Şahin telefonu kapattığında bir süre bu yaşadığının gerçek olup, olmadığını sorguladı. Karısı nihayet aramış ve onunla konuşmayı kabul etmişti. Hem de yüz yüze. Hülya öğretmenle bağlantı kurmanın doğru bir karar olduğuna bir kez daha sevindi. Neredeyse hoplaya zıplaya eve döndü ve hızlıca küçük bir çanta hazırlayarak evdekilere kısa bir seyahate çıkması gerektiğini söyledi. Yolda büroyu arayıp, bir ya da bir kaç gün gelemeyeceğini bildirdi ve başka hiç bir açıklamada bulunmadı. Aykut onun yine kendini kapatma sürecine girdiğini düşündüğü için canı sıkıldı. Tam da ona daha yakın olma çabalarını yoğunlaştırmak istediği bu dönemde, Şahin’in yine ortadan kaybolması işine gelmiyordu.
Manolya ise üzerine fazla düşünmeden gerçekleştirmeyi tercih ettiği bu eylemi telefonu kapattıktan sonra sorgulamaya başlamıştı. Ona yerini ve ne yaptığını söylemişti, eğer Şahin ilerleyen zamanda onu bir kıskaca sokarsa bu sefer nasıl kurtulacağını bilmiyordu. Ancak ikisi de yetişkin insanlardı ve tavrını net bir şekilde koyarsa Şahin’in de çok ileri gitmeyi denemeyeceğini düşünüyordu.
Ortalama üç dört saat sonra Şahin Mersin’in farklı kokusunu içine çekmeye başlamıştı. Bu koku karısının nefesini de içinde barındırdığından ona dünyanın en güzel şehrinin kokusu gibi gelmişti. Hava alanında çıkar çıkmaz hemen karısını aradı ve hava alanında olduğunu söyledi. Saat neredeyse gece yarısıydı, Manolya Şahin’in hiç vakit kaybetmeden yola çıkacağını düşünmediği için biraz şaşırdı. Bu saate herhangi bir yerde buluşup konuşma imkanları yoktu.
Manolya’nın tereddüt ettiğini fark eden Şahin, “İstersen önce bir otele yerleşeyim, yarın senin uygun olduğun bir zamanda görüşelim!” dedi önce ama sonra “Ya da istersen..” diyerek sustu.
Manolya onu eve çağırmak istemiyordu. Evet hâlâ karı kocaydılar ama Şahin bu haklarını çoktan kaybetmişti. Şimdi gelirse geceyi onun evinde geçirecek ve gitmesini istediği zaman da bunu gerçekleştirmek zor olacaktı.
“Bir otel bulabilirsin sanırım!” dedi durgun bir sesle.
Şahin eve davet edilme ihtimalinin heyecanını yaşasa da, kendini kontrol edip, kabul etti. Manolya ertesi gün okuldan çıkınca onu arayacak, yine Manolya’nın belirlediği bir yerde buluşup konuşacaklardı.
Şahin mecburen, telefonundan Manolya’nın adresine yakın kalabileceği oteller aramaya başladı. Manolya’nın onu hemen davet etmeyişi, biraz umudunu kırmış ve değersiz hissetmesine neden olmuştu ama buraya kaybetmeye gelmemişti. En azından Manolya ile iletişimi kaybetmek istemiyordu. Bir kaç otel aradıktan sonra uygun bir tanesine gitmek için taksiye bindi ve sabaha kadar onu bunca zaman sonra gördüğünde ne hissedeceğini, ne söyleyeceğini düşünmekten uyuyamadı.
Manolya’nın da bunu kendi istemesine rağmen ondan bir farkı yoktu. Onunla yeniden aynı şehirde olmak ve ertesi gün yeniden görmek düşüncesi düşündüğünden daha çok stres yaratmıştı. Onu dinleyecekti ama daha yüzünü görür görmez, yıkıldığı o ilk andaki tüm duygular geri gelecek gibiydi.
“Bunu kontrol edebilirsin!” diye telkin vermeye çalıştı kendine ama kalbi yeniden ağır bir yükün altına giriyormuş gibi hissettirmekten vazgeçmedi. En azından eve gelmek için ısrar etmemiş, her zaman ki soğukkanlı sabırlı ile ertesi günü Manolya’nın aramasını kabul etmişti. Sabah uykusuz bir şekilde kalkıp, okula gitti. Bunu kendi istemişti ve onunla tüm bağları koparmadan önce bu konuşmanın yapılması gerekliliğine inanıyordu.
Şahin giderken bir çiçek veya bir hediye götürüp, götürmemek konusunda kararsız kalmıştı. Sonuçta bu bir flört buluşması ya da randevu değildi. Karısına kendini anlatmaya gelmişti, götürülecek bir hediye, durumu olumsuz etkileyebilir, Manolya onun beklentileri olduğunu veya yeniden başlayabileceklerine inandığını düşünerek kendini baskı altında hissedebilirdi. Sabah duşunu alıp, güzelce giyindi. Ruhu odanın içinde beklemeye dayanamayacak kadar daralmıştı. Bir yerde güzel bir kahvaltı ederse kendini daha iyi hissedeceğini düşünüp dışarı çıktı. Ayakları onun zamanından önce Manolya’nın bulunduğu yere sürüklemek istese de buna karşı koyup, yakındaki bir kafeye oturdu. Burada vaktin biraz daha çabuk geçeceğini umarken, kahvaltısını sipariş edip, yemesi ve hesabı ödemesi bir saati ancak buldu. Manolya arayana kadar kendini oyalamaya devam etmesi gerekiyordu. Büroyu arayıp, işlerle ilgili bir kaç talimat verdikten sonra karısının ayak izlerinin olduğunu düşündüğü sahil yoluna gitti. Kendini Manolya’nın yerine koymaya çalıştı. Tüm hayatını geride bırakıp, tek başına buraya gelecek ve hayatını sıfırdan kurmayı başaracak kadar güçlü bir kadındı Manolya. Harika bir eş ve anne olmak için ideal bir adaydı. Ama aptal Şahin elindeki tüm fırsatları saçma bir ilişki yüzünden mahvetmiş, dahası geleceği olmasına izin vermeyecek kadar da kötü bir duruma sürüklemişti. Tuna’yı düşündü, Burcu iyi bir anneydi ama Manolya gibi bir annesi olsa kim bilir nasıl bir çocuk olurdu?
Bir saatten fazla dolaştıktan sonra durmadan kontrol ettiği telefonun şarjının azaldığını fark edince otele döndü. Biraz da televizyon izleyerek oyalanmaya çalıştı, bütün gece düşündüklerinin üzerinden geçti.
Manolya saat dördü geçerken aradığında yorgunluk ve uykusuzluktan sızmak üzereydi. Telefonu kapatır kapatmaz yataktan fırladı üzerini kontrol etti ve bir taksiye binip, karısının söylediği adrese gitmek için aceleyle çıktı.
O gelene kadar Manolya zaten kendi bulunduğu yere yakın olan kafeye ulaşmış, huzuruz bir ruh haliyle beklemeye başlamıştı. Şahin kapıdan girer girmez birbirlerini hemen fark ettiler. Selamlaşma şeklinde ikisi de kararsız olduklarından bir kaç sakar hareketten sonra normal arkadaşlar gibi tokalaşıp, öpüştüler ve aynı anda oturdular.
“Ben!” diye söze girdi Şahin ama daha ilk kelimede sesi cılız ve titreyerek çıkmıştı. Daha ne olduğunu anlayamadan göz yaşları yanaklarından akmaya başladı. Her zaman soğukkanlı olmasına alıştığı kocasının bu beklenmedik tavrı Manolya’yı da şaşırttığı için bir kaç saniye hayretle baktıktan sonra masadaki peçeteyi yüzünü silmesi için ona doğru itti. Şahin’de afallamış ve dağılmıştı.
“Af edersin!” dedi yüzünü peçete ile temizledikten sonra ve derin bir nefes aldı, “Ben sadece konuşmayı kabul ettiğine çok sevindiğimi söyleyecektim!” dedi.
“Dinlemeyi!” dedi Manolya ciddi bir sesle.
“Doğru, konuşmak isteyen benim!”
Manolya hafif bir baş hareketi ile onayladı.
“Olanların bir telafisi olmadığını biliyorum. Buraya çok istesem de sana yalvarıp, beni affetmeni dilemeye gelmedim. Yapmayacağını da bunun hakkın olduğunu da biliyorum. Sadece seni tanıdığım günden bu güne değin bir başka kadını asla sevmediğimi bilmeni istiyorum. Ben yaptığım bu acımasız şeyin sana zarar vereceğini düşünmeyecek kadar körmüşüm. Bir hatayı daha büyük bir hatayla büyüterek bir de çocuk sahibi oldum!”
“Bir çocuk asla hata değildir!” dedi Manolya.
“Haklısın, oğlum için bir hata demek istemiyorum. O şu anda benim için hayatın yegane amacı. Seni ve onu bir araya getiremeyecek olmam ise hayatımın en büyük ızdırabı. İnan bana senden bir çocuğum olması en çok istediğim şeydi benim. Senden esirgediğim bir şeyi başkasına verdiğim için bana çok kızgın olmalısın. “
Manolya giderek gerildiğini hissediyordu, “Ne söyleyeceksin Şahin?” dedi sert çıkan bir sesle.
“Hayatında kalmamın bir yolu var mı?” diye çıktı Şahin’in ağzından acınası bir sesle.
Manolya bir süre sessizce baktı Şahin’e, o çok sevdiği adam şimdi gözünde neye dönüşmüştü kendi de emin değildi. Ondan başka bir gelecek hayal etmediği hayattan bambaşka bir yola sürüklenmişti.
“Seninle ortak bir şeyimiz kaldığını düşünmüyorum” dedi daha sakin bir sesle, “Aramızda saygı, güven bırakmadın.”
“Peki ya sevgi, kalbin ne söylüyor?”
“Kalbim senin artık doğru kişi olmadığını söylüyor Şahin! Adının yüklendiği anlamlar bende tamamen değişti. Bu nedenle artık soyadını da taşımak istemiyorum”
“Boşanmaya itiraz etmeyeceğim. Sonuna kadar haklısın. Adımın yüklendiği değeri biraz olsun düzeltmeye çalışmama izin verecek misin?”
(devam edecek)