Geçmişin Gölgesinde – Bölüm 6

Oya bir an, niye geldiğini gerçekten unutmuş gibi hissetti. Sanki sadece bu konuşma için gelmiş, sadece bu cümleyi kurmak için oradaymış gibi. Sonra aklına Nazan düştü.

“Ben…” dedi, hafif utanarak. “Aslında başka bir şey için gelmiştim.”

Tarık hemen toparlanamadı, ama yüz ifadesi yumuşadı. “Dinliyorum.”

“Nazan var ya… Yani sen tanımıyorsun da, bizim laboratuvardaki asistan.” dedi Oya. “Babasından kalan küçük bir yer var. Abisi satmak istiyor. Mirasta bir karışıklık var mı, imza atsa başı ağrır mı, bilmiyor. Bir avukata sormak istiyor ama güvendiği kimse yok. Ben de… seni düşündüm.”

Tarık başını salladı. “Tapu, miras işleri çok dolaşık olur ama bakmadan bir şey diyemem. Eğer isterse, gelsin konuşalım. Buraya gelebilir ya da ofise yönlendiririm. İlk görüşmede ücret falan istemem, onun kafası rahatlasın önce.”

Oya hafifçe gülümsedi. “Çok sevinir.” dedi. “Ben de rahatlarım açıkçası.”

Tarık omuzlarını silkti. “Sizin yaptıklarınızdan sonra bu hiçbir şey.” dedi. “Serpil teyze, sen… ne bileyim, insan sizin evde kendini misafir gibi hissetmiyor. O bana iyi geldi açıkçası.”

Oya bu cümlenin ağırlığını kalbinde hissetti. İki taraf da birbirine “iyi gelen” bir şey bulmuştu belli ki, ama ikisi de adını koymaya çalışmıyordu. Gerek de yoktu.

Saat ilerlemişti. Oya kalkmak için toparlandı. “Annem merak eder.” dedi. “Nazan’a yarın söylerim. Gelmek isterse haber ederim.”

Kapıya kadar birlikte yürüdüler. Tarık kapıyı açarken, “Dolmaları yiyeceğim.” dedi, gülerek. “Kayınvalideye ayıp olmasın.”

Oya da güldü. “Sakın boş tabak göndermeyi unutma.” dedi. “O konuda çok ciddidir.”

Göz göze geldiler, kısa bir anlık gülümseme paylaştılar.
Sonra Oya merdivenlere indi, Tarık kapıyı yavaşça kapattı.

Ertesi gün laboratuvarda Nazan, Oya’yı görür görmez yanına geldi. Gözlerinde hem umut hem çekingenlik vardı.

“Konuşabildin mi?” diye sordu.

“Evet.” dedi Oya. “Tarık dedi ki, istersen görüşebilir. İlk görüşmede para istemez, neye dikkat etmen gerektiğini anlatır. İstersen buraya da gelebilir, istersen onun iş yerine gidersin. Zorlama yok.”

Nazan’ın yüzü rahatladı. “Gerçekten mi?” dedi. “Çok sevinirim. Bir yabancı yerine… senin tanıdığın biriyle konuşmak iyi gelir.”

Ender masanın başında deney tüplerini sayıyordu ama kulakları onlardaydı. Başını kaldırmadan, araya girdi.

“İyi avukatsa,” dedi düz bir sesle. “Baksın tabii. Kafanda soru işareti kalmasın.”

Oya, Ender’in ses tonundaki hafif gerginliği sezdi. Ender gözlerini kaldırmadı ama cam tüpü biraz daha sıkı tuttu. Nazan fark etmedi.

“Tarık iyi biri.” dedi Oya, sakince. “Hem işini biliyor hissi verdi, hem de insanın hâlinden anlıyor.”

Ender bu kez başını kaldırdı, Oya’ya baktı. Bakışında hesap soran bir şey yoktu ama koruyan bir taraf vardı. “Baksın bakalım.” Dedi sadece.

Ertesi gün Nazan Tarık ile konuşmuş Tarık’ın destekleyici ilgisinden çok memnun olmuştu, görünüşe göre abisi istemediği bir şey yaparsa, Tarık hemen devreye girebilecekti.

Oya Nazan’ın mutlulukla anlattıklarını dinlerken, annesinin damat konusunda değil ama tarık’ın gerçekten iyi bir olduğu konusunda yanılmadığını düşünüyordu. Serpil hanım tertemiz kalbiyle insanların yüreğini kolayca okuyordu sanki.

Oya pazar sabahı geç uyanmıştı. Mutfağa girdiğinde annesi çoktan iki yumurta kırmış, masaya domates peynir dizmişti. Oya günlerdir yorgunluğun üzerine annesi ile keyifli bir kahvaltı yapıp, sonra da birkaç film izleyerek tembellik etmeyi planlıyordu

Tam masaya oturacaklardı ki kapı çaldı.

Serpil, “Kim kisabahın bu saattinde?” diye mırıldandı.

Oya kapıyı açınca karşısında Ender’i gördü. Elinde bir paket sıcak simit, yüzünde çocukluk zamanlarından kalma o rahat gülümseme.

“Serpil teyzemi özledim.” dedi. “Kendime simit almaya çıkmıştım, aklıma siz geldiniz. Misafir kabul ediyor musunuz?”

Oya içinden “Tam Ender işte…” diye geçirdi ama gülümsedi. “Gel tabii.”

Serpil hanım, Ender’i görünce gerçekten sevindi.
“Şansa bak, bu sabah da Turan’la Tuna yok.” dedi. “Ama olsun, biz varız.”

Oya annesinin o cümlesine sadece hafif bir nefes aldı; alışmıştı. Ender de alışmıştı. Hiçbir şeyi yadırgamadan ayağındaki ayakkabıyı çıkardı.

“Ben Oya’dan duydum.” dedi Ender, içeri geçerken. “Bugün yalnız kalmayın diye geldim. Gelirken de size simit aldım Serpil teyze.”

Serpil hanımın yüzü iyice açıldı. “Ayy iyi ki varsın Ender Ne de güzel koktu! Hadi oturun bakalım.”

Üçü masaya geçti. Simitler bölündü, çay tazelendi. Pazar sabahı havası, Serpil hanımın iyi oluşu, Ender’in eski günlere benzeyen varlığı… hepsi Oya’nın içini rahatlatmıştı.

Serpil hanım sandalyesini çekip Ender’e döndü.
“Oya pek bahsetmiyor ama siz ne yapıyordunuz oğlum? Bu çalıştığınız iş neydi?”

Ender, Oya’ya bakıp ondan izin alır gibi başını eğdi. Oya da sadece minik bir evet der gibi baktı.

“Serpil teyze,” dedi Ender. “Çok ilerledik. Yakında her şey daha iyi olacak. Ama size anlatması biraz zor… yeni bir ilaç formülü üzerinde çalışıyoruz.”

Serpil hanım kaşlarını kaldırdı. “Ne ilacıymış o? Grip falan mı?”

Oya araya girdi.
“Yok anne. İlaç içiliyor… sonra bir cihazın elektrotlarına bağlanıyorsun. Beyinde bazı tepkimeler yaratıyor.”

Serpil hanımın yüzü iyice karıştı. “Ben anlamadım ama… sonu iyi olur inşallah.”

Sonra mutfağa geçip çaydanlığı kontrol etmeye gitti.

Ender masada yalnız kalınca Oya’ya döndü.

“Oya…” dedi sakin bir sesle. “Aslında bunu birinin üzerinde denememiz gerektiğini biliyorsun. Değil mi?”

Oya’nın yüzü bir anda ciddileşti.
“Herhalde annemi kastetmiyorsun.” dedi, şaşkınlıkla.

Ender hemen kızdı.
“Saçmalama. O ne kadar senin annense, o kadar benim de annem. Öyle bir şey söylemiyorum.”
Sustu… sonra o alışık olduğu acı tebessümüyle ekledi:
“Benim annemi bu iş için kobay yapsak… ikna bile edemeyiz. O ayrı.”

Oya yumuşadı. “Söyleme böyle şeyler. Ne olursa olsun… onlar senin annen baban.”

Ender başını eğdi.
“Serpil teyze ve siz… sizi tanıdıktan sonra ailem siz oldunuz zaten. Annemden görmediğim sevgiyi, ilgiyi… Serpil teyze gösterdi.”

Sonra gözlerini Oya’ya kaldırdı.
“Bu projenin işe yaramasını en çok onun ve senin için istiyorum.”

Oya içini çekti. “Ben de.” dedi. “Düşünsene… annem gibi insanlar daha mutlu yaşayabilir. Güzel anılarına tutunabilirler. Bu ilaç… bizi bile toparlar aslında.”

Ender fırsatı o anda yakaladı.
“Oya, bak. Bu projeye sponsor olmak isteyen bir sürü firma var. Artık senden saklamama gerek yok. Çok para kazanabiliriz. Serpil teyze rahat eder, sen rahat edersin… ben borçlarımı kapatırım. Neden direndiğini anlamıyorum.”

Oya sakin ama kararlı bir sesle;
“Ender, bir anlaşmamız var. Bu proje bizim kontrolümüzde olacak. Bitmemiş bir şeyi başkalarına teslim edemeyiz. Bulduğumuz şey çok büyük. İnsan beynine müdahale potansiyeli şimdiden çok yüksek. Bunu kimsenin kötü niyetle kullanmayacağından emin olamayız.”

Ender hemen karşılık verdi.
“Peki sen bunu piyasaya sürünce kötü niyetle kullanılmayacağını garanti edebilecek misin?”

“Evet.” dedi Oya. “Çünkü keşfettiğimiz her şeyi paylaşmayacağız. Bu ilaç sadece insanlara iyi anıları yaşatmak için. Kimsenin beynine müdahale etsin diye değil. Cihazın yazılımı amacı dışında kullanılamayacak. Orijinal kodu kimseye vermeyeceğiz. Formülü de.”

Ender sıkıntıyla başını salladı.
“Bazen ne keşfettiğinin farkında değilsin gibi geliyor.”

“Farkındayım.” dedi Oya, bir ton sertlikle. “Tam da o yüzden böyle davranıyorum.”

Serpil o anda elinde çay bardaklarıyla geri döndü.

“Ender,” dedi gülerek. “Turan amcan sizi bilgisayar başına oturtur, yazılım öğretmeye çalışırdı. Sen de sıkılıp benim yanıma kaçardın Oya babasıyla çalışıp dururdu hatırladın mı? Öğrenmemek için benimle erişte kestiğin günler bile oldu.”

Ender güldü. “Hatırlamaz mıyım Serpil teyze? Turan amcadan kaçıp öğrenmediğim yazılımı… yıllar sonra Oya bana zorla öğretti. Kaçamadım.”

Serpil iyice neşelendi.
“Bu arada, Oya sana söyledi mi? Bir damadım var artık.”

“Duydum bir şeyler…” dedi Ender.

(devam edecek)

Yorum bırakın