Sessiz Çığlık – Bölüm 4

Eren ile tanışan Nilüfer evde hâlâ yerleşmesi gereken eşyaları düzenleyen annesini yatak odalarında buldu.

“Anne!” dedi heyecanla
“Ne oldu?”
“Yan evde Eren diye bir çocuk var. Tekerlekli sandalyede. Bahçeye gelmedi. Abisi çizgi çizmiş, geçemem dedi. Ben baktım, çizgi yoktu.”

Safiye kızının saçını okşadı. “Abisi öyle dediyse onun için çizgi vardır. Kardeşini korumak için koymuştur. Biz de saygı duyalım.”

“Peki ama biz ona zarar vermeyeceğiz ki ne gerek var çizgiye?”

“Yabancılarla hemen samimi olunmaz, önce biraz tanımak gerekir. Sen de bahçeden konuş, madem çizgi var, geçme!”

Akşam Hasan işten dönünce Nilüfer yine anlattı Eren’i.

“Baba, yan evde Eren var. Abisi çizgi çizmiş, geçmiyor. Annem, kardeşini koruyor olabilir dedi. Bence de öyle.”

“Al başına belayı.” dedi Hasan. “Böyleleri başa bela olur, ömür boyu süründürür. Boş ver sen. Kim bakıyorsa baksın o velede!”

Nilüfer sustu, babasının yüzüne bir daha bakmadı. Babası hasta insanları sevmiyordu. Dedesi için de böyle söylerdi eskiden. Canı sıkıldığı için annesinin yanına gitti ama konuştuklarından bahsetmedi.

O akşam Safiye mutfakta su kaynatırken düşünüyordu. Burada oyalar satar, komşularla tanışırız. Nilüfer burada büyür. Bahçeye masa koyarız, çiçek açar. Kış gelince şöminenin başında otururuz. Resmi nikâh da olur. Belki. Belki de olmaz. İç çekip, henüz musluktan akan sıcak suyu kullanmaya alışamadığı için, kaynattığı suyla bulaşıkları yıkayıp kaldırdı.

Hasan masaya oturmuş giderleri yazdığı defteri inceliyordu. Evin masrafı, aldığı iş, vereceği avans. Sonra başını kaldırdı.

“Yarın ustaya uğrayacağım. Tapu işlerini hızlandırmak lazım.”

Safiye’nin aklındaki soru daha önce soramadığı için pusuda bekliyordu.

“Tapu kimin üzerine olacak Hasan?”
“Benim üzerime olsun. Bak gideceğim işler var, sen de tek başına halledemezsin. Sen de yorulma.”

Safiye bir şey demedi ama yüzüne bir gölge yerleşti. Nilüfer fark etti annesinin hâlini ama çocuk aklıyla içini dolduramadığı için başını eğip, bebeğiyle oynamaya devam etti.

Gece Nilüfer yeni odasının penceresinden yine gökyüzüne baktı.

“Anne, yıldızlar burada daha yakın. Geceleri perdeyi örtmeyelim de göreyim olur mu?”
“Olur” dedi Safiye, eski gecekonduları gibi içe içe evlerde değillerdi artık. Hasan sıkı sıkı perdeleri kapattırırdı o evde. Kızının yanına gidip o da bulutsuz gökyüzüne baktı bir süre,

“Haydi yat artık geç oldu” dedi kızına
“Eren’i yarın yine çağırayım mı?”
“İstersen onun yanına sen git. Çizgiyi geçmesin. Onu zorlamayalım ama sen de geçemezsin derse, dediği yerde dur tamam mı?”
“Tamam.”

Kooperatifte oturanlarla, sokağın diğer sakinleri boş eve birilerinin taşındığını hemen duymuşlardı. Sokakta kim kiminle oturur, kimin ne işi vardır, hemen duyulurdu. Safiye bohçasını alıp siparişleri göstermek için çıktığında, ilk defa uğradığı komşulardan biri kapıyı aralık bırakarak içeri buyur etti.

“Hoş geldin bacım, yeni taşınan siz misiniz?”
“Biziz, Safiye ben.”

Safiye çekinerek içeri girince, kadın bohçayı açtırmadan önce bir süre Safiye’ye baktı.
“Eşin ne iş yapıyor?”
“Şömine ustası. Hasan.”
“İyiymiş. Yalnız duyduk, imam nikâhlıymışsınız. Bu devirde hâlâ öyle olur mu bacım? Erkek milletine güven olur mu hiç?”

Safiye elindeki iğne oyasını düzeltirken, gülümsemeye çalıştı. Sadece birkaç kişiye bahsetmişti imam nikahından ama anlaşılan bu mahallenin de hızı eski mahallelerinden az değildi.  

“Hasan iyi adamdır, elinden iş gelir. Biz birbirimize güveniyoruz.” dedi bohçasını açarken.
 
Kadın “sen bilirsin” der gibi başını salladı.

“Şunlar çok güzelmiş, yeğenim var evlenecek onun çeyizine lazım olur. Ben de hediye düşünüyordum, el emeği en güzel hediye.” dedi kadın, oyalara bakarak.

Nilüfer bu sırada evin önünde bekliyordu. Komşunun iki çocuğu merakla ona yaklaşmıştı.
“Sen de yeni mi geldin?”
“Evet.”
“Okula gidiyor musun?”
“Daha gitmiyorum ama seneye gideceğim.” Dedi Nilüfer yeni arkadaşlar bulmanın sevinciyle.
“Biz gidiyoruz” dedi kızlardan biri, “Ben ikiye gidiyorum, bu da üçe gidiyor”

“Ben de bire gideceğim!”

“Tabi bire gideceksin akıllım, biz senden büyüğüz geçtik o sınıfları!” dedi örgülü saçlı kız bilmiş bilmiş.

Nilüfer kızların tavrını anlamadığı için bebeğini gösterdi hemen.

 Öğretmenler Ayşegül’ü sınıfa alırlar mı?” dedi çocukça bir merakla.
“Almazlar.” dedi biri hemen, “Okula oyuncak getirilmez, Ayşegül mü bu bebeğin adı?”

“Evet, annem dikti!”

“Ne saçma, niye annen dikiyor, babam bana hep oyuncakçıdan alıyor bebeklerimi. Hepsi de bundan güzel!”

Nilüfer, Ayşegül’e baktı, güzeldi Ayşegül nesi vardı ki?

“O da benim gibi beş yaşında ama okumayı bilmiyor.” dedi sonra çocuk neşesiyle.

Kızlar ağızlarını eğdiler.

“Peki Eren’i tanıyor musunuz okula gidemiyor o abisi söyledi!”

Çocukların yüzleri değişti.

“Evden çıkmaz o.” dedi örgülü saçlı kız
“Abisi ne derse robot gibi onu yapar. Annem aklı da eksik diyor.” diye hemen tamamladı öbürü.

Nilüfer sustu. Babası gibi konuşuyorlardı. O sert, keskin ses aynıydı. Bir şey demedi. Eren’i de, Ayşegül’ü de seviyordu o.

Akşam olunca annesine sordu.
“Anne, insanlar neden başkaları hakkında kötü konuşuyor?”

Safiye gülümsedi.
“İçindeki boşlukları görmemek için. Sen yapma öyle. İyi insanlar kimse hakkında kötü konuşmaz. Kul hakkıdır!”

Ertesi gün Nilüfer yine bahçeye çıktı kendi başına, bu defa elinde bebeği yoktu. Eren açık pencerenin önünden dışarıyı seyrediyordu. Abisi güneşlensin diye ev işlerini yaparken orada beklemesini istemişti. Nilüfer elini kaldırıp selam verdi.


“Çizgiyi geçebilir miyim?” dedi ürkekçe.
Eren başını salladı. “Olur.”

Nilüfer dikkatli adımlarla pencereye yaklaştı.

“Annem sana da bebek yapsın mı? O zaman ikimiz oynarız değil mi?”
“Benim annem yok.” dedi Eren, sesi çok hafifti.
“Herkesin annesi olur” dedi Nilüfer “Belki bir yere gitmişlerdir, olsun abin var! Anne gibi yemek yapıyor hem de!”
“Abim bakıyor bana” dedi Eren

O sırada kapı arkasından genç adam göründü. Eren’in abisi Erkut’tu.
“Merhaba.” dedi kibarca.
“Merhaba.” dedi Nilüfer, sesi neredeyse fısıltıydı.
“Geçtiğin çizgiye bakma, o sadece oyun.”


Nilüfer başını eğdi.
“Sizin anneniz babanız nerede?” dedi sonra merakını yenemeyip.
“Onlar yıllar önce öldüler.” dedi Erkut sakin bir sesle. Bir kaza oldu. Eren yanlarındaydı.”

Kardeşine bakarken yüzünden bir gölge gelip geçti ama Nilüfer fark etmedi. Eren henüz iki yaşındayken anne ve babaları bir trafik kazasında ölmüş, Eren de o kazadan sonra hem yürüyememiş, hem de başına aldığı darbe yüzünden, bazı fonksiyonlarını kaybetmişti. Yıllardır kardeşi ile yaşadığından küçük bir kıza bunların anlatılmayacağını bildiğinden detaylara girmedi.

“Benim de dedem öldü.” Dedi Nilüfer,  “Annem iyi bir yere gitti dedi. Belki sizin anneniz babanızla tanışmıştır o yerde.”

Erkut hafifçe gülümsedi. “Belki.”

Nilüfer pencerenin önünde biraz daha oyalandıktan sonra sıkılmaya başladı. Erkut onun sıkıldığını anlayınca “Size birer çikolata getireyim de beraber yiyin!” diyerek perdenin arkasında kayboldu ve biraz sonra elinde iki gofretle geri döndü.

Nilüfer gözleri parlayarak hemen aldı gofreti kendisininkini açıp bir ısırık aldıktan sonra Eren’in paketi açmakta zorlandığını fark etti. Erkut onlar konuşurken işlerini tamamlamak için yeniden içeri dönmüştü.

“Ben açayım mı?” diye parmaklarının üzerinde yükselip Eren’in elindeki gofreti aldı. Eren bir  an onun yemek için aldığını sanıp yüzü asıldı ama sonra onun paketi açıp geri uzattığını görünce rahatladı.

Nilüfer çikolatanın bir parçasını Eren’e uzatırken, “Benim babam şömine yapıyor, sizin evdeki şömineyi de o yaptı.” dedi.
Eren başını içeri çevirip, “Güzel olmuş.” dedi. “Abim mısır yapıyor bana şömine de!”
“Okula gidiyor musun?” diye sordu Nilüfer merakla.
“Şimdilik gitmiyor.” dedi Erkut’un sesi içeriden, “Ama bulacağım bir okul.”
“Yemekleri kim yapıyor?” diye soru sormaya devam edince Erkut yeniden pencerenin önüne geldi.
“Ben yapıyorum.” dedi gülümseyerek.

Nilüfer’in yüzünde hayret dolu bir gülümseme belirdi.
“Erkekler yemek yapar mı?”

(devam edecek)

Yorum bırakın