Sessiz Çığlık – Bölüm 2

Birkaç hafta sonra babasının durumu daha da ağırlaştı. Öksürükleri uzadığından, gündüzleri konuşmaya bile hâli kalmıyordu. Bir sabah Safiye çorbasını içirmek için odasına girdi. Yaşlı adam gözlerini kapatmış, yüzünde dingin bir ifade vardı.

“Nihayet rahatça uyuyor” diye düşündü.

“Baba, bak çorbanı getirdim.” dedi her zaman ki sevecenliğiyle.

Cevap gelmeyince yanına oturup elini alnına götürdü. Soğuktu.

“Baba?” dedi kısık bir sesle. Sonra fısıltı gibi bir “Ah baba!” çıktı ağzından. Elini tuttu, bir süre öyle kaldı. Sessizce ağladı baş ucunda, babası gece uykusunda melek olup gitmişti.

Hasan çoktan işe gittiğinden, Nilüfer uyanmadan yorganı babasının yüzüne çekti, kapıyı kapattı.

Sonra salondaki sedirde uyuyan kızının saçlarını okşayıp fısıldadı.

“Kızım, ben beş dakika komşuya gidip geleceğim. Deden uyuyor, sakın odasına girme.” dedikten sonra, yemenisini bağlayıp çıktı. Mahalle camisindeki imamla konuşmaya giderken evde tuttuğu göz yaşları yeniden sel olup aktı yanaklarından

 “Allah rahmet eylesin.” dedi imam. Gerekenleri söyleyip dua etti.

Safiye döndüğünde Nilüfer kalkmış,  bebeğiyle oynuyordu. Annesini görünce gülümsedi. Kızına baktı sevgiyle; bir yanından eksilenle, öte yanından hayata tutunanın aynı evde durduğu bir anı yaşıyordu. Kızının yanına oturdu. İçinden babasının ruhu için dua mırıldandı. Her kelime biraz ferahlık verdi.


Hasan’ın gelişiyle komşular da evde belirdi. Nilüfer babasının neden erken geldiğine şaşırınca. Safiye eğilip kulağına fısıldadı. “Dedeni yolcu edeceğiz.”
“Nereye gidiyor?”
“Güzel bir yere.” dedi.

Cenaze hazırlıkları başladı. Belediyeden gelenler çıktıktan sonra Hasan homurdandı.
“Ölüm bile parayla.”

Safiye başını eğdi. Komşu kadınlar omzuna dokundu.
“Allah sabır versin kızım.”
“Amin.”
“Baban iyi bir adamdı.”
“Öyleydi.” dedi Safiye, sesi kısıktı.
“Bir ihtiyacın olursa çekinme.”
“Sağ ol.” dedi ve gözlerini yere indirdi.

Hasan cenaze saatine kadar evdeki kalabalıktan sıkıldığı için, çekip kahveye gitti. Gelenler bunu fark etti ama belli etmedi; sonra birbirlerine anlatırlardı. Cenaze kaldırıldı, mezar kapandı. Eve dönüldü. Birkaç gün daha komşu gelişleri oldu, sonra ev sessiz kaldı. Gece olunca Safiye babasının yatağını toplamaya kıyamadı. Bastonu eline aldı, duvara yasladı. Nilüfer bastona uzandı.

“Bu dede bastonu mu anne.”
“Evet.”

“Dedem giderken götürmedi mi bastonu?”
“Gittiği yerde ihtiyacı yok merak etme!”
Nilüfer sevindi bu habere, demek dedesi gerçekten iyi olup gitmişti.

“Ben dede gibi yürürüm şimdi bak!” dedi neşeyle ve dedesinin bastonunu alıp, bir elini arkasına koyarak, yaşlı adam taklidi yapmaya başladı.

“Hadi bırak o bastonu gel masayı kuralım.” dedi Safiye, keşke o da küçük bir kız olsa, acıları hiç bilmeden yaşasaydı.

Bir iki gün sonra evin ne olacağı konuşuldu. Babasının sözü Safiye’nin aklının bir köşesinde duruyordu: Baba ocağına bağlanma, kızının yolunu aç. Evin satılmasını istemişti. Hasan konuşmayı kaçırmadı.

“Evi sattınız diyelim. Ne olacak. Kira mı vereceğiz. Para ziyan olmasın.”
Safiye “Babam böyle söyledi.” diyebildi, o kadar.
Hasan içinden hesap yaptı. Parayı kim alacak, kimin üzerine olacak, nasıl kullanılacak. Kafasında rakamlar yürüdü.

Safiye babasının odasını boşaltmak için eşyaları koliledi. Bir yelek çıktı, annesinden kalma bir mendil. Eski bir tespihin kopmuş ipi, birkaç taş boncuk. Poşete koydu, sonra geri çıkardı. Nilüfer kapıdan bakıyordu. Kutudan bir boncuk aldı. Safiye fark etti ama ses etmedi.

Birkaç gün sonra Hasan kafasındaki planları oturttuğu için açık konuştu.

“Bak Safiye. Evi satarsak Nilüfer’i daha iyi bir okula yazdırırız. Bu ev de tamir istiyor. O kooperatif evleri var ya, hatırlıyorsun. Oradan birini alalım.”

Safiye önce sustu. Sonra başını kaldırdı.

“Parayı nasıl yapacağız.”
“Ben konuşurum. Ustamın tanıdığı var. Hallederiz.”

Safiye parayla ilgili sözü uzatmadı, o evleri çok beğenmişti ama içten içe satmaya hazır değildi. Burası babasının eviydi. Çocukken dizini vurduğu o köşe hâlâ oradaydı. O köşe kalsın istiyordu. Ama hayat hızla değişiyordu.

Ertesi hafta Hasan, “Evi gezmeye gidelim.” dedi. Yolda pek konuşmadılar. Nilüfer camdan dışarıyı izledi.

“Anne.”
“Söyle kızım.”
“Yeni evde benim odam neresi olacak.”
“Bakarız. Görünce karar veririz.”
“Peki.”

Kooperatif evinin önünde durdular. Kapı açıktı. İçeri girdiler. İlk adımda ferahlık hissedildi. Yer taş döşemeydi. Pencereler büyük, duvarlar beyazdı. Şöminenin taşları temizdi. Nilüfer koşar gibi yürüdü. Bir odaya girip ellerini iki yana açtı.

“Benim odam burası olsun.”
“Olur. Baban konuşsun da ondan sonra, daha belli değil.” dedi Safiye.

Hasan şömineye yaklaşıp derze baktı. “Fena değil.” dedi. “Bir iki yerin elden geçmesi lazım. Ev bizim olunca daha iyisini yapacağım tabi.”

Safiye balkona çıktı, bahçeye baktı. “Buraya yazın masa koyarız. Çiçek ekeriz. Nilüfer koşar.” dedi keyifle. Evin kendini görünce üzerindeki hüzün dağılmış, Nilüfer’in çocuk neşesi ona da geçmişti.

Nilüfer duvarın kenarındaki çıkıntıya tırmanmak istedi. Safiye hemen yanına geldi. “Düşersin.” dedi. Nilüfer indi. Gözlerinde yeni bir yere bakmanın heyecanı vardı. Annesi ile babası gezerken, evin her yanını koşarak üç kere dolandı.

Hasan, Safiye’nin evi beğendiğini anlayınca, ustasını aradı.

“Ustam, geldik şimdi. Fiyata da bakacağız.” dedi. Sonra Safiye’ye döndü. “Burası mantıklı. Parayı planlı kullanırsak olur.”

Safiye evi gezerken eski evi düşündü. Babasının yattığı oda, sobanın yanı, camdaki çizik. Hatıralar hemen yayılmaz yeni bir eve. Yine de bahçe hoşuna gitti. Şimdi kendi anılarını bırakıp, kızına güzel anılar yaratacak bu evi seçmeliydi.

“Anne, bak. Buradan gökyüzü daha büyük görünüyor.”
“Öyle.” dedi. Safiye gözlerini kısarak elini siper etti ve bulutlara baktı kızıyla beraber. O kasvetli mahalleden sonra gerçekten gökyüzü bile daha aydınlık geliyordu insana burada.

Evi gezip çıktılar. Hasan kararını neredeyse vermişti. Safiye kararlarını yavaş verirdi ama ev içine sinmişti. Biraz yürüdüler. Nilüfer annesinin elini sıkı tuttu.

“Anne, burada arkadaşlarım olacak mı?”
“Olacak.”
“Baba.”
“Ne.”
“Benim odamı ben seçtim.”
“İyi.”

Eve dönünce Safiye sessizce babasının odasına girdi. Kutu kutu eşyalar duruyordu. Birini açtı. Eski bir battaniyeyi kokladı. Sonra katlayıp yerine koydu.

“Anne.” Dedi peşinden ayrılmayan Nilüfer
“Efendim.”
“Dede bizi görür mü şimdi gittiği yerden?”
“Görmese de mutluluğumuzu hisseder herhalde!”

Taşınma kararını ertelemek istemiyorlardı ama babası ölür ölmez de toparlanıp gitmek olmuyordu. Birkaç gün boyunca komşular gelip gitmeye devam etti. Kimisi geç duymuş, kimisi de fırsat bulup gelememişti. Gelenler dualarını ediyor, kimisi bir tabak yemek getiriyordu. Hasan bu gidiş gelişlerden iyice sıkılmaya başladığından, kayınpederi ile dolu bu evden bir an önce taşınıp gitmek istiyordu. Onun gibi geleceği parlak bir şömine ustası artık böyle yerlerde oturmamalıydı. Şans nihayet yüzüne gülmüş, ihtiyar da tam zamanında ölmüştü.
“Ne kadar uzadı.” Diyordu Safiye’ye gelen giden için ama ailesi onun çocukluğundan beri bu mahallede oturduğu için herkes tanıyor ve seviyordu babasını. Sitem etmiyordu yine de, insanlar taziyeye gelirken evi toplayamayacağı için sabırla bekliyordu. Babasına saygı olarak da zaten beklemeleri gerekti. Hele bir kırkı çıksındı adamcağızın.

Safiye gelen gidenle, acısını kâh hafifletip, kâh çoğaltırken, Hasan da ev işleri ile ilgilenmeye çoktan başlamıştı. Önce bu evin satılması gerekiyordu. Safiye şimdilik komşular bilsin istemediği için satılık yazısı asılmamıştı. Kooperatif yönetimi ile noter işleri konuşuldu. Satış, para, imzaların günü belirlendi. Nihayet insanların ayağı  kesilince, bir akşam Hasan net konuştu.

“Yeni evin tapusu benim üzerime olsun. İşleri ben hallediyorum. Böyle daha düzenli olur. Sen şimdi çocukla birde oradan oraya gidip gelemezsin”

(devam edecek)

Yorum bırakın