Sessiz Çığlık – Bölüm 47

Doktor sabah Safiye’nin sabah vizitinde: “Daha güvenli olması için biraz daha gözlemlemek istiyoruz, size iki üç hafta dediğimi biliyorum ama belki iki üç hafta daha daha beklemek en güvenli yol olabilir. Biliyorsunuz ilaçlar ilk defa deneniyor, sizi eve yollamadan önce başka yan etkiler olmayacağından emin olmak istiyoruz”

Nilüfer’in yüzü yine düşse de, bu defa içinde bir direnç vardı; “Tamam,” dedi usulca. “İyileşsin yeter”

Safiye kızının uzun zamandır hastanede yaşamaktan yorulduğunu biliyordu, zavallı çocuk babasının evinden çıktıklarından beri neredeyse emanet gibi yaşıyordu. Yeni evdeki mutlu kısa bir zaman diliminden sonra, evdeki çatı katı ve kulübede sıkışmış bir hayattan sonra şimdi de hastane odasındaydılar. Okullar kapanmak üzereydi, öğretmenlerinin desteği ile elinden geleni yapıyor, lise hazırlık sınavında iyi bir okul kazanmak uğraşıyordu. Böyle koşullarda yaşamaya öylesine alışmıştı ki, hastane odasında geçen haftalar bile onun derslerini ihmal etmesine neden olmamıştı. Notları hâlâ sınıf ortalamasının üzerindeydi. 

Doktor vizitinden sonra telefonu çaldığında annesinin yanındaydı, o gün hafta sonu olduğu için tüm zamanını onun yanında geçiriyordu. Küçük hastane odası kulübelerindeki yaşamın kısıtlanmış devamı gibiydi.

“Günü belli oldu mu?” dedi Hasan doğrudan.

Nilüfer koridora çıkıp, sabah doktorun söylediklerini anlattı. Annesini daha eve gitmeden babası ile ilgili strese sokmak istemiyordu. Telefonda babasının olur olmaz bir çıkışına şahit olursa, dönecekleri zamanla ile ilgili kaygıları yükselebilirdi.

“İyi, evi taşıdık. Gün belli olunca haber ver!” diyerek kapattı babası telefonu. Hastane süreci boyunca hayatı boyu hiç konuşmadığı kadar konuşmuştu babasıyla. Konu annesinin durumu ve bir ihtiyaçları olup olmadığıydı sadece. Birkaç cümleden öteye gitmeyen bu konuşmalar, Hasan’ın Nilüfer’in hayatı boyunca ilgi gösterdiği en uzun dönem olmuştu.

Hüsna, Safiye’nin bir süre daha dönmeyeceğini öğrenince derin bir nefes aldı, bu yorgunluğun üzerine bir de onun eve dönüş stresini yeniden yaşamak ruhunu sıkıştırıyordu. En azından şimdi Hasan’ı yeniden kendine döndürmek için biraz daha zamanı olacaktı. Melike hiçbir şeyi umursamadan kendi havasında yaşamaya devam ederken, o da Hasan’ı mutlu etmek için en sevdiği yemekleri yapıp, bir süredir darmadağınık olan görüntüsünü yeniden toparlamaya girişti. En başında onu nasıl tavladıysa şimdi aynı şeyleri tekrar etmesi gerekiyordu.

Beklenmedik yasal af, Erkut’un düşen ceza sürecinin de ortadan kalkmasına neden olmuştu. Bir çok mahkum haberi duyduklarında sevinçten havalara uçarken, onlarla yeniden özgür hayata dönecek olan Erkut’un yüzü hiç gülmüyordu.

Çıkış günü demir kapının önünde durduğunda hava ilk kez serin değil, boşluk gibiydi. Göğsündeki kalbinin soğukluğu dışında hiçbir şey duymadı. “Çıktın, yolun açık olsun” dedi gardiyan; o ise başını sallayıp yürüdü.

Önce suskun, sonra dikkatli adımlarla otobüs durağına yöneldi. Onu karşılamaya gelen kimse yoktu, kimsesi yoktu. Ailesinden kalan yegane emaneti, kardeşini koruyamamıştı. O kazadan sağ kurtulup, onun elinde verildiğinden beri hayatının amacı haline gelmiş Eren’i, aptalca duygular yüzünden katillerine emanet etmişti. Hayatı boyu kendini affetmeyeceğini biliyordu. Her gece kardeşinin “Abi kurtar!” diyen sesi kabuslarını dolduruyordu. Eren kurallarla yaşayan bir çocuktu, hayali çizgileri bile izin almadan geçmezdi. Yağmurdan, kötü havalardan tedirgin olurdu. Öyle bir günde kendi başına sokaklara çıkması için ya biri onu ikna etmiş olmalı, ya da korkuyla bir şeylerden kaçmış olmalıydı. Her durumda onu emanet ettiği insanlar sorumluydu. Onu gözden kaçırmış olmaları bile, yaptığı fedakarlığa rağmen ihanete uğradığının kanıtıydı.

Otobüsten inip sokakta yürümeye başlayınca, mahallenin girişinde esnafın bakışları kısa kısa değdi üstüne, kimse soru sormadı. Kahvenin önünden geçerken iki kişi başıyla selam verdi; Erkut’ın gözleri, sokaklardan, pencerelerden yükselen fısıltıları toplamayı sürdürdü. Erkut gibi birinin katil olabileceğine kimse inanmamıştı ama o suçunu itiraf etmişti. Bir zamanlar sakin, yüreği güzel, sorumluluk sahibi, kendi halinde diye bildikleri genç adam şimdi herkesi ürkütüyordu. İçten içe onun birinin canını alamayacak biri olduğunu bilenler bile, kendi itirafı olunca susup kalmıştı.

Evin önüne gelince, kapanmış perdelere, kapının önünde solmuş sardunyaya baktı. Eren ile birlikte ev de ölmüştü belli ki. Cebinden anahtarını çıkarıp içeri girdi. Yerler toz içindeydi, kapı açılınca bir kısmı havalanıp, güneşin vurduğu yerlerde dans etmeye başladı. Eşyaların yerleri değişmiş, kardeşinin yattığı sedir salonun bir kenarına itilip, üzerine yastıklar atılmıştı. Melike’nin ev toplayıp, temizlemek gibi bir adeti olmadığından, çıkarken de evi eski düzenine getirmeyi hiç düşünmemişti. Eşya taşımaya gelen adamların bıraktığı ayak izleri merdivenlere doğru gidiyordu. İzleri takip edip, yukarı çıktı, Melike’nin kaldığı odanın kapısı aralıktı. İçeride yerlere atılmış birkaç kağıt parçası, boş plastik bir su şişesi, birkaç da kurumuş makyaj malzemesi vardı. Diğer odanın kapısını açtı, hala bıraktığı gibi boştu. Banyoya girip elini yüzünü yıkadı. Lavaboda kalmış Melike’nin saçlarını suyla delikten aşağı akıttı. Saçlar bir girdaba kapılmış gibi delikten aşağı kayarken izledi. Banyo aynasının önündeki bardakta duran diş fırçasına takıldı gözü, hırsla bardağı aldı ve aynaya doğru fırlattı, bardak kırılmasa da, aynanın üzerinde boydan boya bir çatlak meydana geldi. Bardak lavabonun eğimi ile yuvarlanıp, sonra durdu. Aynada şimdi gördüğü yüz bir çatlakla ayrılmış bir yüzdü, ruhu gibi ikiye ayrılmış bir yüz.

Erkut’un mahalleye döndüğü haberi hemen yayıldı. Kooperatif yönetim başkanı Sadi bey, ertesi sabah çekinerek kapısını çaldı. Erkut üzerindeki kıyafetlerle gözleri kıpkırmızı, saçları dağınık açtı kapıyı.

“Geçmiş olsun, ceza sona erdi herhalde!” dedi

Erkut başını salladı.

“Bir ihtiyacınız var mı diye bakmaya geldim!”

“Yok!” dedi Erkut, o eski nezaketinden eser yoktu.

“Olursa ben” diyecek oldu adam, “Teşekkür ederim” diyerek kapıyı kapattı.

“İyi görünmüyor” diye anlattı Sadi bey dönünce, “Kolay değil ama bizim için de kolay olmayacak, herkes ondan çekiniyor artık! Umarım bir an önce taşınıp gider!”

Onu çocukluğundan beri tanıyanlar, tüm çekincelerine rağmen yanında olmak için bir bir uğramaya başladılar. Kimi bir tas çorba, kimi bir tabak börek, kimi ise sadece hal hatır sormak için geliyordu. Gelenlerin yüzlerindeki korku Erkut’u biraz toparladı. Birkaç gün sonra evi iyice havalandırıp, temizledi ve eski haline geri getirdi.

Sonra gelenler onu daha toparlanmış görünce, rahatlayıp içeri girmeye başladılar. Artık sabıkalı bir katildi, eski işine dönmesi mümkün değildi.

“Biraz dinleneceğim” diyordu soranlara, bankada birikmiş parası vardı. Evi toparlamaya başlamadan gidip bir kısmını çekmişti. Mahallede dolaşmak istemediği için uzakta bir marketten alış veriş yapmış, dolaba da bir şeyler koymuştu. Mahalleli de getirmeye başlayınca mutfak eskisi gibi düzene girmişti.

Melike, Eren’in tüm eşyalarını bir çöp poşetine doldurup, merdivenin altındaki küçük dolaba ittirmişti. Onları bulduğunda bedenine elektrik verilmiş gibi hissetmiş, göz yaşları içinde hepsini tek tek çıkarıp koklamıştı.

İlk günlerde gelenlerden Melike’lerin taşınıp gittiklerini öğrenmiş, gözleri yan evin pencerelerine kaydığında içinde biriken öfkeyi kontrol etmeye çalışmıştı.

“Korkaklar!”

Birkaç gün sonra muhtara uğrayıp, Eren’in mezarının yerini öğrendi, çiçekçiden aldığı bir buket çiçekle mezarlığa gidip, uzun uzun ağladı. Buz gibi mermerin altında yatan bedeni son bir kez kucaklamak için neler vermezdi.

“Affet beni!” diye ağladı, “Hepsi benim suçum, Allah’ın sana bir kez bağışladığı cana sahip çıkamadım!”

Toprağı eliyle okşayıp getirdiği çiçekleri mermere dayadı. Yeniden eve döndüğünde artık kendini daha kararlı hissediyordu. Kimsenin yaptığını yanına bırakmayacak, kardeşine olan borcunu ödeyecekti.

Bir gece eski uçurumun başına yürüdü. Yağmur görmemiş toprak ağır, çiğle karışık kokuyordu. Rüzgâr yüzüne vururken taşıdığı dünyayı kısa bir an indirdi yere. “Ben geç kaldım,” dedi, “ama dönmeyeceğim.” Sessizliği sırtlanıp geri döndü.

(devam edecek)

Yorum bırakın