.
Evin içindeki koşturma sürerken kapı çaldığında, Serpil hanım açması için Oya’yı yolladı. O kız annesi olarak geriden gelecekti, ne de olsa kız evi naz eviydi. Turhan beyin rolünü de üstleneceği için ağırdan alması uygun olurdu.
Oya Tarık ve babasını görmeyi beklerken karşısında Ender ve Nazan ‘ı görünce kısa bir şok geçirdi.
Tam ağzını açacağı sırada asansörün kapısı açıldı. Tarık ve Rutkay Bey indi.
Ender bu kısa aradan faydalanıp,
“Kusura bakma, Serpil teyze aradı, senin haberin var sanıyorduk. Gelmezsek olmaz diye çok ısrar etti.” diye açıkladı alçak sesle.
Oya diğer misafirler geldiği için bir şey diyemedi ama Tarık’ın yüzündeki şaşkınlığı da fark etmiş, girerken “Annem!” diye açıklama yapabilmişti.
Serpil Hanım mutlu ve heyecanlıydı ama ciddi görünmeye çalışarak misafirleri karşıladı. Herkes yerini aldı. Hiç kimse, bu günün nasıl biteceğini bilmiyordu.
Ama artık kaçacak yer de yoktu. Serpil hanım kendi evinde kendi planladığı dünyayı yine kurmuştu. Herkesi oturturken sanki küçük bir tören yönetiyordu.
“Rutkay Bey buyurun, siz baş köşeye” dedi. “Ender sen şuraya geç, Nazan kızım sen Oya’nın yanına.
Oya’nın omuzları bir an gerildi ama sesini çıkarmadı. Tarık göz ucuyla ona baktı.
Rutkay Bey çevresini inceliyordu eski ama sıcak bir evdi burası. Fazla eşya, fazla ses, fazla çaba vardı. Sanki eksik olan bir şeyleri kapatmak ister gibi.
Serpil Hanım hanım misafirleri oturtup heyecanla mutfağa koşmuştu. “Çaylar geliyor, sakın kalkmayın.” diye seslendi içeriden, sonra Oya’yı çağırıp çay tepsisini eline tutuşturdu ve kendisi salona geçip Rutkay beyin karşısındaki koltuğa oturdu.
Rutkay Bey “Çok zahmet oldu ellerinize sağlık” diyerek aldı gelen çayları ve arkasından dağıtılan pasta tabaklarını.
“Olur mu?” dedi Serpil Hanım, “aile tanışması bu.”
O kelime havada bir süre asılı kaldı. Aile.
Tarık hafifçe öksürerek sessizliği dağıtmaya çalıştı. Ender ve Nazan başları önlerinde hiç söze karışmıyorlardı.
Serpil Hanım çaylar içilirken konuşmaya başladı yeniden “Tarık’ı ben başından beri çok sevdim. Kızıma iyi geliyor. Bakın yüzü bile değişti.”
“Ben de Oya’yı tanıdıkça… oğluma iyi geldiğini gördüm,” dedi Rutkay bey nazikçe “Bunda sizin payınız büyük.”
Serpil Hanım gururlu bir gülümseme ile cevap verdi hemen “Estağfurullah,” dedi ama belli ki hoşuna gitmişti. “Annesi olarak görevimi yapıyorum.”
Sonra aniden Ender’e dönüp.
“Ender de çok iyi çocuktur, elimizde büyüdü. Kardeşi kızımın.” deyiverdi.
Oya’nın eli koltuğun kenarını sıktı, ama yüzündeki gülümsemeyi silmedi. Nazan gerginliğinden ne yapacağını bilemiyordu, “Biz Oya ile çalışmaya devam ediyoruz!” diye çıktı ağzından.
Serpil Hanım durumu anlamadığı için,
“Ne güzel işte” dedi. “Gençler birlikte büyür. Her zaman da birlikte çalışırsınız inşallah, böyle dostluklar kolay bulunmuyor değil mi Rutkay beyciğim?”
Rutkay bey olayları ve Serpil hanımın durumunu bildiği için hiç bozuntuya vermedi, “Tabi ki” dedi, “Çok haklısınız!”
Tarık o an cebindeki yüzüğün ağırlığını hissetti. Tam zamanı değildi belki ama Serpil hanımın konuyu eninde sonunda damat meselesine getireceğini biliyordu ve ertelemek de istemiyordu.
Tabaklardaki tuzlular bitince, Serpil hanım Oya’ya kaç göz edip, tatlı tabaklarını getirmesini istedi. Nazan demin devirdiği çamdan iyice rahatsız olduğu için “ben getireyim Serpil teyze, Oya otursun” deyip ayağa fırladı ve tabakları taşımaya başladı. Ender’de kalkıp ona yardım etti.
(devam edecek)