Hasan’daki değişiklikleri fark eden sadece Safiye ve Nilüfer değildi. Komşular da girip çıkarken, daha önce kireçli, boyalı kıyafetlerle giren çıkan adamı önce tanıyamamışlardı. Üzeri başı, saçı sakalı düzelince, işçiliği bırakıp masa başına geçtiğini sandılar.
Safiye işleri teslim etmek için komşularla görüştükçe, meraklı sorulara başladılar hemen.
“Kız, kocan amma da değişti. İyi kazanıyor herhalde. Patron oldum diyormuş soranlara. Sen de yaşasana biraz, bak gözlerin de görmüyor. Bırak artık bu işleri. ”
“Alışmışım ben, boş duramam.” diyordu Safiye, borcumuz var demiyordu kimseye. Kol kırılır yen içinde kalır diye öğretmişti annesi. Varsın öyle bilsinlerdi. Hasan mutluydu belli ki böyle konuşmaktan.
Komşular öyle çabuk ikna olmuyorlardı tabi, “Erkek bakımlı kadın ister. Bu adam kendine böyle bakıyorsa vardır bir nedeni.” diyorlardı bu kez de. Safiye’nin gözünün içine bakıp, tepkisini anlamaya çalışıyorlardı.
Safiye başını önüne eğiyor, cevap vermiyordu bu laflara, “Çay koyayım!” diyerek ya kaçıyor ya da işlerini göstermeye devam ediyordu. Komşular da gözü seçmiyor da baktıklarını anlamıyorlar sanıyorlardı kendi kendilerine. Görmüyordu gözü iyi ama herkes bir çift gözün üzerinde olduğunu hissederdi görmese de.
“Artık kendi işini bağlıyor, müşterilerle konuşuyor.” diyordu bazen de.
Laf bitmiyordu kadınlar da “Üzerine başına alıyor, sen de al giyin biraz. Kaparlar elinden görürsün” diyerek ısrar ediyorlardı sürekli.
Kocasına güvense de, genç kadındı o da, giyinmek hoş gözükmek istiyordu galiyle. Sonunda dayanamayıp o hafta pazara gidip kendine bir elbise aldı güzelinden, mağazadan almaya kıyamıyordu ama Pazarda da oluyordu güzel kıyafetler artık. Elbiseyi alınca giyemedi hemen götürüp sakladı odasına, sabah Hasan gidip, Nilüfer de oyuna dalınca çıkarıp giydi üzerine. Epeydir kıyafet almadığından bedenini göz kararı seçivermişti ama olmuştu üzerine. Aynadaki Safiye bile değişmişti bir yeni elbiseyle. Ev işlerini yaparken kirlenmesin diye aceleyle çıkarıp astı dolaba, Hasan’ın gelme saati yaklaşana kadar da giyinmedi bir daha. Mutfakta işlerini bitirince duşunu aldı, elbisesini giyinip saçlarını güzelce taradı. Hasan gibi aynaya bakıp beğendi kendini. Haklıydı kadınlar aslında, kendini unutmuştu iyice, babasının evinde de zengin değillerdi öyle çok kıyafeti olmazdı ama yine de özenirdi giydiği çıkardığına, elinden dikiş de geldiği için eskiyi yeni ederdi kolayca. Aynanın karşısında kendine bakarken, kapı açıldı. Hasan girdi içeri, Safiye’yi görünce yüzü buruştu.
“Ne sırıtıyorsun pişmiş kelle gibi?”
Safiye kızardı. “Yeni elbise aldım da, onu gösterecektim.” dedi mahcup bir şekilde.
“Ne oldu, patron oldum diye havalara mı girdin? Mecburen olduk kızım. Ne giysen aynı salak Safiye’sin işte.” dedi Hasan yanından geçip girdi içeri.
Safiye hiçbir şey demedi. Gözleri doldu, boğazına bir yumruk oturdu. Hemen yatak odasına gitti, elbiseyi çıkardı, dolabın dibine itti. Saçlarını da lastiğini alıp bağladı sıkıca her zaman yaptığı gibi, sonra mutfağa geçip, masada yemeğini bekleyen kocasına hizmet etti.
Ertesi gün Hasan gidince ilk iş elbiseyi çıkardı soktuğu yerden.
“Neyine lazım senin salak Safiye!” dedi kendi kendine. İçeri götürüp güzelce kesti kumaşı, o hırsla Nilüfer’e iki elbise dikti. Kızı giysindi yenisini, ona lazım değildi.
Nilüfer odasında olduğundan annesinin üzerinde görmediği elbisenin kumaşından dikilenleri görünce gözleri ışıldadı, “Anne, çok güzel olmuş!” dedi sevinçle, hemen üzerindekileri çıkarıp denedi ikisini de. Safiye sadece “Beğenmene sevindim.” diyebildi gözleri buğulanarak.
Yaz öyle böyle tükendi ve sonunda okula kayıt zamanı geldi çattı. Safiye kocasına bir şey demeden gidip kızını yazdırdı. Elbise olayından sonra iyice gönül koymuş, ettiği iki lafın birini eksiltmişti. Hasan’ın umurunda bile değildi onun konuşup, konuşmaması, hatta daha bile memnun görünüyordu halinden.
Nilüfer annesi ile kayda gidip geldikten sonra hemen Eren’e anlattı olanları.
“Okula başlayacağım. Artık her gün görüşemeyiz ama okuldan sonra gelirim.” dedi onu teselli etmek için. Nilüfer okula gidince yalnız kalacaktı haliyle, o yüzden söylemesi gerek diye düşünüyordu.
Erkut abisi de sevindi bu habere, zaten önceden başlayacağını bildiği için alıp hazır ettiği torbayı gidip içeriden alıp getirdi.
“Al bakalım!” dedi gülümseyerek, “Okulun ilk günü için bir kalem kutu aldım sana. Aynısından Eren’e de aldım.”
Nilüfer üzerinde pembe çiçeklerin olduğu kalem kutusunu çok beğendi. Belli ki pazardan değil, kırtasiyeden alınmıştı. Mıknatıslı kapağı açıp kapayıp oynadı bir süre etrafını unutup. Sonra her zaman yaptığı gibi heyecanla eve koşup, odasındaki kalemlerden bir kaçını kaptığı gibi Eren’in yanına döndü. Erkut ona aldığı üzerinde futbol oynayan çocuk resmi olan kalem kutusunu da getirmişti o ara beraber oynasınlar diye.
Nilüfer, kalemlerin birkaçını Eren’in kutusuna koydu.
“Bunlar senin olsun.” dedi büyük bir keyifle, Eren boş kalem kutusunun içinde kalemleri olunca çok sevindi. Mıknatıslı kapağı kapatıp, sallayarak kalemlerin plastik kutunun içinde çıkardığı sesleri dinledi. Nilüfer’in de hoşuna gittiği için o da elinde kalan iki kalemi kendi kutusuna koyup sallamaya başladı. İkisinin arasında geliştirdikleri oyunlara çok gülüyorlardı.
Okulun ilk sabahı geldiğinde, Safiye kızının saçlarını özenle taradı, tokalarını taktı, yeni formasını giydirdi. Nilüfer hemen koşup aynaya baktı, babasının aynaya bakarken yaptığı hareketleri taklit etti bilinçsizce ve gülümsedi.
“Eren’e göstereceğim.” dedi heyecanla.
“Sabah erken uyanamaz o, akşam gösterirsin.” dedi Safiye gülerek, “Okula geç kalırsın!”
Nilüfer ikna olunca beraber aşağı indiler.
Hasan kahvaltıya başlamıştı bile, ne formaya baktı ne kızına.
O hafta okuldan iki tane liste geldi eve, her öğrenci listedekilere sonraki haftaya hazır edecek, öğretmen de kontrol edecekti.
Sabah Safiye okulun listesini masaya koydu.
“Bunlar alınacakmış.” dedi duygusuz bir sesle.
Hasan listeye şöyle bir bakıp,
“Arkadaşlarından alıp kullansın.” Diye yanıtladı umursamaz bir tonla.
“Öyle olmaz Hasan, öğretmen kabul etmez. Okula almaz. Para cezası da verirler görürsün!” dedi biraz hırslı bir sesle. Artık zorlanıyordu alttan almaya ama yine de kasıyordu kendini. Biliyordu bu adam anlamazdı laftan, bir kez hır güre döndüler mi, sonu gelmez, çocuk üzülürdü.
Hasan iç geçirdi, sessizce cebinden biraz para çıkardı, masaya koydu. Bu ceza lafı işe yarıyordu neyseki.
“Alın ne lazımsa.”
Anne kız Hasan işe gider gitmez giyinip kırtasiyeye gittiler, defter kapları, etiketler, renkli kalemler aldılar. Herkes okul alışverişi yaptığından, kırtasiye çok kalabalıktı.
Eve dönünce Nilüfer aldıkları her şeyi salonun ortasına yayıp, sevinçle inceledi. Listede eksik var mı diye kontrol ettikten sonra okulun verdiği kitapları öğretmenin söylediği gibi birlikte kapladılar. Nilüfer her defterin üzerine çarpık çurpuk adını yazarken, Safiye gözlerinin nemini sildi.
Kızının gülüşü evin duvarlarına siniyordu. Bir an için her şeyi unutmak mümkündü ama içindeki yara her geçen gün daha çok kanıyordu sanki.
Nilüfer odasından yeni çantasını getirdi, ertesi gün lazım olanları çantaya, kalanını da toplayıp onun odasına koydular. Hasan gelip de ortada dağınığı görürse yine söylenmeye başlardı. Allah’tan Nilüfer’in odasına girip çıkmıyordu da kız odasında dağıtıyordu rahatça. Safiye iyice öğretmişti kızına, baba gelince odanın kapısı hep kapalı olacak, içerideki dağınığı görürse kızar. Zaten evdeki bütün kurallar Hasan kızar diye başlıyor, izin vermez diye bitiyordu.
(devam edecek)