Safiye durdu. “Ben anlamam o işlerden Hasan” dedi kararsız bir sesle. Yorgun bir yüzle baktı kocasına.
“Sen zaten bu işlerle uğraşamazsın. Git, gel bir sürü iş, detayı var. Ben üstleneyim, bitsin.”
Safiye sustu yine, resmi nikâhı düşündü ama bir şey söylemedi. Yıllardır hasan ile imam nikahlı yaşıyorlardı. Hasan en kısa zamanda söz vermişti resmi nikah yapacaklarına ama bazen onun işleri, bazen hastalıklar derken sürekli ertelemişlerdi. Şimdi yeni bir hayata başlayacaklarına göre, nikahları da tamam olsun istiyordu.
Ertesi sabah Nilüfer’i dizine oturttu.
“Yeni evimizde bahçeye çiçekler dikeceğiz.”
“Hangi renk.”
“Pembe olur, beyaz olur. Sen ne istersin.”
“Mavi olsun.”
“Olur. Mavi çiçek varsa ekeriz.”
“Ben yeni arkadaşlarımla oynarım.”
“Oynarsın. Orada okula gideceksin düşünsene, her şey yeni olacak.”
“Babam da bizimle oynar mı.”
Safiye bir an durdu. “Bakarsın oynar. İşi çok biliyorsun oyun oynamaya vakti olmuyor” dedi.
Oturdukları evin satışı beklediklerinden hızlı oldu. Mahallenin tamamını satın alıp, yüksek binalar dikmek isteyen müteahhitler hazır bekliyordu. Hasan zaten inşaat işinde olduğundan eve alıcı bulmakta zorlanmadı. Bunca zamandır zaten teklifler almıştı ama Safiye’nin babası hayatta olduğu ve ev üzerine olduğundan bir şey yapamamıştı.
Evin satışı tamamlanınca, hemen gidip kooperatif evi için işlemleri tamamladı. Eski evin parası tamamen yetmemişti ama biraz avans, biraz da kredi ile halletmişlerdi. Yeni evin anahtarını teslim alır almaz taşınma hazırlığı da başladı. Safiye bir deftere liste yaptı. Perde, yorgan, tabak, bardak, oyalar, iplikler. Bunca zaman yaşanmış bir evi toplamak kolay değildi. Her koliyi biraz hüzün biraz neşeyle kapatıyor üzerlerine yeni evde yerleşirken karıştırmamak için açıklamalar yazıyordu. Annesi harıl harıl evi toparlamaya çalışırken, Nilüfer de listeye bir güneş resmi çizdi.
“Anne, bu yeni evin güneşi.”
“Güzel çizmişsin. Yeni evimizin yeni bir güneşi olması iyi fikir. ”
“Duvara asarız.”
“Yaşasın, ben daha çok çizeyim gidip!”
Komşular taşınacaklarını öğrenince bu kez veda etmek için geldiler. Bir kadın Safiye’nin boynuna sarıldı.
“Allah yeni evinde yüzünü güldürsün.”
“Amin.”
“İhtiyacın olursa buradayız. Oralara alışıp da bizleri unutma”
“Sağ ol. Unutmam baba ocağım!”
Bir başkası Nilüfer’in saçını okşadı. “Yeni arkadaşların olsun kızım.”
“Olacak. Orada okula gideceğim” dedi Nilüfer.
Kamyonun geleceği gün, ev yarı boş kaldı. Eşyalar paketlendi. Safiye babasının bastonuna son kez dokundu. Kutunun içine koymadı, duvara yasladı. Eskiyi eskide bırak derdi babası, kendine yük etme. Kapının eşiğinde durdu. Duvarın eskimiş izi, sobanın çevresindeki kararma, camdaki çizik. Hepsine baktı.
“Baba, hakkını helal et.” dedi ve kapıyı çekip kamyona yürüdü.
Kamyonda giderken Nilüfer pencereden sokağı izliyordu, doğduğundan beri gördüğü her şey artık geride kalıyordu. Kamyon hızlandıkça her şey hızla geriye doğru aktı. Gözleri doldu, annesine yaslandı.
“Anne, burası artık bizim olmayacak değil mi?”
“Olmayacak ama içimizde kalır. Gelir gideriz fırsat oldukça! Arkadaşlarını da görürsün hem, ben de komşuları ziyaret ederim. Anılarımız var.”
Yeni eve vardıklarında Hasan adamların evin ortasına yığıp gittiği eşyaların yerini söyleyip durdu Safiye’ye.
“Şunu oraya koyun. Bunu buraya. Şöminenin yanına şu koltuk.”
Safiye sessizce söyleneni yaparken, Nilüfer seçtiği odaya koştu, pencereden dışarı baktı.
“Gökyüzü burada daha büyük.” dedi yine, bahçesi, odası her şeyi büyüktü bu evin, artık salondaki sedirde uyumayacaktı.
Akşam olurken Safiye Hasan’a döndü.
“Bir şey söyleyeceğim.”
“Söyle.”
“Artık resmi nikâhı da yapalım. İçim rahat etsin.”
Hasan birkaç saniyelik sessizlikten sonra “Olur, bakarız. Şimdi iş çok. Ustaya söz verdim yeni bir iş aldık, bir süre gideceğim yine” dedi.
“Tamam.” dedi Safiye. Yutkundu. Söz vermişti kocası, eninde sonunda resmi nikahları da olacaktı.
Birkaç gün yeni eve yerleşme, temizlik ile geçtikten sonra Safiye bu yeni yerde de kendine müşteri bulmak istediği için iğne oyası bohçasını aldı.
“Mahalleye bakıp geleyim. Komşulara göstereyim. Burada da satarım.” dedi evden çıkarken. Sesi umut doluydu.
O gün biraz geç gidecek olan Hasan omuz silkti. “İki parça ördüğü ile dağları devirdim sanıyor” diyordu içinden. Anlamıyordu ki cebinden para çıkarmak ne zordu kendisinin. Safiye kazandığı paralarla kızının ihtiyaçlarını alıyordu, yeterse de oyuncak.
“Git gel. Çok oyalanma.”
“Tamam.”
Evin önünde nereden başlasam diye bakınırken, yan evin bahçe kapısından yirmili yaşların ortasında bir delikanlı çıktı.
“Eviniz hayırlı olsun.” dedi gülümseyerek.
“Sağ ol evladım. Ben Safiye. İğne oyası yaparım. İsteyen olursa haber ver.” dedi Safiye gülümseyerek.
Delikanlı utangaçça gülümsedi. “Ellerinize sağlık. Erkek kardeşimle yaşıyoruz maalesef. Ona da pek lazım olmaz. Kusura bakmayın.”
“Olur mu? Allah kolaylık versin. Bir şeye ihtiyacınız olursa söyleyin.” dedi Safiye. Öyle söylenmemişleri soran biri değildi fazlaca.
“Sağ olun.” dedi delikanlı acelesi olduğunu belli ederek.
Safiye de başıyla selamlayıp yan evlere doğru yürüdü. Evi yerleştirirken komşulardan bir kaçı gelip hoş geldiniz demişlerdi. Onların kapılarını aklında tuttuğundan önce onlara uğramayı planlıyordu. Tanışır tanışmaz hemen oyalarım var diyememişti, ayıp olmasın diye.
Bohçasındaki işlerini birkaç eve gösterdi. Bir kadın “Kızımın çeyizi için lazım olabilir.” dedi. Başka biri “Şu modelden iki tane alırım.” Önce örnek modelleri gösteriyor sonra siparişe göre hemen örmeye başlıyordu, birkaç müşteriyi kolayca bulunca sevinerek eve döndü.
Bahçeye girerken, yan evin sokak kapısı açıldı bu kez. Tekerlekli sandalyesi olan sekiz dokuz yaşlarında küçük bir erkek çocuğu yarım açık kapının önünde başını kaldırmış gökyüzüne bakıyordu. Arkadan sabah gördüğü delikanlı çıkıp, kardeşinin geçmesi için kapıyı tuttu. Safiye selam verdi, delikanlı başıyla karşılık verdi. Çocuk onu fark edince merakla elindeki bohçaya baktı ama bir şey söylemedi. Delikanlı kardeşinin omzuna dokundu, “Gördün mü serin biraz, öğlen çıkarız!” dedi ve içeri girdiler.
Yeni evleri iki katlı ve bahçe içindeydi. En üst katta bir çatı katı odası vardı ama Safiye şimdilik orayı depo olarak kullanmayı planlıyordu. Üst kattaki odayı Nilüfer’e vermiş, hemen yanındaki odayı da kendileri de yatak odası olarak planlamıştı. Alt katta penceresi bahçeye bakan küçük bir mutfak, salon ve bir de tuvalet vardı. Evin ön kapısının önündeki küçük alan sokağa açılıyor, yanlardan da geçilen arka bahçede ise birkaç meyve ağacı bulunuyordu. Tamamlanalı henüz bir yıla yakın olduğundan ağaçlar fazla büyümemişti.
Öğleden sonra Nilüfer de bahçeye çıktı. Annesiyle odasını yerleştirdikten sonra biraz da bahçeyi keşfetmek istiyordu. Elinde annesinin diktiği bez bebeği vardı. Bahçede elindeki bebeğe yeni evlerinin ağaçlarını tanıtırken, yan taraftan gelen sesi duyunca tekerlekli sandalyesi ile ağaçların altında oturan çocuğu fark etti. Gülümsedi.
“Hadi gel. Bizim bahçede oynayalım.”
Bahçede yalnız olan çocuk başını iki yana salladı. Sesi pek gür çıkmıyordu.
“Olmaz. Abim buraya bir çizgi çizdi. Bu çizgiyi geçme dedi. Geçemem.”
Nilüfer etrafa baktı merakla, “Çizgi yok ki.”
“Abim dedi ya. Vardır.”
“Peki öyle olsun. Senin adın ne.”
“Eren.”
“Ben Nilüfer. Bu da bebeğim Ayşegül”
Çocuk bebeğe baktı ama bir şey söylemedi.
Nilüfer onun oynamaya pek hevesli olmadığını fark edince, yeni bir arkadaş bulduğunu haber vermek için koşarak eve döndü.
(devam edecek)