Geçmişin Gölgesinde – Bölüm 30

Tarık ertesi gün gelip Oya’yı aldı, Serpil hanıma de onu bir doktor arkadaşına göstereceğini söyledi. Serpil hanım, damadının kızına gösterdiği bu nazik ilgiden çok memnun olduğu için hiç sesini çıkarmadı.

Arabayı babasının ofis ve laboratuvarlarının olduğu şirket binasının önüne çektiğinde içindeki boşluk yeniden hareketlendi ama bu defa bastırdı.  Burası sadece bir iş yeri değildi. Babasının dünyasıydı. Babası eczacı bir şirketin büyük ortağıydı. Oya haplardan ilk bahsettiğinde ona söylemek istemiş ama sonra babası ile ilgili sorular sorar ya da iletişim kurmak isterse diye ertelemişti. Yıllardır yaşananların babasının suçu ya da tercihi olmadığını biliyordu ama yine de uzak durmayı seçmişti. Babası başlarda onun bu kaçışını engellemek için elinden geleni yapsa da sonradan peşini bırakmış, o ne zaman isterse o zaman ve o şekilde görüşmeyi kabullenmişti. Aslında Tarık buna da biraz içerlemişti, tamam uzak duran kendisiydi, babası da onu ikna için uğraşmıştı ama yine de uğraşısını bırakıp, kabullenmesi onu üzmüştü. Döneceği ya da yakınlaşacağı için değil ama beklemişti işte fazlasını. Babasının bu kabullenişi, annesinin ölümü konusundaki kaygılarını doğrulamıştı. Belki babası da o kötü anıları tazelememek için bunun en doğrusu olduğuna kanaat getirmişti. Bunu ona açık açık hiç sormamıştı zaten de bilmek istemiyordu. Başlarda olmasa bile belki de babasının bunu söylemesinden korktuğu için kaçmıştı onca zaman kim bilir? Ama şimdi konu kendileri değil Oya’ydı ve bu yüzden de çekinmesi gereken bir yüzleşme söz konusu değildi.

Oya ofisten içeri adım attığında, yüksek tavanlı ama şaşırtıcı biçimde sıcak bir alanla karşılaştı. Bir ecza firmasından beklenmeyen canlılıkta bir dekorasyon tercih edilmişti. Camlar genişti. Masalar düzenli ama soğuk değildi. Rutkay Bey açık ofisin içindeki kendi kapalı bölmesinde,  onları kapıda karşıladı.

“Hoş geldiniz” dedi önce,  Tarık’a bakarken sesi biraz daha yumuşadı, “Oğlum.”

Oya’yla tokalaştığında bakışı netti. İnceleyen değil, anlamaya çalışan bir bakıştı.

“Demek Oya sizsiniz!” dedi tokalaşırken, “Bahsettiğin kadar varmış. ”dedi oğluna gülümseyerek.

Oya hafifçe gülümsemekle yetindi.

İçeri geçtiklerinde Rutkay Bey, oğlunun huyunu bildiğinden doğrudan konuya girdi

“Buraya gelme nedeniniz bana değil doğrudan size ait”

Tarık başını sallayarak onayladı,  “Evet, Oya’nın bir projeyi yarım bırakmak zorunda kalma ihtimali var.”

Tarık, Oya’ya dönüp ondan onay aldıktan sonra bir gün önce anlattığı hikayeyi biraz daha detaylı olarak yeniden anlattı. Tehdit, yarım kalan bir ortaklık, yalnız kalmış bir proje…

“Ve,” dedi sonunda, “ben yıllardır senden hiçbir şey istemedim. Ama şimdi bu konu için senden yardım istiyorum.”

Kısa bir sessizlik oldu, sonra Rutkay Bey ayağa kalkarak camın yanına gitti.

“Benim birkaç laboratuvarım var,” dedi düşünceli bir sesle,  “Ekiplerim de. Hepsi etik kuruldan geçmiş, şeffaf çalışan yerler.”

Sonra dönüp yeniden oturdu.

“Bu proje senin” dedi Oya’ya. “Biz sadece mekân oluruz. İnsan gücü oluruz. Güvenlik oluruz. Daha önce yaşadıkların gibi bir endişe taşımana gerek yok. Ben bunu,” dedi,
“oğlumun yıllar sonra bana bir şey sormasını mümkün kılan kadın için yapıyorum.”

Oya’nın gözleri doldu,  “Teşekkür ederim. Tarık çok iyi biri,” dedi nazikçe, “Bunu bilmenizi istedim.”

Rutkay Bey başını salladı. “Biliyorum,” dedi, “Ve umuyorum ki… birlikte çalışırken, seninle daha çok vakit geçirirken… ben de oğluma yeniden yaklaşırım.”

Oya bu kez gerçekten gülümsedi, dönüp Tarık’a baktı. Tarık cevap vermiyordu ama bundan kaçamayacağını da biliyordu.

Oya ofisten çıkmadan Tarık ve babasına projeye birlikte başladığı arkadaşlarının da projeyi tamamlamak için görev almak istediklerini söyledi. Onlara yeniden elbette güvenemezdi ama böyle bir şirketin laboratuvar ortamında ondan bilgi çalmaları daha az mümkündü ve işin başından beri oldukları için projenin hızlı ilerlemesi için iyi olacağını düşünüyordu.

“Emin misin?” dedi Tarık, “Aynı hatayı ikinci kez tekrarlayacaklarını ben de sanmıyorum ama rahat edebilecek misin onlarla aynı ortamdayken”

“Bu profesyonel bir iş” dedi Oya ciddiyetle, “Kişisel konuları karıştırmadan işime en çok fayda sağlayacak yöntemi tercih etmeliyim. Rutkay beyin elemanları ile çalışırken elbette onlara işin kapsamı hakkında bilgi vereceğim ama başından beri işin içinde olan iki kişi, elimi çok rahatlatır.”

“Doğru!” dedi Rutkay bey, burada çalışacağın her bilgi güvencem altında olacaktır. Sana en güvendiğim çalışanlarımdan birkaç kişi vereceğim. Proje tamamlandığından bizim adımızı geçirmek zorunda değilsin. Bir çeşit laboratuvar kiralama gibi düşününün. Senin laboratuvarındaki cihazlarını ben buraya taşıtırım uygun gördüğün bir zamanda, burada zaten daha fazlasını ve iyilerini bulacaksın. Daha sonra devam etmek istediğin projelerin için istersen yine burayı ya da eski laboratuvarını kullanabilirsin, seçim senin.”

“Tamam o zaman” dedi Oya, “Polis laboratuvardaki mührü kaldırdıktan sonra Tarık aracılığı ile sizinle haberleşiriz.

“Anlaştık” dedi Rutkay bey ben de size ayıracağımız laboratuvarı ayarlarım sen bana gereken donanım listesini yollarsan işim daha kolay olur. Malzeme temini sağlayamayacağım, onu kendiniz halledeceksiniz. Sen listeyi yollayıp, laboratuvarındaki gerekli cihaz ve malzemelerin taşınmasından sonrada ekibi ayarlarım, hemen başlarsınız. Eğer kendi ekibinle çalışmakta sorun yaşarsan, ekibim sandığından daha iyi çıkabilir haberin olsun!”

“Teşekkür ederim, bunu aklımda tutarım!” dedi Oya gülümseyerek ve yeniden tokalaşıp ayrıldılar.

Bu görüşmeden birkaç hafta sonra laboratuvar hazırdı.

Oya ilk kez kapıdan içeri girdiğinde durdu.  Burası onun yeni yeriydi artık alıştığı yer değildi ama şartlar burada öncekinden çok daha iyiydi. Bir türlü para ayırıp laboratuvara alamadıkları en iyi cihazlar ve fazladan yardımcı bir ekip emrinde çalışacaktı. Aslında projesi ilk defa gerçek bir proje olarak tam teşkilatlı bir ortamda devam edecekti.

Yüksek tavanlı, geniş, fazla temiz bir alan. Eski laboratuvarındaki o yarım yamalak düzen, gece yarılarına sarkan yorgunluk, aceleyle bırakılmış notlar yoktu burada. Cihazlar yeniydi. Bazıları eskilerden tanıdıktı, kendi laboratuvarından taşınmış olanlar… ama çoğu daha önce ancak kataloglarda gördüğü türdendi.

Bir an için içi sıkıştı. Bu kadar “düzgün” bir yerde çalışmak tuhaftı. Sanki hata yapmaya izin yokmuş gibi.

Rutkay Bey, iki ekibi ortada topladı.

“Burada herkes işini bilir” dedi. “Ama önce birbirinizi tanıyın. Bu proje Oya Hanım’ın projesi. Teknik kararlar ondan çıkacak. Biz sadece destek olacağız.”

Sonra Oya’ya döndü.

“Ben arada uğrarım” dedi. “Ama çoğu zaman sizi yalnız bırakacağım. Rahat çalışın.”

Bunu söylerken bakışı özellikle Ender ve Nazan’ın üzerinden geçince ikisi iyice huzursuz oldular ama buraya kendi kararları ile gelmişlerdi. Oya mesajında kısaca yeni çalışma ortamlarının Tarık’ın babasına ait olduğunu söylemişti. Eskiden olsa bu yeni ortamın heyecanına kapılırlardı ama şimdi suçlarını bilerek kenarda Oya’dan gelecek talimatları bekliyorlardı.

Rutkay Bey çıktıktan sonra ortam sessizleşti. Oya doğrudan dosyalarını açtı. Ne “günaydın” dedi, ne başka bir şey. “Şu cihazın kalibrasyonu yapılacak,” dedi yalnızca.
“Şunların kurulumu bugün bitmeli.”

Ender başını salladı. Nazan her zaman ki gibi not aldı.

Öğlen olmadan Tarık geldi ve o günden başlayarak Oya’yı her gün ortamdan uzaklaştırmak için yemeğe çıkardı. Bazen arabada bekliyor, bazen içeri girip kapıdan sesleniyordu.

“Geldim” diyordu sadece.

Oya önlüğünü çıkarıyor, çantasını alıyor, hiç arkasına bakmadan çıkıyordu. Bu da onun kendince aldığı bir karardı: Laboratuvarda kalıp aynı havayı solumamak ve Tarık’ın bu konudaki desteğinden çok memnundu. Artık çalışma alanında dostluğa, arkadaşlığa yeri yoktu.

(devam edecek)

Yorum bırakın