Manolya – Bölüm 27

30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun! Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle anıyor, tüm milletimizin Zafer Bayramı’nı coşku ve gurur içinde kutluyorum.

Manolya, kitap okuyarak aklını olanlardan biraz uzaklaştırabileceğini düşünse de, pek umduğu gibi olmadı. Kitaplarda anlatılan hikayeler, kahramanların başına gelenler, onu kendi hikayesinin içine daha çok sürüklüyordu. Sonunda bu zamanı kitap okuyarak geçiremeyeceğine karar verdi ve onları daha sonra okumak için çantasına yerleştirdi. Okullar açılana veya lojmana geçene kadar olan zamanı daha farklı değerlendirmesi gerekiyordu. Hava çıkıp etrafı keşfetmek için çok sıcaktı. Ancak akşamları serin olmasa da hafif bir esinti oluyordu ama tek başına bilmediği bir şehirde geceleri dolaşmak onun yapısına hiç uymuyordu.

Hayatına burada devam edecekse, kendini okullar açılmadan da buraya bağlayacak, ait hissettirecek bir şeylerle meşgul olmalıydı. Aklını sürekli geçmişin tuzaklarına sürükleyen anlardan da bu şekilde kurtulabilirdi.

İnternetten Mersin için verilen duyuru ve etkinlik ilanlarına bakmaya başladı. Kurslar vardı. Belki bir kursa katılsa hem yeni insanlar tanır, hem de yeni şeyler öğrenirdi. Hayatı boyunca onu en mutlu eden şey öğrenmekti. Önce mesleğine katkıda bulunabilecek bir şeyler aradı ama yaz sürecinde eğitime dayalı pek bir şey bulamadı. El sanatları kursları en çok ilgisini çekenler oldu. Böylece çocuklarıyla da belirli etkinlikleri yapabilir, onlara yeni şeyler öğretebilirdi. Sultan hanımdan dikiş dikmeyi az çok öğrenmişti, biraz da örgü örebiliyordu ama annesi gibi değildi. Teknolojiyi günlük hayatına yetecek kadar öğrense de bazen, kendini geliştirmek veya daha faydalı olabilmek için fazlasına ihtiyaç duyuyordu. Her zaman çevresinde bu konuda destek alabileceği insanlar da bulmak kolay değildi. Ayrıca misafirhanede kaldığı sürece bir bilgisayarla çalışmak kolaydı. Resim ya da başka bir kursa katılsa onlara ait malzemeleri de buraya taşıması gerekecekti. Çocukların hemen hepsi akıllı telefonlar ve tabletlerde oynanan oyunlara düşkündü ve çoğunlukla da yasaklarla karşılaşıyorlardı. O halde çocuklara sevdikleri bu cihazlar üzerinden öğrenmeleri gerekenleri kolayca ve eğlenceli bir şekilde öğrenebilecekleri şeyler hazırlayabilirdi. Bununla ilgili bir kaç kurs belirledi. Bunlardan bazıları herhangi bir yere gitmeden internet üzerinden veriliyordu. Kafasını iyice meşgul etmek için benzer konulu iki kurs seçti. Biri internetten, diğeri ise yüz yüze verilen bir eğitimdi. Kendini ne kadar meşgul ederse, o kadar çabuk toparlanacağına inanıyordu. Önce telefonundan internet üzerinden olan kursa kaydoldu. Kursu avantajı belirli bir takvime değil, onun uygun olduğu zamanlar dahil olabileceği bireysel bir akışa sahip olmasıydı. Kitaplar ve kurslarla oyalanırken o gün akşamı ettiği için ertesi gün çıkıp hem kendine yeni bir diz üstü bilgisayar hem de bulduğu diğer kursa kayıt olmaya karar verdi. Şimdilik yanına aldığı nakit ile bunları halledebilirdi.

O gece kendine bir yol belirleyebildiği için biraz daha rahat geçti. Aklına ne zaman Şahin, bebeği veya Sedef gelse hemen kurslara odaklanmaya çalışıyordu. O gece öncekine nazaran daha iyi bir uyku uyudu. Gördüğü rüyalar bilinçaltına itmeye çalıştığı olayları kabuslar olarak sunsa da en azından üç dört saat uyumayı başardı. Sabah erkenden kalkıp, kahvaltıya indi, sonra odasından tutmaktan huzursuz olduğu paraları yanına alıp dışarı çıktı. Erken bir saat olmasına rağmen sıcak çoktan başlamıştı. Bir markete uğrayıp kendine bir şişe su aldı ve bilgisayar almak için nereye gidebileceğini sordu, bir de kursun adresine ulaşmak için nasıl hareket edeceğini. Yaşlı market sahibi biraz uzatarak da olsa tüm sorularını cevapladı. Görünüşe göre kurs daha yakınındaydı. Önce ona gidecek, onlardan alacağı bilgisayarla ilgili tavsiyeler ve yerler öğrendikten sonra da harekete geçecekti.

Misafirhaneye geri döndüğünde içinde kaybettiğini sandığı o heyecanın yeniden filizlenmeye başladığını hissetti. İki kursa da yazılmıştı. Yüz yüze gideceği kursun başlamasına bir haftadan az vardı. Bu arada internetten başvurduğu diğer kursa devam edebilirdi. Hemen bilgisayarını odasındaki küçük masaya kurdu ve kurs programını açarak incelemeye başladı. Hülya son dönemde her zamankinden daha yakın oldukları için onu merak ediyordu. O kurs programlarına dalmışken telefonu çaldı. Hülyaya heyecanla kayıt olduğu kursları anlattı. Onun sesinin daha iyi gelmesi Hülya’yı da rahatlatmış, anlattıkları da ilgisini çekmişti. İnternet üzerinden olan kursa o da yazılmaya karar verdi. Böylece konuştuklarında birbirlerine öğrendiklerini paylaşabilirlerdi.

Gece geç saatlere kadar kursun neredeyse iki bölümünü tamamlamış, artık gözleri ve sırtı ağrımaya başladığı için bilgisayarı kapatmıştı. Saatlerdir aklı düşünmekten kaçtığı hiç bir konuya kaymadığı için mutluydu. Hülya içinde bastırmaya çalıştığı her şeyin hiç beklemediği bir anda patlayabileceğini söylese de şimdilik kendine bu çareyi daha uygun görüyordu. Yatağa uzanıp, telefonu eline aldı, biraz sosyal medyada kafasını dağıtıp sonra da uyuyacaktı. Normalde sosyal medya ile hiç ilgilenmezken, bu aralar aklını başka şeylerle meşgul etmek için her boş kaldığı anda telefonu eline alıyordu.

Ekranda Şahin’in ismini görünce, bütün günü uzaklaşarak kurtardığını düşünürken, yeniden o girdaba çekildiğini hissederek gerildi. Önce gelen mesaja bakmamayı düşündü, sonra okumadan silmeyi. Ancak silmek için dokunduğunda mesaj önüne açıldı ve okumadan kaçamadı.

“En azından iyi olduğunu bilmeme izin ver” diye başlıyordu mesaj, “Sana kendimi düşürdüğüm halden sızlanmayacağım. Uzaktan da olsa senden bir haber, ses duymak istiyorum yine de. Ne görmüş olursan ol, sana olan sevgim her zaman gerçekti ve hep de öyle devam edecek. Manolya, sana söylemek istediğim çok şey var ama benden haber almak istemediğini bile biliyorum. Lütfen iyi ol ve lütfen yaşadıklarımızın bir yalan olduğunu düşünme”

Boğazına kocaman bir yumruk oturdu. Telefonu bırakıp, yatakta bir cenin gibi kıvrıldı ve ağlamaya başladı. Geldikleri noktada neye inandığı değildi artık önemli olan, kocasının başka bir kadından çocuğu vardı. Hem de yıllarca onu kariyerini bahane ederek oyaladıktan sonra. Bir başka kadına bu şansı vermişti. En iyi arkadaşı ile işbirliği yapıp, onu en çok istediği şeyden mahrum bırakmışlardı. Bir başka çocuk olduğu için mi? Ne için? Bu nasıl sevmekti. Manolya hayatında hiç kimseyi bu kadar bencil bir duyguyla sevmemişti. Hele ki Şahin’i, ona o kadar güvenmiş, o kadar teslim olmuştu ki, şimdi kendini bile nereye koyacağını bilemiyordu. Gururu, güveni kırılmıştı. Yok olmuştu hatta. Göz yaşlarıyla ıslanan yastığı ters çevirip diğer yana döndü. Bu defa içini acıdan öfkeye dönüşen bir fırtına kapladı. Yarın gidip kendine yeni bir hat alacaktı. Bu telefon ve rehberindeki herkes onu geçmişe sürüklüyordu. Şimdilik sadece Hülya ve burada iletişimde olacağı insanlar ve tabi bir de Hatice hanımı ekleyecekti rehberine.

Şahin gecenin bir yarısı dayanamayıp, karısına yazdığı mesaja cevap gelmeyeceğini biliyordu. Yine de elinde olmadan devam eden bir iki saat boyunca telefona baktı durdu. Kaybetmiş olmayı kabul etmesi gerekiyordu ama yüreği izin vermiyordu. Nasıl yapabilmişti? Bu kadar sevdiği bir insanı, en derinden yaralayacak bu olaylar zincirini bu kadar şuursuzca nasıl oluşturabilmiş ve dahası kafasında bunu nasıl normalleştirebilmişti. Böyle mi iyi bir baba olacaktı oğluna. Ona verdiği dünyaya geliş nedeni bu muydu? Hayır! O asla iyi bir baba değildi, olmayacaktı da, Tuna’nın annesi ile büyümesi en doğrusuydu. Burcu haklıydı. Çocuğuna sahip çıkacaktı ama onu model alacağı kadar yakınında olmamak en doğrusuydu belki de. Gelecekte bir gün belki Burcu biriyle evlenirdi. O zaman durumu yeniden gözden geçirirlerdi. Saatin kaç olduğuna aldırmayıp, Burcu’ya haklı olduğunu söyleyen bir mesaj yazdı, oğlunu büyütmek onun hakkıydı.

(devam edecek)

Yorum bırakın