Sessiz Çığlık – Bölüm 6

Erkut geceleri işe gidiyordu. Mahallenin küçük deposunda güvenlik görevlisiydi. Eren uyuduktan sonra sessizce çıkar, sabah kardeşini kahvaltıya yetiştirirdi. Safiye bunları komşulardan duymuştu. Kardeşinin uzağında olmamak için mecburen böyle bir işe razı olmuştu. Babalarından kalan maaş ve Erkut’un kazandığı ile idare ediyorlardı iki kardeş.

Arada bir yaptığı kekten, börekten bir parça ayırıyor, Hasan’ın olmadığı günler, kimseye belli etmeden Erenlerin kapısına bırakıyordu. Erkut, tıklayan kapıyı açmaya gittiğinde paspasın üzerindeki tabakları görünce anlıyordu komşularından geldiğini. Annesinin yemeklerini çok özlemişti, Eren hatırlamıyordu ama o annesinin kokusunu, sesini hepsini düşünüyordu çoğu zaman.

Safiye’nin işleri arttıkça mahalledeki kadınlar da daha çok konuşur oldu.
“Bizim bey akşam yemeğini bile hazırlar bazen, bir şey demez. Yapamadıysam dışarıdan söyler, hiç üzmez beni.”
“Benimki bana çiçek aldı geçen gün.”

Safiye gülümsüyordu onları dinlerken ama içinden bir şey çekiliyordu. Hasan iyi adamdı, içkisi yoktu, kumarı yoktu, dışarıda gözü yoktu. İyi adamdı işte daha ne olsundu ama bunları duyunca dahası da var demek diyordu elinde olmadan.

Topluca gelenlerin anlattıklarından sonra işini almaya gelenlerin bazıları, diğerleri varken konuşamadığını söyleyip “Onların hepsi yalan söylüyor. Kocaları öküzün teki. Sen de inanma.” diyordu bazen.
Safiye şaşırıyordu böyle şeylere.

 “Ben kimseye inanıp inanmamakla uğraşamam.” diyordu sadece.

Hasan’ın evde kalışları iyice azalmıştı. Artık sabah erken çıkıyor, akşam bazen gelmiyordu.
Safiye nefes almaya vakti olmayan kocasının haline üzülüyordu. Kolay değildi onca borcun altında ezilmek.

 
“Ustana haber verdin mi bu yeni işlerden? Sonra başına iş açmasın?” diye sordu bir akşam
“Para gelirken öyle demiyorsun ama.” dedi Hasan ters ters. “Babanın parası yetti mi evin borcuna? Şimdi sıcacık oturuyorsun, kalorifer yanıyor. Bunlar benim sayemde. Kimsenin yanında bir şey kaçırma ağzından. Hallediyorum ben hepsini.”


Safiye sessizce başını salladı.
Babasının evinde yoktu belki kalorifer, ama huzur vardı.
Bunu söyleyemedi.

Kış bastırdıkça çocuklar sokağa hiç çıkamaz oldular. Nilüfer camın kenarında saatlerce oturup biraz karı biraz yan evi seyrediyordu. Kar beyazdı ama evi ısıtan şey o değildi.

Bir gün annesine dönüp,
“Anne, Eren’le bir daha ne zaman oynayacağım?”
“Bahar gelsin, yine oynarsınız.” dedi Safiye elindeki işten başını kaldırmadan.

Nilüfer parmağıyla camın buğusuna bir çizgi çekti.
Eren’in o meşhur çizgisi gibi. Şimdi çizgi karların altında kalmıştı ama bahar gelip eridiğinde yeniden geçecekti o çizgiyi.

Sabaha karşı kaloriferin cızırtısı duyuldu. Hasan hâlâ dönmemişti. Safiye pencereden baktı, kar taneleri camdan içeri düşecek gibi yakındı. Sessizlik dışarıdaki beyazlığa eşlik ediyordu.
Yan odaya geçip kızını kontrol etti, yorganını düzeltti, Nilüfer rüyasında gülümsüyordu.

“Yeter ki sen üşüme kızım.” diyerek sessizce mırıldandı.

Ve kar, sabaha kadar hiç durmadan yağdı.

Kış olanca hızıyla sürerken, Hasan son zamanlarda eve girdiğinde Safiye’nin yüzüne şöyle bir bakıyor, sonra hemen gözünü kaçırıyordu.

Yemeğe oturur oturmaz, “Gene mi bu çorba. Soğumuş zaten.” diyordu.
Bazen de tabağını yarıda bırakıp, “Şunu bir gün de tuzlu yapmayı becer.” deyip televizyonun karşısına geçiyordu.

Safiye kaşığı elinde kalıyor, kızı babasının suratına bakmaya cesaret edemiyordu.
Artık evin içinde nefes bile dikkatli alınıyordu.
Safiye “Yoruluyor. İşi de kendi yönetmeye başlayınca kafası da yoruluyor haliyle, düzelecek” diye avutuyordu kendini ama içten içe her eleştiride biraz daha soluyordu. Bu eve gelirken kurduğu o güzel hayallerin hiç biri yaşanmıyordu kocası evdeyken, resmi nikah konusu da hiç açılmadığından Hasan’ın tavırlarından sonra cesaret edip diyemiyordu bir türlü.

Karlar erimeye başlamadan önce bir gün Hasan şehir dışındayken, Safiye Nilüfer’i sıkıca giydirdi. Çocuk da dört duvar arasında iyice bunalmıştı artık, kendisi de bunaldığı için değişiklik olsun istemişti.


“Hadi bahçeye çıkalım biraz hava alalım.” dedi neşeyle, “Bu gün birazcık güneş var, üşüyünce hemen gireriz içeri!”

Nilüfer’in gözleri parladı.

“Eren görsün diye kardan adam yapalım mı?”
“Yapalım.” dedi Safiye neşeyle, çocukluğundan beri hiç kardan adam yapmamıştı.

Bahçenin köşesine geçtiler, Erenlerin penceresinin karşısına. Kar topaklarını yuvarladılar, biri gövde oldu, biri baş. Safiye eski bir şal getirip boynuna sardı, Nilüfer taşlardan göz yaptı.
Kardan adamın yüzü Erenlerin evine dönüktü. Karın altından buldukları küçük taşlarla yaptıkları ağzı gülümsüyordu. İkisinin de parmakları donsa da kardan adam bitene kadar hiç sızlanmadan çalışmaya devam ettiler.

Nilüfer en son burnuna havuç taktı, “Baksın Eren’e, gülümsesin ona.” dedi neşeyle.
Safiye gülümsedi.

“Görür elbet. Belki sabah kalkınca o da gülümser.”

Kardan adam bitince biraz karşısına geçip seyrettiler ama Safiye kız hasta olacak diye korktuğundan daha fazla oyalanmaya izin vermeden, azıcık da camdan bakarsın diyerek onu içeri soktu. Dışarıdan içeri girince donan parmakları ile soğuktan kızaran burunları sızlamaya başladı. Hemen sıcak bir ıhlamur kaynatıp içtiler. Eskiden sobanın üzerinde kaynayan ıhlamur şimdi ocakta kaynıyordu. Safiye’nin içi sızladı babasının evini düşününce, küçücüktü, eskiydi, eziyeti çoktu ama yine de bu kadar gam dolmazdı içi. Babasının sevgi dolu sözlerini hatırladı. Babası gidince, o sözlerde eksilip gitmişti hayatından. O zamanlar onu ayakta tutanın bu güzel sözler olduğunu hatırlayınca gözleri doldu ama Nilüfer görmesin diye hemen toparlandı.

Gerçekten de ertesi sabah Eren uyanınca pencereden kardan adamı gördü. Karın ortasında gülümseyen kardan adamı görünce, “Erkut!” dedi heyecanla. Erkut kardeşinden alışık olmadığı bu heyecanlı sesi duyunca elindeki işi bırakıp telaşla yanına geldi. Erenin pencereden dışarıyı gösteren parmağını takip edince o da gördü gülümseyen kardan adamı.

“Bak, Nilüfer senin için yapmış. Arkadaşın seni unutmamış.” dedi gülümseyerek.
Eren kucağındaki Safiye’nin yaptığı bebeğe baktı.
“Ayşegül.” diye fısıldadı kendi kendine.

“Nilüfer senin, Ayşegül’de Erkut bebeğin arkadaşı!” dedi Erkut kardeşinin saçlarını karıştırarak. Sabah böyle tatlı bir sürprizle karşılaşmak onun da içini ısıtmıştı.  Gecenin uykusuzluğunu bastırmak için işlerini bitirip biraz uyumayı planlıyordu ama dışarı çıkıp kardan sıkı bir top yaptıktan sonra getirip onu Eren’in ellerine verdi. Bir anda parmakları donan Eren’in gözleri kocaman açıldı. Erkut eriyen kar topu kucağına akmasın diye bir tepsi koymuştu dizlerinin üzerine. Önce kar topunu tepsiye bırakan Eren sonra onu eliyle yuvarlamaya başladı.

“Kardan adam” dedi sonra sevinçle. Erkut küçükken kar yağınca annesi ve babası onu bahçeye çıkarır kocaman bir kardan adam yaparlardı. Eren’in sandalyesi karda yürümediğinden Erkut kar yağınca onu hiç dışarı çıkarmıyordu. Bütün kış camın önünde geçiyor, Eren karı sadece pencerenin arkasından seyrediyordu. Daha küçük olduğu zamanlar onu kucaklayıp dışarı çıkarmadığına üzüldü biraz. Şimdi çıkarmayı düşündü ama ayağı kayar da düşürürse diye çekindiği için vazgeçti. Eren kar topu eriyene kadar oynadı tepsinin içinde, sular tepsinin kenarından akmaya başlayınca Erkut aldı tepsiyi kardeşinin kucağından.

Fiyatalar iyice arttığından Safiye buraya taşındıkları gün aynı parayla doldurduğu Pazar dilesini artık eskisi gibi dolduramıyordu. Hasan aylardır eve bıraktığı parayı bir kuruş artırmamıştı. Avansı işten ayrılınca mecburen geri ödemek zorunda kaldığı için, şimdi de banka kredisini kapatmaya çalışıyordu. Krediye kefil olan eski patronuna minnet etmemek için borç bir an önce bitsin istediğini söylüyor. Safiye’yi çok harcamaması için sürekli uyarıyordu.

Yavaş yavaş bahar kendini hissettirmeye başlamıştı artık, karlar kahverengi bir çamura dönüp erimiş, bir süre sonrada kuruyup bahçe toprağı ve asfaltlar yeniden görünmeye başlamıştı.

Nilüfer pencereden dışarıyı izlerken, “Anne artık kar kalmadı, ben çiçek dikebilir miyim?” diye sordu.
“Dikersin. Yaz gelince bahçeyi çiçeklerle doldururuz. Sonra okul da açılacak. Yaz bitince sen okula başlayacaksın.”
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten. Artık büyüdün.”

(devam edecek)

Yorum bırakın