Eve döndüğünde annesine heyecanla olanları anlatırken, Erkut abinin yemek yaptığına duyduğu hayreti tekrarladı.
“Mecbur kalırlarsa yapar.” dedi Safiye. Evde ben olduğum için babanın yapmasına gerek kalmıyor ama gittikleri işlerde kendileri yapıyorlar yemeklerini.
“Anne, Eren’e bir bebek dikelim mi? O da oynasın.”
“Olur.” dedi Safiye, dikiş kutusunu kapatmadan. “Siparişi bitireyim, teslim edip parasını aldıktan sonra gider kumaş alırız.”
Nilüfer parladı. “Yemekleri abisi yapıyormuş!” dedi yine hayretle.
“Mecbur kalmışlar demek.” diye yeniden açıkladı annesi.
“Zavallıların anne babası yokmuş bak. Kolay değil böyle hayatlar. Allah yardımcıları olsun.
Ben de onlara kek de yaparım ne dersin! Sen de yardım edersin.”
Neşeyle ellerini çırptı Nilüfer.
Safiye güldü. “Yaparız, ama baban duymasın.”
Hemen ağzındaki bir fermuarı çekiyormuş gibi yaptı Nilüfer. Babalara her şeyin söylenmeyeceğini artık o da öğrenmişti.
Hasan o hafta iş için başka şehre gitti. O gittikten sonra yeni ev, gelirken hayal ettikleri huzura bir anda kavuştu. Sesler yumuşadı, ışıklar daha sıcak oldu. Safiye geceleri dikiş dikerken Nilüfer sessizce yanında oturdu, oya kutusuna renkleri dizdi.
“Anne, babam gidince ev daha güzel oluyor. Ayıp mı böyle düşünmek”
“Evet kızım, bazen sessizlik evi büyütür ama sen bunu benden başka kimseye söyleme. Baban çok yoruluyor, kolay değil yaptığı işler. Ondan sinirli, yoksa iyi adamdır”
Nilüfer annesinden hep bu sözleri duyuyordu ama babasının evde iyi bir halini görmemişti henüz.
“Bana denk gelmiyor!” diye düşündü içinden ama annesine söylemedi.
Bir hafta sonra Hasan döndüğünde, Nilüfer sevinçle yanına koştu.
“Baba, ben Eren’le arkadaş oldum.”
Hasan’ın yüzü kasıldı. “Öyleleri bela olur demedim mi ben sana? Kendini acındırırlar. Uzak dur onlardan!”
Nilüfer geri çekildi. Safiye kızına bakıp sessizce başını iki yana salladı.
“Tamam baba.” dedi küçük bir sesle.
Akşam yemeğinde Hasan damdan düşer gibi tapu konusunu açtı.
“Tapu işini haftaya halledeceğim. O iş de bitsin çıksın aklımızdan.”
“Ben de geleyim, evde pek işim yok nasılsa, yardım ederim.” dedi Safiye çekingen bir sesle.
“Niye, bana güvenmiyor musun? Yarım edecekmiş, neye yardım edeceksin?”
“Güveniyorum ama değişiklik olur dedim.”
“Ne işin var senin tapu dairesinde? Erkek işi bunlar.” diye tersledi Hasan hemen.
Safiye sustu, başka bir şey söyleyemedi.
O gece geç saatlerde defterini açan Hasan, rakamlar arasında kayboldu yine. Safiye sessizce battaniyesini kızına örttü. Salondaki sedirde uyumaya alışan çocuk, yukarı odasına çıkamadan sızıp kalmıştı olduğu yerde.
Hasan’ın sinirinin dinmesi birkaç gün sürdü. Ne zaman dışarı işe gitse birkaç gün siniri geçmezdi. Nilüfer, böyle zamanlarda babasının yüzünü izler, ne zaman kaşlarını çatsa oyununu keser, ortalığı dinlemeye başlardı. Safiye konuşmaz, Hasan’ın bakışını anlamakla yetinirdi. Sonra hayat yine görünürde normale dönerdi. “Yorulduğu için!” diyordu Safiye hep, “Eve gelip dinlenince düzeliyor.”
Safiye o hafta yeni siparişlerin bir kısmını hemen bitirdi. Sipariş veren kadın, çabucak bittiğini görünce memnun oldu
“Eline sağlık bacım.” diyerek parasını uzattı. Biten bir iki siparişi daha teslim edince, eve gelir gelmez parayı dolabın altına sakladı. Nilüfer’e kumaş sözü vermişti.
“Yarın pazara gidelim.” dedi kızına.
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten. Eren’e dikeceğimiz bebeğin kumaşını alırız.”
Ertesi sabah Nilüfer heyecanla uyandı. Burada ilk kez pazara gideceklerdi. Annesi bazen ona pazardan elbiseler ya da oyuncak da alıyordu. Tabi parası yeterse.
Pazar kalabalıktı, çarşaflar, kumaşlar, iplikler bir deniz gibi göz alıyordu. Safiye bir parça mavi, bir parça kahverengi kumaş seçti. “Bu erkek bebeğe gider.” dedi. Nilüfer gözlerini kocaman açtı. “Erkek bebek mi dikeceksin?”
Safiye gülümsedi. “Tabi erkek çocuğuna kız bebek olmaz!”
Hasan iki günlüğüne yine bir işe gittiği için Safiye o gece sabaha kadar oturdu, kendi işlerini yaparken bir de mavi kumaştan erkek bir bebek dikti. Yüzünü yumuşakça işledi, eski bir gömleğin düğmesinden göz yaptı.
Nilüfer sabah uyandığında mutfak masasında bebeği görünce sevinçten çığlık attı.
“Anne! Çok güzel olmuş!”
“Beğendin mi?”
“Eren çok sevinecek!”
Safiye o sabah bir de kek yaptı. Evin içi mis gibi tarçın kokmuştu. Nilüfer küçük bir tabak seçti, birkaç dilim kek koydu. İkisi birlikte Erenlerin kapısına gittiler.
Kapıyı Erkut açtı. Tabaktan kek kokusu yükseldi.
“Size bir şey getirdik.” dedi Safiye. “Kızım arkadaşına bebek dikti.”
Erkut önce şaşırdı, sonra gülümsedi. “Ne kadar düşüncelisiniz. Sağ olun.”
Eren tekerlekli sandalyesinden bebeği aldı. “Bu benim mi?”
“Senin.” dedi Nilüfer gururla. “Adını ne koyacaksın”
“Erkut!” dedi Eren bebekten gözlerini ayırmadan.
Erkut bir an sustu, sonra başını eğdi. “Bu kadar güzel bir hediye olamazdı. Çok teşekkür ederiz.”
Eve dönerlerken Safiye “Babana bundan bahsetme, olur mu?” dedi ciddi bir yüzle.
Nilüfer başını salladı. “Tamam. Bahsetmem!”
Sonraki günlerde Safiye’nin işleri çoğaldı. Bir bohça beğenildi mi diğer komşu da isterdi.
“Bacım şu modelden iki tane yap.”
“Senin elinden çıkınca ayrı güzel.”
Safiye seviniyordu buraya gelirken masraflara diye harcanan parası yeniden birikmeye başlıyordu.
Ancak sevinci uzun sürmedi. Hasan eve döndüğünde Safiye’nin kazandığı parayı artık ona vermesi gerektiğini söyledi.
“Bunca borca girdik. Bana vereceksin bundan sonra. Yetişmiyor bak kaç işe gidiyorum!”
“Tamam!” dedi Safiye sessizce ama paranın hepsini ona vermeye niyeti yoktu, içeri gidip bir kısmını sakladıktan sonra kalanı getirip masaya bıraktı.
“İp alacağım zaman bana verirsin artık!”
“Hallederiz!” dedi Hasan parayı iştahla sayarken.
Hasan tapu işini hallettiğini anlatırken Safiye içi burkularak dinledi.
“Hayırlı olsun” dedi başını eğip.
“Ne bu tavır? Güvenmiyor musun sen bana?”
“Güveniyorum.” Dedi Safiye, sesi ince bir ip gibi.
“Erkek işi bunlar, sen anlamazsın. Baban sağken verdi mi senin üzerine tapuyu! Becerebilecek olsan verirdi.”
Safiye başını öne eğdi. O akşam Nilüfer uyurken, elini kızının saçlarına koyup sessizce dua etti.
Sonbahar kışa dönerken evin içi soğumaya başladı.
Hasan kaloriferi o yokken nasıl yakacağını karısına öğretti. İlk kez sobasız, duman kokusuz bir sıcaklık sardı evi. Nilüfer pijamasının cebine ellerini sokup “Anne, burası cennet gibi.” dedi, “Sıcacık oldu baksana!”
Sonraki günler Safiye kızı üşümesin diye kaloriferin ayarını biraz açınca, Hasan hemen müdahale etti.
“Ne yaptınız siz? Bol buldunuz, yakmışsınız! Para yakıyor bu kalorifer! Bedava değil!”
Safiye ısıyı kıstı hemen korkuyla.
“Üşüdük.” diye çıktı ağzından
“Üşüyün biraz, para yağmıyor gökten.”
Hasan artık ustasından gizli işler de alıyordu artık. Diğer işler bitip dönünce, hemen onları halletmeye gidiyordu yeniden.
Akşamları eve yorgun ama farklı bir ifadeyle geliyordu.
“İşlerim iyi gidiyor.” diyordu ama masaya hep daha az para bırakıyordu.
“Borç bitmedi.” diyordu sürekli, “Bitsin elimiz rahatlayacak!”
Safiye inanmak istiyordu, inanıyordu da. Çünkü başka çare yoktu.
Kış iyice bastırınca, Nilüfer bahçeye çıkamaz oldu. Evleri yan yana olduğundan, Erenlerin evine bakıp, “Anne, neden görünmüyorlar?” diye sordu bir gün.
“Kış geldi ya, dışarı çıkamıyorlardır. Sen de çıkamıyorsun bak” dedi Safiye.
Nilüfer camdaki buğuyu parmağıyla sildi. “Oynayamayacağız.”
“Bahar gelir yine oynarsınız.” dedi annesi ama Nilüfer arkadaşını daha şimdiden özlemişti. Erkut ile Ayşegül daha doğru dürüst oynayamamışlardı bile.
(devam edecek)