Sessiz Çığlık – Bölüm 46

Nilüfer kısa bir sessizlikten sonra başını salladı. “Tamam,” dedi. Yukarı çıktı, banyosunu yaptı, saçlarını havluyla sardı. Sonra odasına girip dolabını açtı. Çekmeceden annesinin döşeğin altına sakladığı paraları aldı. Küçük bir poşete koydu, kimseye belli etmeden çantasına yerleştirdi.

Kolileri toparlayıp kenara dizdi, iki üç saat sonra çıkarken “Topladım, yukarıda,” dedi.

Hüsna başını çevirmedi bile, sadece “İyi,” dedi. Nilüfer hastaneye döndü.

“Nerde kaldın merak ettim!” dedi Safiye.

“Taşınılıyormuş, Hüsna evi topluyor bana da sizin odayı topla dedi hemen çıkamadım’!”

Safiye derin bir iç çekti “İyi yapmışsın!”

“Paraları da yanıma aldım o kadın hiç güvenmiyorum!” dedi Nilüfer, paraların sarılı olduğu tülbenti çıkardı. Annesinin özel eşyalarının olduğu dolaptaki torbaya koydu.

“Biz bunlarla o eve hiç gitmesek mi?” dedi sonra annesine dönüp.

“Nasıl olacak o iş?” dedi Safiye “O kadar para yok ki orada!”

“Evet yok ama şu yardımlar var ya ne olacak bir oda bile olsa ikimiz hastaneden çıkınca oraya gideriz, kulübemiz gibi!”

Safiye üzgün gözlerle baktı kızına, “O para senin eğitimin için Nilüfer!”

“Tamam biri öyle de, bir de ilaç firmasının vereceği para var ya!”

“Doğru ama onun ne kadar olduğunu bilmiyoruz ki?”

“Ben baş hekime uğrar sorarım yarın!” dedi Nilüfer, annesi hastaneden çıkınca o stresli eve geri dönerse hastalığının yeniden ilerleyeceğinden korkuyordu.

Ertesi sabah Hüsna mutfağı toparlıyordu. Birkaç tencereyi de kolilere koymuştu ki aklına Melike geldi. Telefonu eline aldı, numarayı çevirdi.

“Ne var yine?” dedi Melike, uykulu bir sesle.

“Kamyon gelecek bak yakında, senin odanı hâlâ toplamadın. Gel de koli al bari.”

Melike iç çekti. “Of tamam, birazdan gelirim.”

Gerçekten de bir saat sonra göründü. Surat asıktı. Odaya girip birkaç koli aldı, “Bu kadar yeter,” dedi, alıp çıktı.

Hüsna arkasından baktı, elini beline koydu. “Bir ben kaldım yine,” dedi sessizce.

O gün evin içi, sanki yılların yükünü üstünden atar gibi boşaldı. Ama Hüsna’nın kalbine ağırlık çöktü. Ne taşıdığı eşyalar, ne yorgunluk… En çok da içindeki korku yordu onu.

Nilüfer ertesi sabah okuldan sonra hastaneye döndü ama annesine uğramadan doğrudan baş hekimin yanına gitti. Sekreter, “Sosyal hizmet birimi bu konuyla ilgileniyor, aşağıdan sorabilirsiniz,ben arar söylerim şimdi geldiğini” dedi.


Koridorun sonunda küçük bir masa, evraklar, plastik çiçekler. Kadın gözlüğünün üzerinden baktı:


“Sen Nilüfer olmalısın. Eğitim desteği onaylanmış. Barınma yardımı da 250 bin olarak geçti. Annenin ilaçları için de birikmiş ödeme var, yüz bin civarı.”
Kız başını salladı, teşekkür bile edemeden çıktı. Koridorda yürürken dizlerinin titrediğini fark etti.
350 bin lira.

O parayla bir oda tutulur, belki küçük bir masa bile konurdu içine. Annesiyle birlikte yaşayabilecekleri bir oda. Evden çıkamdan döşekten çıkardığı parayı saymıştı. Orada da neredeyse yüz bin lira vardı. Annesinin yıllardır el emeği ile biriktirdiği para. Eğitim bursu hariç ellerinde dört yüz elli bin lira olacak demekti. Heyecandan paranın ne zaman teslim edileceğini bile sormamıştı ama herhalde annesi çıkmadan verirlerdi. Onaylanmıştı.

Koşarak annesinin yanına gitti ve heyecanla anlatmaya başladı.

“Kızım hazıra dağ mı dayanır ben bu halde odaya çıksak iş yapamam, hadi yaptım diyelim yeni müşterileri nereden bulacağım?”

“Olsun anne idareli harcarız ne olursun o eve gitmeyelim!”

Safiye yine derin bir geçirdi.

“Önce buradan çıkayım, nereye gideceksek gidelim, o zaman seninle çıkar biro da arar fiyatlarına bakarız tamam mı?”

“Tamam ama babamlara paradan sakın bahsetme!”

“Yok sen merak etme!” dedi Safiye.

Hasan emlakçıyla konuşmuş, alıcı ile bağlantı kurmuş, parayı peşin almıştı. Adam zaten tanıdık olduğu için Hasan durum acil deyince parayı önden teslim etmişti. Parayı alır almaz yeni ev sahibi ile görüşmeye gitti ve bir an önce taşınması gerektiğini evde kanserli bir hasta olacağını o hastaneden çıkmadan bu işin bitmesini istediğini söyledi. Evin sahibinin de zaten acil nakit ihtiyacı olduğundan hiç ikiletmedi. Ev zaten boştu, ertesi gün hemen işlemleri başlatmaya karar verdiler.

 O akşam eve gelince Hüsna’ya evin işlemlerini yarın halledip anahtarı alacağını söyledi. Bu evin işlemleri de yapılıp, anahtarı yeni sahibine vermesi gerekiyordu.

“Toparlanmak için bir günün var, ertesi gün kamyonu getiririm!” diye tembihledi. Hüsna öyle çaresiz hissediyordu ki şimdilik her şeye tamam demekten başka çaresi yoktu.

Ertesi gün eşyaların kalanını tamamen toparladı. Melike’yi arayıp, “Kolilerini bu gün kapatman lazım” dedi.

“Anne amma uzattın, iki koliyi arabaya atar getiririm ben ne olacak sen kendi işine bak!” deyip kapattı Melike.

Hasan o gün işlemleri tamamlamış, ev sahibinden anahtarı almış, ertesi güne de kamyonu ayarlamıştı. Kamyon sabahtan gelecek öğlene kadar tüm eşya yeni eve geçmiş olacaktı. Bu evle ilgili kalan devir işlemleri de Hasan halledecek anahtarı teslim edecekti.

Yeni ev de oturdukları ev gibi müstakildi. Küçük bir bahçesi, beyaz boyalı duvarları, taze boya kokusu vardı. Hasan giriş kattaki odayı Safiye ile Nilüfer için ayırdığını söylemişti, hasta haliyle merdiven inip çıkamazdı. Odanın penceresi bahçeye bakıyor, sabahları güneş içeri doluyordu. Kamyon eşyaları eve getirip, adamlar mobilyaları gerekli yerlere taşıyınca Hüsna koltuğa oturup evi süzdü. Melike hâlâ eşyasını toplayıp gelmemiş, Hasan’da adamlarla çıkıp işe dönmüştü.

“Bu evde nefes bile almak garanti değil artık” dedi kendi kendine. Elini dizine vurdu. “Ah Hüsna bu defa ava giderken avlanıyorsun!” Cevap veren olmadı. Ev sessizdi ama sanki duvarların içinde bir uğultu vardı.

O hafta boyunca Hasan eski evin devri ile uğraştı. Taşınma tamamlanmıştı ama aklından çıkıp gitmesi için her şeyin hızla bitmesini istiyordu. Hüsna kolileri açmış evi olabildiğince yerleştirmişti, en azından acil lazım olanları. O kadar yorgundu ki artık ne düşünecek ne başka bir işi yüklenecek hali kalmıştı.

Melike taşınamdan iki üç gün sonra ancak toparlanıp gelmişti, evin anahtarını kime bırakacağını bilemediğinden onu da yanında getirmişti. Yeni ev eskisinden çok daha güzel olduğu için üst kattaki odasını beğendi, kamyona eşya yükletmediğinden Nilüfer için alınan takım, hala Erkutların evindeydi. Hasan homurdana homurdana Melike’den anahtarı alıp adamlarını o eve yukarıdaki odayı yeni eve taşımaya yolladı. Eşyalar Melike’nin odasına yerleşti.

Hasan akşam geldiğinde, “Anahtarı götür  kooperatif yönetimine bırak onlar ne yaparsa yapsın!” deyince umursamaz şekilde başını salladı. Hasan uyuyunca Hüsna hemen kızını sıkıştırıp

“Sakın verme, bunlar bir iş çeviriyor, anahtar sende kalsın!” diye tembihleyince, “Zaten vermeye niyetim yok! Ne işi çeviriyorlar?” diye sordu. Hüsna sessizce yukarıya çıkmalarını işaret edince Melike’nin odasına girip kapıyı kapadılar. Hüsna aklındaki tüm olanları kızına bir çırpıda anlattı, paniğe kapılmıştı.

“O salak kadın mı yapacak yani bunları hiç sanmam bir plan varsa senin öküzün planıdır!” dedi Melike, “Şimdi ne yapacaksın? Hasan’ı mı öldürelim!”

“Sus geri zekalı, benim yüzümden mi oldu o işler! Hepsi senin hatan!” diye hırladı annesi. Melike’nin gözlerindeki ifade bulanıklaşınca korktu, “Tamam neyse olan oldu! Kimseyi öldürmeyeceğiz aklını başına topla!” deyip indi aşağı.

(devam edecek)

Yorum bırakın