Geçmişin Gölgesinde – Bölüm 8

Ertesi sabah , Serpil hanım sanki gece boyunca bir şey düşünmüş gibi Oya’nın karşısına dikildi.

“Ben karar verdim,” dedi, daha Oya kahvesini bile içmeden. “Ender’le Tarık tanışacak.”

Oya şaşkın şaşkın annesine baktı, “Anne… niye?”

“Niye olacak kızım?” dedi Serpil hanım, kaşlarını kaldırıp. “Akraba olacaksınız. Kardeşin dediğim Ender, senin damadını görmeden olur mu? İnsan içi rahat etmez.”

Oya bir anlık boşluğa düştü. Ender kardeş… Tarık damat… Annesinin kafasındaki dünya gerçekten bambaşka bir yerdi. Hemen aklını toparlayıp cevap verdi.

“Anne, ikisi de çok yoğun,” dedi nazikçe. “Ben bir konuşayım… ama bu hafta zor.”

“Yoğunluk ne ki?” diye homurdandı Serpil. “Kızım siz de hep iş hep iş… Bu tanışma olacak. Ben kafama koydum.”

Oya içinden, “Bu kadın bir şeye kafayı taktı mı, bitti…” diye geçirdi. Nasılsa unutur diye düşündüğü için uzatmadı.

İşe gidip  projeye gömülmüşken bu sefer  Ender başına dikildi ve pis pis sırıtarak.

“Serpil teyze doğru söylüyor,” dedi. “Ben de bir şu damatla tanışayım.”

Oya gözünü devirdi. “Ender… gerçekten mi? Sen de mi? Kabus herhalde bu?”

Sessizce işini yapan Nazan eğlencenin kokusunu alınca hemen konuya dahil oldu.

“Evet değil mi Oya?” dedi gülümseyerek. “Biz de kızımızı kime veriyoruz, bilmek isteriz.”

İkisi birden kıkırdayınca Oya elindeki kalemi bıraktı.

“Bakın,” dedi. “Size anlattığıma pişman etmeyin beni. Bana bir tane Serpil yetiyor. İşinize bakın hadi.”

Ender güldü. “Tamam tamam… ama tanışacağız yani?”

“Bir gün… bir şekilde…” dedi Oya. “Ama bugün değil. Yarın değil.”

Oya tam konuyu kafasından atmış işine odaklanmış ve yarının planlarını yaparak içeri girmişti ki, annesi daha kapıdan girer girmez:

“Sordun mu Ender’e? Hazırlık yapacağım, ona göre haber ver bana. ”diye sordu

Oya nefesini tuttu. “Anne… unuttum. Bugün çok yoğundu. ”dedi ama bir gün de bu kadar tekrar fazla gelmişti.

Serpil hanım başını iki yana salladı. “Siz ikiniz bir gün de bir şeyi unutmayın. Kardeşinle tanışacak oğlan, sen işe takmışsın! Olacak iş değil.”

Neyse ki o akşam ve bir sonraki iki gün Serpil hanım konuya tekrar dönmedi. Oya’nın da aklından uçup gitti. Kafasını işe vermek zorundaydı şimdi. Ama ne yazık ki hayat her şeyi onun istediği gibi düzenlemiyordu.

Birkaç gün sonra Serpil hanım çöpü çıkarırken Tarık’la karşılaştı.

“Aaa Tarık oğlum!” diye seslendi. “Oya senle konuştu mu? Seni kardeşiyle tanıştıracağız.”

Tarık bir an durdu. Kardeşi…? Ölen kardeşten mi bahsediyordu acaba Serpil hanım? Artık bir şekilde bu oyuna dahil olduğu için hata yapmamaya çalışıyordu. Toparlanıp, bozuntuya vermedi.

“Ben Oya’yı bir süredir görmedim Serpil teyze,” dedi gülümseyerek. “Belki denk gelemedi.”

“Ayy Oya işte!” dedi Serpil. “Bir takmış kafayı o hapa… hep unutuyor.”

Tarık’ın kaşları havalandı. “Ne hapı?”

“Ne bileyim işte… Ender’le bir hap yapıyorlar. Hapı yutacaklar böyle giderse.” dedi ve güldü.

Tarık hap işini tam anlamasa da güldü ama merak etmişti. Tam bir şey soracaktı ki Serpil hanım heyecanla devam etti:

“Sen bu pazar bize kahvaltıya gel. Ben Oya’ya söylerim, o da Ender’e söyler.”

Tarık iyice şaşırdı. “Serpil teyze… istersen önce Oya ile konuş. Belki uygun değildir?”

“Onu bana bırak,” dedi Serpil hanım heyecanla, “Pazar gelemessen vallahi kayınvaldelik ederim, pişman olursun.” dedi ve kapıyı kapatıp gülerek içeri girdi.

Tarık merdivenleri çıkarken kendi kendine gülümsedi. Bu ev… insanı içine çeken gerçek üstü bir manyetik alan gibi.

Tarık bu konuşmadan Oya’nın haberi olup olmadığını bilmediği için ertesi gün iş yerinden onu aradı.

 “Annen beni pazar günü kahvaltıya çağırdı. Senin haberin var mı?”

Oya yüzünü buruşturdu. “Ayy sorma… annem taktı buna. Seni de yakalamış demek. Ben onu oyalayıp durdum, unuttu sandım demek unutmamış.”

Tarık güldü. “Yok yok. Üzme anneni. Kısa bir kahvaltı olur, gönlü olur. Gelirim ben Serpil teyzeyi seviyorum” deyince Oya’nın içi bir an ısındı.
Ne iyi çocuk…

“Tamam o zaman” dedi gülerek. “Ben Ender’e sorarım.” diyerek telefonu kapattı. Bu defa Nazan’la bir işe dalmış olan Ender’in başına o dikildi  aynı yüz ifadesi ile.

 “Annem pazar kahvaltısına Tarık’ı davet etmiş,  seni de bekliyor. Kaçış yok.”

 “Serpil teyzem ya!” dedi Ender, “Bir şeyi istedi mi onu mutlaka yapar!”

 Oya devam etti: “Nazan da gelsin. Sen alırsın onu, hem annemle tanışır hem de Tarık ile bir daha belki o konunun üzerinden geçmeye fırsatları olur.”

Nazan bunu duyunca yüzü kızardı ama çok mutlu oldu. Ender’le birlikte Oya’nın evine gitmek… Kalbine küçük bir sıcaklık yayıldı.

“Ben uygunum!” dedi kibarca

Serpil hanım tüm hafta boyunca evde fırtına gibi dolandı  durdu. Oya: “Anne… altı üstü bir kahvaltı.” dedikçe bir yandan misafir takımları, ütülü masa örtüsü, kim nereye oturacak ev nasıl temizlenecek, alış veriş listesi diye devam edip,

 “Kızım damadı ilk kez kardeşinle ağırlıyoruz! Hem onlar üç kişi, biz dört kişi, yedi kişilik masaya az bile! Ne diyorsam hepsini git marketten al gel, zaten işe faydan yok bari zorluk çıkarma!”

Oya “Anne… ne yedi kişisi? Tarık, Ender, Nazan—” dedi boş bulunup

“Sen ne diyorsan yanlış,” diye böldü Serpil hanım hemen. “Ne diyorsam onu yap! Evi de temizleyeceğim daha!”

Oya listeye bakıp iç geçirdi “Bu sadece kahvaltı değil. Bu… düğün hazırlığı.” Diye geçirdi içinden ama sesini çıkarmadı kabul etmişti bir kere.

Pazar sabahı Serpil hanım erkenden Oya’yı uyandırdı.
“Saat kaç oldu! Daha masa kurulacak!”

Oya gözünü açamıyordu.
“Anne… insanlar daha uyuyor…”

“Sen kalk, misafir bekliyoruz!”

Günlükte kullanılmayan fincanlar, tabaklar, çatal bıçak takımları hepsi ortaya çıkmış tek tek yıkanıp parlatılmıştı. Ütülü masa örtüsü, tek tek düzeltilen masa düzeni, Serpil hanım evde sanki Sultan Sarayı’na hazırlık yapıyordu.

“Git makyaj yap,” diye seslendi mutfaktan. “Bu ne böyle? Böyle mi karşılanır misafir? Hortlak gibisin!”

Oya söylene söylene odasına dönüp özel bir günmüş gibi hazırlandı.

İlk gelen Tarık’tı. Oya kapıyı açtı.

Tarık temiz, özenli, hafif mahcup bir şekilde duruyordu.

“Boş geldim,” dedi. “Ama bir şeye ihtiyaç varsa hemen alıp gelirim.”

Oya daha ağzını açamadan, Serpil hanım hemen arkadan yetişti. “Gel evladım, her şey hazır! Sen misafirsin.”

Sonra Oya’ya döndü:
“Nerede kaldı Ender? Ara bakayım unuttu mu? Hap işiniz gücünüz, hayatı  unutup duruyorsunuz!”

Tarık bu hap işini iyice merak etmişti. Tarık salona alınınca kapı yeniden çaldı.

Serpil hanım Oya’ya fırsat vermeden kapıya koştu.

“Ayy hoş geldiniz! Sen ne tatlı bir kızmışsın Nazan! Ender oğlum aferin sana, çok cici kız bulmuşsun.” dedi daha onları görür görmez

Nazan kıpkırmızı. Ender mahcup bir gülüş attı. Oya içinden, “Anne… lütfen…” diye inledi ama artık Serpil hanımı kimse durduramazdı.

Serpil hanım masa ile mutfak arasında mekik dokuyor. Tarık ve Ender tanışıyor. Oya’da idare ettikleri için sessizce minnetini bildiriyordu.

Nihayet her şey tamam olup kahvaltı başladığında Serpil hanım kendi  yanına oturttuğu Nazan’a eğilip fısıldadı.

“Ender çok iyi çocuktur. Pırlantadır. Sana açıldı mı bakalım?”

Nazan yine kıpkırmızı olup göz ucuyla diğerlerine baktı ama Tarık fırsattan istifade onlara Serpil teyzenin bahsedip durduğu hap işini sorduğu için Oya ve Ender hararetli bir şekilde projeyi anlatıyorlardı. Kahvaltı sona erince

Serpil hanım yine harekete geçti: “Oya kalk, kahve yap. Nazan sen de kızım git yardım et. Gençler hadi sizle benle koltuklara gelin bakalım”

(devam edecek)

Yorum bırakın