Sessiz Çığlık – Bölüm 10

Hasan artık ustasından ayrı çalışıyordu. Evden çıkarken eline çantasını alıyor, cebinde sigarasını yoklayıp her zamanki gibi sessizce kapıyı çekiyordu. Ama o sessizlik eskisi gibi değildi. Önceleri aceleyle çıkardı, artık aynanın karşısında saçını tarıyor, gömleğini düzeltmeden adım atmıyordu. Safiye sabahları kahvaltı masasını toplarken, aynadaki o özeni fark ediyor ama üstünde durmuyordu. “İş büyüdü, müşteriler çoğaldı.” diye kendini avutmaya devam ediyordu.

Bir gün malzeme almak için nalbura uğdadığında denk geldiği eski müşterilerinden biri;

“Hasan usta elinden iş geliyor vallahi. İki yıl önce evin şöminesini yapmıştın, taş gibi duruyor.” dedi onu görür görmez. Yanındaki adam da başını salladı

“Bir de titiz, böyle usta kalmadı.”

Hasan belli etmeden hafif gülümsedi, görecekti ustası onun gibi adamı kaybetmek ne demekmiş. Adamlara kendi için bastırdığı kartını çıkarıp verdi, bir ihtiyaç olursa hemen arayabilirlerdi. Eve geldiğinde Safiye’ye bir şey anlatmadı ama içi gururla doluydu. O gece sofrada çorbasını içerken bile yüzündeki o ifade geçmedi.

Ertesi sabah kahvaltıda yeni bir işten söz etti karısına.

“Bir hanım varmış, şömineyi yeniletecekmiş. Evi uzak, ama iyi para verir gibi. Hep inşaat beklemekle olmuyor, arada bu işleri de alacağız mecburen. Bugün uğrayacağım.”

Safiye başını sallayarak, “Allah rast getirsin.” dedi. İşin büyüğü küçüğü olmazdı elbet. Artık kendi bulduğu iş, kendi kazandığıydı, ekmek nereden geliyorsa gidip çalışacaktı.

Hasan malzemelerini hazırlayıp, üstüne temiz gömlek giydi. Kapıdan çıkmadan önce aynaya son kez baktı. Safiye, “Müşteriyle görüşecek, tabii düzgün giyinmesi gerek.” diye düşünerek içinden onayladı kocasını.

Yeni müşterinin evi, mahallenin epeyce dışında, tek katlı ama derli toplu bir yerdi. Kapıyı orta yaşlarda bir kadın açtı.

“Buyur usta, şömineyi büyütelim diyorum, bacasında da bir sorun var galiba bir bak.” diye söze girdi hemen. Hasan içeri girdiğinde genç bir kız salondaki kanepeye uzanmış televizyon izliyordu.

Ev sahibi, “Kızım Melike, kalk da ustaya yer aç.” dedi kızına kaç göz ederek. Kız başını kaldırdı, kısa bir bakış attıktan sonra doğruldu, televizyonu kapatıp içeri geçti.. Hasan şömineyi inceledi, ölçü aldı, birkaç not yazdıktan sonra “Malzeme değişecek, iki gün sonra gelir bakarım.” dedi.

Kadın, “Beklerim.” deyip kapıya kadar uğurladı. Hasan kapıdan çıkarken kız kapının ilerisindeki pencereye dayanmıştı, arkasından baktı mı bakmadı mı anlamadı.

Eve geldiğinde Safiye mutfaktaydı. “Yeni iş çıktı mı?” diye sordu merakla.
“Oldu gibi, ama yıkım döküm de olacak işi uzatabilir.” dedi Hasan kısa bir sesle.
“İyi olur.” dedi Safiye, “Kış gelmeden kazanırsın.”
“Öyle.” deyip geçti içeri kocası.

Sonraki haftalarda Hasan’ın sabahları daha uzun sürdü. Artık saçını daha özenli tarıyor, gömleklerini kendi ütülüyor, parfüm sıkmadan çıkmıyordu. Akşamları da eve geç gelir olmuştu. “İş uzadı.” diyordu bazen, bazen “Malzeme bekliyorum.” Hem tamamlanan inşaatlar hem de özel tamirat işleri oldu mu böyle oluyordu. Birinden çıkıp diğerine gidiyordu mecbur.

Bir gün alışverişe diye çıkınca kapının önünde komşularla karşılaştı. Kadınlardan biri onu  

“Kız senin bey artık iyice tanınmış. Geçen bir ahbabım söyledi, onların evinin orada bir hanım evi yaptırıyormuş, seninkini çok övüyormuş.”

Safiye’nin eli sepetin sapında kaldı. “Övüyor mu?” dedi şaşkın bir gururla.

“He övüyor, diyor ki usta tam zamanında geliyor, işini biliyor. Kocası da yokmuş o kadının. Yalnızmış. Senin ki her gün girip çıkıyormuş eve.”

Safiye tebessüm etti, kadının sesindeki imayı anladığını belli etmedi.

“İşi iyi gidiyor o zaman. Çok şükür” dedi ama eve dönerken adımlarını yavaşlattı. İçinde tuhaf bir sıkışma vardı. “Ne olacak, iş bu. Kadın kocasızmışsa bana ne. İşi var ki gidiyor adam, ne yapacak ya?” dedi kendi kendine,

O akşam Hasan eve girdiğinde Safiye masada oturuyordu. “Aynı evde misin hâlâ?” diye sordu o an aklına gelmiş gibi.
“Evet.”
“Komşular o evden bahsediyor.”
Hasan durdu, gözünü kaçırmadı ama sesi sertleşti. “Ne konuşacaklar? İş var işte, ne var bunda?”
“Yok, öylesine sordum.”
“Beni mi sorguluyorsun?”
“Estağfurullah.”

Hasan ceketi duvara astı, “Ben yorgunum.” dedi, başka bir şey demedi. Safiye sustu. O gece çayı tek başına içti.

Birkaç gün sonra Hasan eve telefonla konuşarak girdi.
“Tamam Hüsna hanım, malzemeyi yarın ben getiririm. Onu da hallederiz” diyordu.

Safiye başını çevirdi, duymamış gibi yaptı ama kalbi hızla attı. Hep o hadsiz komşular sokuyordu aklına böyle şeyleri.

Nilüfer masada resim yapıyordu. “Kim Hüsna anne?” dedi.
“Babasının müşterisi.” dedi Safiye.


Sonra eliyle kızının saçını düzeltti, “Renkleri karıştırma, çamur gibi olur” dedi ve konuyu kapattı.

O gece Hasan erkenden uyudu. Safiye sabaha kadar uyuyamadı. “Hüsna…” diye mırıldandı sessizce. O ismin soğukluğu dilinde kaldı.

Sabah olduğunda Hasan çoktan çıkmıştı. Evin içi sessizdi. Safiye pencereden baktı, dışarıda çocukların sesleri vardı. Nilüfer bahçede Eren’le oynuyordu. Ellerindeki oyuncak bebeğe güldüler. Safiye perdeyi biraz araladı, sonra tekrar kapattı. Artık gülüş sesleri bile yorgunluk gibi geliyordu.

Akşam Hasan yine geç geldi. Ayakkabılarını çıkarırken, “İş bitti sayılır.” dedi.

Safiye “Hayırlı olsun. Nihayet!” dedi ama içinden, “Bitse de değişen bir şey olmayacak. Benim bu kafayı değiştirmem gerek!”

 O gece evde fazla konuşma olmadı. Hasan uyudu, Nilüfer çoktan sızmıştı. Safiye pencerenin önüne oturdu, dışarıda rüzgâr vardı. Sessizliği dinledi.

Hasan artık haftada birkaç gün eve geç gelmeye başlamıştı. Akşamları sofraya oturur oturmaz “Yorgunum.” diyor, çorbasını iki kaşık içip kalkıyordu. Safiye ses etmiyordu. Eskiden “Yemeğini bitir, biraz dinlenirsin.” derdi, şimdi demiyordu. Sadece masayı toplarken tabağın altına bıraktığı ekmek kırıntılarını siliyor, sonra sessizce mutfağa dönüyordu.

Bir akşam Hasan, “O hanım işi uzattı.” dedi.
“Ne işi?”
“Şömineyi beğenmiş, bir de dışarı verandaya istiyor.”

Safiye başını eğdi. “İş işte. Halledersin onu da.” dedi, başka bir şey söylemedi.

İşin uzaması ile o günden sonra Hasan’ın evde kalma süresi de azalmaya başladı. Sabahları çantasına bir gömlek daha koyuyor, “kirlenirse değiştiririm” diyordu. O işten o işe gidince gerekiyordu bazen.

O gün Nilüfer okuldan dönünce, “Anne, babam gelmedi mi?” diye sordu merakla, babasının sık sık geciktiğini bilse de çocuktu nihayet soruyordu merak edip.

“Gelir kızım, işi var.” dedi Safiye gülümseyerek.

“Her gün işi var. Artık hiç göremiyorum babamı” diye şikayet etti Nilüfer. Babasından korksa da, evde varlığını istiyordu yine de.

“İş demek ekmek demek kızım. Çalışacak ki karnımız doysun değil mi?”

Bir hafta sonra eve siparişini almaya gelen bir komşu, girip kahvesini içtikten sonra ;

“Safiye bacı, senin bey artık büyük işlere girmiş. Mahalleden biri görmüş, arabayla gelmiş, yanındaki kadın da şıkmış. Zenginlere çalışıyor belli ki!” dedi

“Çok çalışıyor!” dedi ama sesi zayıftı.

Kadın omzunu silkti. “Bilemem, herkes bir şey diyor.” diyerek siparişin torbasını alıp kalktı.

Kadını uğurladıktan sonra Safiye içeri girdi, kapıyı sessizce kapattı.
Nilüfer odasında ödevini yapmış aşağı iniyordu “Kimdi anne?” diye sordu her zaman ki merakıyla.

“Komşu.”
“Ne dedi?”
“Hiç. Sadece havadan sudan. Siparişini almaya gelmiş.” dedi kendine söyler gibi sonra yemek yapmak için mutfağa girdi aklından uzaklaştırdı Hasan ile ilgili düşünceleri.

(devam edecek)

Yorum bırakın