Sessiz Çığlık – Bölüm 12

Nilüfer okuldan geldiğinde odasına koşup “Anne! Eşyalarım nerede?” diye seslenince
“Çatı katına çıkardım. Çok güzel oldu.” dedi yanına gidip.
Elinden tutup yukarı çıkardı.
“Bak her şeyini getirdim.  Minik sevimli bir oda oldu senin gibi!”

Nilüfer hiç memnun gözükmüyordu
“Ben kalmam burada!” dedi ellerini göğsünde kavuşturup, “Benim odam buradan güzel!”
“Ben de kalacağım seninle. Merak etme’”
Nilüfer’in gözleri büyüdü hemen, annesi ile sarılıp uyumayı çok severdi ama babası yataklarına gitmesine kızdığı için beraber yatamıyorlardı.
“Sen de mi?” dedi sevinçle.
“Evet. Misafir gidene kadar.”
“Babam yalnız mı yatacak?”
“Yatacak artık. Birkaç zaman bir şey olmaz. Biz sarılır uyuruz.”

Hemen ikna olmuştu Nilüfer, yüzü gülmeye başladı, sarıldı annesine.

Akşam bastığında ev sessizdi. Nilüfer ödevlerini yaparken odada yalnız durmak istemediği için, Safiye yatağın üzerine oturmuş pencereden dışarı bakıyordu. Bahçedeki ağaçlar karanlık bir gölge gibi duruyorlardı, yine de bulanıkta olsa onları tepeden görmek hoşuna gitti.  Öğretmenin verdiklerini yapmaya çalışan kızını seyretti biraz. Kalemi sımsıkı tutuyor, dilini burnuna doğru kıvırmış, dikkatle kağıda bastırıyordu. Akşam karanlığında kapının önüne yanaşan arabanın farlarını fark etti ve hemen arkasından kapı çaldı. Safiye’nin kalbi hızla atmaya başladı, hiç istemiyordu bu olanları ama katlanmaktan başka çaresi yoktu. Aşağı inmek için kalkınca, Nülüfer’de başını kaldırdı.

“Geldiler mi?”

Safiye başıyla onaylayınca ikisi birden inip, kapıyı açtılar.

Hasan’ın eli kolu torbalarla doluydu, “Al şunları mutfağa götür!” diye Safiye’ye uzattı hemen. Safiye uzanıp torbaları aldı, ürkek gözlerle baktı gelenlere

Hasan’ın hemen arkasında duran kadınla, kız gülümseyerek girdiler içeri. Kadın ayağındaki “Geçin.” dedi Hasan.

“Hoş geldiniz!” dedi Safiye kibarca, Nilüfer annesinin arkasına geçmiş, gelenlere bakıyordu.
“Hoş bulduk!” dedi Hüsna hanım özgüvenli bir sesle, “Biraz yük olacağız size ama kocanız ısrar edince samimiyetine güvenip geldik!”

“Hoş geldiniz, inşallah rahat edersiniz!” dedi Safiye yine kibarca
“Yemek yaptın mı?” dedi Hasan, Safiye başıyla onaylayıp, torbaları bırakıp, masayı kurmak için mutfağa geçti hemen.

Hasan da kadınla kızını alıp, salona geçti.

“Eviniz güzelmiş!” diyen sesini duydu Hüsna hanımın.

“Her şeyini ellerimle yaptım, sizin evde çok güzel olacak!” diye böbürlendi Hasan.

Safiye kulağı içeride torbaları boşaltmaya başladı. Yabancı insanlardan çekinen Nilüfer annesinin eteğinden ayrılmıyordu. Torbadan çıkanlar tezgaha dizilmeye başlayınca misafiri unutup, merakla incelemeye başladı. Tatlı kutuları, meyveler, kuruyemişler, kahvaltılıklar, pahalı ekmekler ve daha önce evlerine girmeyen bir sürü yeni şey.

Onlar merakla torbaları açarken, Hasan girdi içeri.

“Ne bunlar Hasan?” dedi Safiye şaşkın şaşkın.
“Zengin insan bunlar.” dedi Hasan, tezgahtakilere bakarak, “Kuru ekmek mi yedireceksin.” dedikten sonra “Sofrayı kur aç geldik!” dedi ocaktaki tencerelerin kapaklarını açıp kontrol etti. Pek beğenmediği belli oldu ama eve malzeme almadığı için sesini çıkarmadı.  

“Tatlıyı da tabağa koy getir sofraya!” dedikten sonra salona misafirlerin yanına döndü.

“Anne ben de yiyeceğim bunlardan değil mi?” dedi Nilüfer iştahla.

“Yersin kızım tabi, haydi sofrayı kurmama yardım et! Çatal kaşıkları getir sen de!” dedi kızına.

Yarım saat içinde beş kişilik sofra kurulmuş, tatlılar ile yıkanan meyveler de sofraya getirilmişti.

Safiye sessizce yemekleri böldü, ekmekleri tabaktan alıp, herkesin tabağının yanına bırakmaya başlayınca, Hasan gözlerini devirdi. Ekmek tabağına kendi uzanıp, “Ekmek alın Hüsna hanım, Melike sen de al!” diyerek nazikçe misafire uzattı.

Hüsna hanım gülümseyerek teşekkür etti bir dilim ekmeği aldı yanına, bir dilim de kızına uzattı. Safiye’nin koyduğu ekmekler tabaklarının yanında durdu öyle.

“Eline sağlık çok güzeldi!”  dedi Hüsna hanım yemek bitince, yirmili yaşlarında olan kızı Melike elindeki telefondan başını kaldırmadığı için pek konuşmuyordu.

“Afiyet olsun!” dedi Safiye, Hasan sürekli onu getir bunu götür dediği için daha kendi çorbasını bile içememişti doğru dürüst. Nilüfer, babası misafirlere tatlılarını ikram edince, hızlıca uzanıp bir tanesini tabağına aldı. Yüzündeki ifade ne kadar beğendiğini gösteriyordu. Neyse ki Hasan ses etmedi bu sefer.  Safiye boşalan tabakları mutfağa taşırken, çayın suyunu da koydu. O bulaşıkları yıkarken, salondaki televizyonun sesi yükseldi. Ses yüzünden bu defa konuşmalar duyulmuyordu.

“İyi insanlara benziyorlar!” dedi Safiye kendi kendine, “Yine de inşallah çok kalmazlar!”

Çay servisini de yaptıktan sonra bardağını alıp bir kenara ilişti.

“Ben çay içmem!” dedi Melike geldiğinden beri neredeyse ilk kez konuşup, “Kola vardı o nerede?”

“Dolaba koydum” dedi Safiye, Nilüfer, görüp istemesin diye masaya çıkarmamıştı. Kola lafını duyan Nilüfer de hemen başını annesine çevirdi.

Safiye kızına kaşlarını kaldırıp, ona getirmeyeceğini işaret ettikten sonra, “Getireyim” diyerek mutfağa döndü ve bir bardağa doldurup getirdi. Melike teşekkür bile etmeden uzanıp aldı bardağı ve kocaman bir yudum aldı. Nilüfer’in gözü kızın elindeki bardakta kalmıştı.

“Annem kola zararlı!” diyor dedi bir iki laf da kendi etmiş olmak için. Misafirler geldiğinden beri onun varlığını fark etmiyor gibi davranıyorlardı.

“İyi ne yapalım!” dedi Melike ters ters, Nilüfer annesine doğru sokuldu hemen.

“Siz ona bakmayın!” diye araya girdi Hüsna hanım hemen, “Kendi evini bırakıp gelmeye razı olmadı pek ondan gergin, değil mi Melike!” dedi sesine ima vererek.

“Ya evet!” dedi Melike, onaylıyor mu, alay mı ediyor belli değildi.

“Kolay değil tabi, insan alışık olmuyor!” dedi Safiye nezaket olsun diye ama onları istemediğini ima ettiğini sanan kocası ters ters bakınca bir daha konuşmadı. Hüsna hanımın düzenli seyrettiği dizileri olduğundan, onun istediği kanal açılmıştı. Hasan da ilgileniyormuş gibi yapmak için arada bir karakterlerle ilgili sorular soruyordu. Melike kulaklıklarını takmış oturduğu kanepeye kendi evinde gibi uzanmış, telefonu ile oynuyordu yine.

Safiye çayları tazeliyor, Nilüfer’de robot gibi annesinin peşinden mutfağa gidip geliyordu. Melike tersledikten sonra o da sesini kesmiş, annesini taklit etmekten başka çare bulamamıştı. Oysa bebeklerini getirip tanıştırmayı planlamıştı yemekte.

Dizi bitince, Hüsna hanım “Kaça gidiyorsun sen?” dedi gözlerinden uyku akan Nilüfer’e bakıp

“Bir!” dedi Nilüfer. Sabah erken kalktığı için iyice uykusu gelmişti ama annesi olmadan yukarı çıkmak istemediği için bekliyordu.

“Ben kızı yatırayım müsaade ederseniz!” dedi Safiye kibarca, göz ucuyla Hasan’a baktı

“Çıkın yatın siz!” dedi Hasan eliyle işaret edip.

Safiye içi rahatlamış, “İyi geceler o zaman, odanızı Hasan size gösterir!” diyerek kızını da aldı çıktı yukarıya. “

“Rahat edeceksiniz” diyordu Hasan onlar yukarı çıkarken, “Yatak da geniş!”

Çatı katının ara ışığı olmadığından Safiye zorlanıyordu karanlıkta inip çıkarken, Nilüfer annesinin basamakları görmeye çalıştığını fark edince, ona yardımcı olmaya çalıştı “basamak” diyerek.

Çatı katında ki odanın tavanındaki çıplak ampül sanki daha da soluklaşmıştı yukarı çıkana kadar. Nüliferin gözlerinden uyku aktığı için hemen giydirdi pijamasını, masada kalan ödevlerini toplayıp çantasına koydular.

İkisi birden yatağa girdiklerinde
“Babam niye öyle kibar konuştu?” diye sordu kız bu sefer
“Misafir var, kızım.”
“Bize hiç öyle konuşmuyor ama o aldıklarını da hiç almıyor.”
Safiye sessiz kaldı önce, “Haydi uyu artık sabah uyanamayacaksın” dedi sonra kızına sarılıp.
“Ben sevmem onları.” dedi Nilüfer
“Gidecekler, merak etme.” dedi Safiye fısıltıyla.
Aşağıdan gülüşmeler duyuldu. Safiye derin bir iç çekti.
Nilüfer annesine biraz daha sokuldu, Safiye onun saçlarını kokladı. İkisi de yorgun olduğundan hemen uyudular.

(devam edecek)

Yorum bırakın