O gece Hasan eve yine geç geldi. Vestiyere astığı ceketinin üzerinden tanımadığı bir parfüm kokusu geliyor gibi geldi Safiyeye. Aklının ona oyunlar ettiğine karar verdi. Bu resmi nikah işi de uzadıkça sinirleri iyice bozuluyordu belli ki. Kocasına bir şey belli etmeden yemeği ısıtmak için kalktı.
“Gerek yok, dışarıda yedim.” dedi Hasan.
Safiye de oturdu yerine.
“Çalıştığın ev bitti mi?”
“Bitmedi. Yeni şeyler istiyorlar.”
“Kim istiyor?”
“Kadın işte, ne fark eder?”
“Ne bileyim soruyorum işte laf olsun diye!” deyip sustu. Bir türlü çıkamamıştı şu evden, o arada bir inşaatın tüm işlerini bitirmişlerdi halbuki.
Ertesi gün Hasan işe giderken aynanın karşısında saçına jöle sürmeye başlayınca artık dayanamadı.
“Ne gerek var bu kadar özenmeye?”
“Müşteriyle görüşüyorum kaç kere açıklayacağım sana!” dedi Hasan ters ters “Sen de başıma memur kesildin her sabah, her sabah!”
Safiye başını eğdi. “Tamam.” dedi yine sadece. Ağzını açsa fazlası döküleceğini bildiği için uzatmadı. Aylardır sadece kendine çalışıyordu bu adam, süslendikçe süsleniyor, evde ne olup bittiği ile hiç ilgilenmiyordu. Banka borcu da bitmiyordu bir türlü onca iş alıyor ama borcun vadesi uzun diyordu.
Kızını okula gönderdikten sonra eline iğne oyasını aldı ama gözleri ipi seçemiyordu. İp karıştı, düğümlendi. Bir süre öyle oturdu, sonra işi bıraktı. Bu işleri de yapamazsa ne olacaktı böyle? Şu bankanın borcu bitse elleri rahatlardı ama bu Hasan kendine harcadığı bunca parayı eve harcasa zaten rahat ederlerdi. Elbise olayını unutmamıştı daha, komşuların gazına gelmişti yine. Bu defa kulak vermek istemiyordu ama kadınlar işleri güçleri yokmuş gibi ne zaman karşılaşsalar kocasından bahseder olmuşlardı.
“Sen bu kadar iradesiz misin?” diyordu kendine, “Adam işine gidip geliyor işte! Ne yapacak ya! Bankanın borcu bitecek, nikahımız da olacak, rahat edeceksin! Kaşınıp durma!”
Akşam Hasan geldiğinde koltuğa oturdu. “Yoruldum.” dedi bıkkın bir sesle.
“Su koyayım da çay demlenedursun.” dedi Safiye.
“Gerek yok. Çok çay içtim, yemek de yedim hazırlama bir şey” dedi yine Hasan.
“Nasıl istersen!” diye yanıtladı Safiye bıkkın bir sesle, başka zaman olsa, sofra kurup, toplama derdinden kurtuldu diye sevinirdi ama sevinemiyordu niyeyse. Hasanın girerken masanın üzerine bıraktığı poşete gözü takıldı. Oldukça havalı gözüken bir karton poşetti.
“Nasılsa kendine almıştır!” dedi içinden ama yine de dili durmadı.
“Bu torba ne?” diye sordu dümdüz.
“İş yerinden getirdim. Evinde çalıştığım kadın almış bana, teşekkür için. Gömlek.”
“Ne iyi kadınmış” diye mırıldandı Safiye, Hasan onun yüzündeki ifadeyi görünce diklendi hemen.
“Ya müşterim işte. Teşekkür etmiş. Abartma hemen.”
Safiye her zaman ki gibi sessizliğe büründü. Bir şeyler eksiliyordu her gün zaten çok da iyi gitmeyen hikayelerinden ama adını yanlış koyuyordu belki.
“Gözlerim iyi görmüyor artık” dedi konu değişsin diye, “Bir doktora gidersek belki”
“Bu aralar olmaz, idare et biraz, şu işten paramı alınca gideriz!”
“Siparişleri yaparken zorlanıyorum. Evde de zor oluyor artık, nane ile kekiği gözüm seçmedi kokladım da ayırdım yemeğe!”
“Tamam!” dedim ya, “Niye uzatıyorsun her şeyi böyle! Sanki ne kazanıyorsun o işlerden de, bırak yapma sen de!”
“Elimde bir iki iş kaldı da ondan dedim. Devlet hastanesine gideceğiz ya zaten, para gerekir mi?”
“Safiye!” dedi Hasan neredeyse hırlayarak, “Anladık, tamam!”
O konuşmadan sonra yüzü düşen Hasan odaya gidip erkenden uyudu. Safiye pencerenin kenarına oturup dışarıyı izledi biraz. Karanlıkta her şey iyice karışıyordu birbirine ama zaten görmek için bakmıyordu dışarıya.
Birkaç gün sonra Hasan ceketini asmadan söylenmeye başladı kapıdan girince, yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı.
“Kadının evinin her yanını kırdık, yaşanmaz hale geldi. Söylenip duruyorlar!” dedi ayakkabısını çıkarırken.
Masayı kurmaya hazırlanan Safiye, durdu kocası anlatmaya başlayınca,
“Tozun toprağın içinde yaşanmaz tabii. Yok mu gidecek başka yerleri?”
“Yokmuş. Sordum.” dedi Hasan, “Ben de düşündüm ki biz evi toparlayana kadar biraz bizde kalabilirler.” diye ekledi hemen arkasından
Safiye anlamaz gözlerle baktı kocasına: “Bizim evde mi?”
“Evet. Ben teklif ettim zaten. İş bu, çok para alacağım. Biraz katlanırsınız.”
“Olur mu öyle şey Hasan? Tanımadığımız insanlar.”
“Ne tanıyacaksın, müşterim işte. Söyledim diyorum sana.”
“Yine de—” diyecek oldu Safiye
“Yeter!” diyerek Safiye’ye doğru bir adım attı Hasan
“Nerede yatıracağız, yer yok.” dedi Safiye ürkmüş bir sesle
“Nilüfer çatı katındaki odada kalsın biraz. Onlar da onun odasında kalır.”
“Çatı katı mı? Orası toz toprak, eşya dolu, soğuk oluyor ayrıca. Çocuk okula gidiyor, odasından çıkarılır mı? Korkar hem orada.”
“Amma uzattın. Sabahtan temizlersin sen orayı. Eski evden gelen babanın yatağı orada değil mi? Korkarsa sen de yanında yatarsın, olur biter.”
Safiye’nin yüzü kızardı, zaten duyguları inip, çıkıyordu günlerdir.
“Misafir kalsın orada, niye biz çıkıyoruz?” derken sesi çatallaştı.
Hasan bir adım daha attı kasılarak. Gözleri sertti, Safiye geri çekildi.
O sırada aşağı inen Nilüfer, anne ve babasını kapının ağzında sesleri yükselerek konuştuklarını görünce “Ne oldu?” diye sorunca Safiye geri adım attı mecburen.
“Yarın bakarım ben.” sesi titreyerek.
Hasan salona bile geçmeden “Ben yatıyorum.” deyip odasına geçti.
Nilüfer annesinin eteğini çekti babası odaya çıkar çıkmaz.
“Anne, babam niye o kadar sinirlendi? Misafir mi gelecekmiş?”
“Yoruluyor kızım.” dedi Safiye, elini kızının saçlarını okşadı, “Evleri kırılıp dökülmüş, müşterisinin kalacak yeri yokmuş. Bize gelecekler.”
“Ben çatı katında yatmam.” diye mızırdandı Nilüfer aşağı inerken konuşulanları duymuştu.
“Daha yeni odam oldu, istemiyorum orayı.”
Safiye derin nefes aldı, göğüs kafesine bir öküz oturmuş gibi ağırdı ama Nilüfer’e stresini belli etmemek için.
“Sinirli şimdi baban, ben konuşurum yine. Hele bir sabah olsun.” dedi yumuşak bir sesle.
Biraz kızıyla salonda oturduktan sonra, “Haydi biz de yatalım artık, yorulduk hepimiz!” dedi ve beraber yukarı çıktılar. Hasan’ın horultusu kapının dışından duyuluyordu. Nilüfer’i yatırıp, ışığı kapattı. O gece gözünü kapatsa bile uykusu gelmedi.
Sabah olunca Hasan erkenden kalktı yine. Yeni gömleğini dikkatle ütülemiş, yeni giyinmişti hemen. Kahvaltısını ettiktensonra, “Çatı katını temizle bugün.” dedi ayakkabısını giyerken.
“Ben akşama alır gelirim onları.”
“Hasan, çatı katı olmaz. Bak çocuk orada hasta olur.” dedi Safiye son bir umutla.
“Uzatma. Bir süre diyorum, sen hazırla.” diyerek kapıyı sertçe kapatıp çıktı.
Nilüfer’i okula bırakıp geldikten sonra isteksiz isteksiz çatıya çıktı. Kapıyı açar açmaz burnuna ağır bir toz kokusu dolunca gidip, küçük pencereyi açtı. Pencereden sızan ışıkta havada toz zerrecikleri dönüyordu. Rahmetli babasının yatağı köşeye dayanmıştı, üstünde sık kullanılmayan eşyaları koyduğu hurçlar duruyordu. Pencerenin hemen altında duran minik kalorifer peteğine bakıp, “Nasıl olacak bu iş?” diyerek kafasını salladı. Elini eşyaların üstünden geçirdi, hepsi babasının kokusunu taşıyordu. Aşağı inip, kovalarla bezleri getirdi. Odanın temizliği iki saatten fazla sürmüştü. Gelenlerin kaç günlüğüne kalacağını bilmediğinden aşağı inip, kızının eşyalarının bir kısmını odaya getirdi. Gelince beğensin diye özenle yerleştirdi. Gardırobun boş kısmına da kendi kıyafetlerinden getirdi bir iki tane. Evde yabancılar olacağına göre giyinip çıkacaktı odadan mecburen. Babasının odasındaki açılır kapanır küçük masayı kızına çalışma masası gibi hazırladı. Ödevlerini de burada yapacaktı mecburen. Tavandaki lambanın ışığı kördü biraz ama bu eve taşınırken bir masa lambası almışlardı neyse ki. Bebeklerini de masaya kitapların yanına dizdi. Babasının öldüğü yatakta uyuyacaklardı ana-kız mecburen. İçeride ki deterjan kokusu çıksın diye camı aralık bırakıp aşağı indi. Yorgunluktan beli ağrımış, parmak uçları sızlıyordu.
(devam edecek)