Manolya – Bölüm 34

İkisine de uzun zamandır bekledikleri o eşiği geçiren şey ise, Yakup’un bir öğrencisinin hafta sonu ailesi ile gittiği bir geziden dönerken kaza geçirmesi oldu. Öğrencinin babası ve kız kardeşi kaza da ölmüş, annesi yoğun bakıma alınmıştı. Kendi vücudunda ise oldukça çok kırıklar vardı. Yakup pazartesi sabahı okula gelip de yönetimden öğrencisinin ve ailesinin geçirdiği kazayı ve olanları duyunca neye uğradığını şaşırdı. Tüm öğretmenlik hayatı boyunca başına hiç böyle bir şey gelmemişti. Haber okulda hızla yayıldığı için Manolya’da ilk teneffüste duydu ve doğruca ortağının yanına koştu. Yakup öğretmen sonraki derslere girmesi için o gün dersi olmayan bir başka öğretmen arkadaşından rica da bulunmuş, hastaneye öğrencisini görmeye gitmek için hazırlanıyordu. Manolya ile fazla konuşamadan hızlıca çıkıp gidince, Manolya okul çıkışı telefon etti ve sesinin ne kadar kötü olduğunu duyunca da hemen hastaneye yanına gitti. Çocuğa henüz babasının ve kız kardeşinin hayatını kaybettiği söylenmemişti. Annesi de yoğun bakımda olduğu için sürekli ailesini görmek için ağlıyordu. Henüz dokuz yaşındaydı ve yaşadığı şeyin şokunu atlatamamıştı. Yakup hastane ile konuşmuş, ailenin gelebilecek başka yakınları da olmadığından, öğrencinin yanında her gece kalmak için izin almıştı. Hastaneye gidince olaydan daha da etkilenen Manolya bir gece onun, bir gece Yakup’un kalabileceğini söyleyince, Yakup öğretmenin gözleri doluverdi ve kabul etti. Böylece öğrenci, hastanede yattığı iki hafta boyunca okuldan çıkar çıkmaz dönüşümlü olarak yanında kalmaya başladılar. Neyse ki annesinin yoğun bakımdan çıkması dört beş gün sürdü ve en azından birbirlerini görebildiler. Zavallı kadın da büyük bir şok içindeydi. Kocasını ve kızını kaybetmişti. Öğretmenlerinin çocuğuna nasıl sahip çıktıklarını duyunca ağlama krizine girdi. Kızı ve kocası defnedildiği için cenazelerine bile katılamamıştı. İkisi de olayın içine öyle bir girdiler ki, kadın ve çocuğu hastaneden çıkıp, hayatlarına yeniden bir düzen verene kadar yanlarında oldular. Tabi ikisi olayın içinde olunca Hatice hanım da konuya dahil oldu. Olayı duyar duymaz Mersin’e geldi ve öğrenciye okulda okuduğu süre boyunca burs ayarladı. Liseyi bitirene kadar annesi eğitim için ayrıca ödeme yapmak zorunda kalmayacaktı. Psikolojik destek için de imkanlar sağlandı. Her şey olabildiğince yoluna girdiğinde, Manolya ve Yakup’un arasında artık herhangi bir duvar kalmamış, yeri gelmiş beraber ağlamış, sarılmış ve yorgunluktan birlikte sızıp kalmışlardı. Aileye sağlanan olanaklar ortaya çıktıkça yine birlikte sevinç göz yaşları dökmüşlerdi. İki öğretmenin aileye verdiği destek, diğer veliler tarafından da onay görmüş ve herkes bir şekilde elinden geleni yaparak, hayatta kalanların, hayata tutunabilmeleri için çabalamışlardı. Elbette yaşadıkları acıyı telafi etmeleri mümkün değildi ama en azından yalnız olmadıklarını bilerek daha emin adımlar atabildiler.

Hatice hanım “İkinizi paket olarak sunacağım bundan sonra her olaya!” diye onlara takılıyordu, “Teneffüs öğretmenlerinden, yaşam destek ekibine döndünüz! Sizin gibi birbirini tamamlayan insanlar gerçekten az bulunur!”

Bu olaydan sonra, Manolya, Yakup’a sıradan biri bakmadığını, dostluğun ötesinde duygular beslediğini de fark etti. Ona bakınca kendisinin bir kopyasına bakıyor gibi hissediyordu ama daha da iyisi belki. Gerçekten insanın karşısına bir ömürde kaç kez çıkardı böyle biri. Koşulsuz güven, destek ve sevgi veren ve dengesini asla yitirmeden ayakta kalabilen bir insandı Yakup. Yaptıklarını bir başarı hırsıyla yapmıyordu. O kendiliğinden yapıyor, başarı da beraberinde geliyordu. Kovalamıyordu hiç bir şeyi, sadece yaşıyordu.

Aileyle ilgilenirken yorgunluktan sızıp kaldıkları dönemlerde, birbirlerine sarıldıkları da olmuştu. Bu sarılışların ertesi güne bıraktığı iz ikisinde de yoğun bir huzur ve güven duygusuydu.

Yakup, sonunda Manolya’nın duvarlarını aştığını anladığında bir süre açılıp, açılmamakta kararsız kaldı. Aslında onlardan başka herkes ikisinin sonunda birlikte olacağından adları kadar emindi. En çok da Hülya öğretmen. Her zaman ki saygısı ile bu konuda da bir yorumda bulunmasa bile Manolya’nın ondan bahsedişlerini dinlerken, içinden bir gün ikisinin beraber olacaklarına yürekten inanmıştı. Çevrelerinde açıkça imada bulunan tek kişi Hatice hanımdı aslında. O da doğrudan değil ama ikisinin de anlayacağından emin olduğu şekliyle söylüyordu.

Olayın toparlanmasından bir yıl sonra Manolya ve Yakup öğretmenin evlenecekleri haberi okulda büyük bir sevinçle karşılandı. Kazadan sonra okula denen minik öğrenci, bir gün annesinin okula gelip onu almasını beklerken, ikisi de onun yanına gelmişler. Çocuk doğrudan “Siz ne zaman evleneceksiniz?” diye sormuştu. Sorunun hemen üzerine gelen anne, onların mahcup yüz ifadelerini görünce, çocuğunun haklı olduğunu ve kendisinin de aynı şeyi düşündüğünü söyleyince, veli ve öğrenci yanlarından ayrıldıktan sonra konu ikisinin arasında havada asılı kalmıştı sanki. Yakup beklediği anın o olduğunu yürekten hissettiği için geri çekilmedi ve sanki öncesinde yaşanan bir ilişki varmış gibi pat diye Manolya’ya evlenme teklif etti.

“Onu kıramayız öyle değil mi?” diyerek gülümsedi sonunda.

Manolya yüzüne yerleşen gülümsemenin yansımasını Yakup’un yüzünde görünce anladı, “Evet” diyeceğini.

“Hayır! Kıramayız!” dedi doğrudan.

Bütün velilerin ve okul çalışanlarının katıldığı kalabalık bir nikah töreni ile evlendiler. Yakup’un ailesi Manolya’yı sevgiyle kabul etti, zaten Yakup’un onun yanında nasıl hissettiği yüzünden okunduğundan, sorgulamadılar bile.

Bir yıl sonra ilk kızlarını kucaklarına aldılar. Kızları ikinci yaşına geldiğinde, Manolya okul müdürü, kocası da müdür baş yardımcısı olmuştu.

Manolya bu kez gerçek mutluluğu, kendisi kadar gerçek bir insanla bulmuştu. Kızları beş yaşındayken bir de oğulları oldu. Yaş sınırları gelene kadar ikisi de mesleklerine devam ettiler ve harika anne-baba oldular. Hem öğrencileri, hem de çocukları onlarla aynı hayatta olmayı her zaman şans ve mutluluk olarak tanımladılar.

Şahin, Manolya’nın evlendiğini yıllar sonra öğrendi. O zaman ilk kızı doğmuştu. Yüreğinde kanayan yara bir kat daha artsa da her zaman seveceği kadına içinden mutluluklar diledi. Belki bir gün uzak bir gelecekte ile başlayan hayaller de böylece kalbinin gizli köşelerinden birine hapsoldu.

Aykut bir daha evlenmedi, kendini çocuğuna adadı. Şahin ile çalışmayı on yıl sonra bıraktı ve kendi bürosunu açtı. Sedef aradığı mutluluğu ikinci evliliğinde de bulamadı. Çocuğundan vazgeçmiş olmasının bedelini yıllar sonra ödemeye başladı. Bir daha çocuğu olmadı. Kocası da zaman içinde ilişkileri dejenere oldukça, kendi çocuğunu terk eden bir kadına Allah’ın bir daha çocuk vermediğini ima ederek işkence etmeye başladı. O kendine söylediği yalanlarla kendince mutlu hayatını sürdürüyormuş gibi yapsa da, aslında Manolya’nın sevdiği adamdan çocuk sahibi olmasına izin vermediği için başına bunu geldiğini düşündü içten içe, tabi kendi çocuğu ile kopmasının da nedeni buydu. Cezalandırılmıştı ama hayat devam ediyordu. Bu defa boşanmadı ama mutlu da olmadı.

SON

Yorum bırakın