Şahin karısının gittiğini ve nedenini bir şekilde ailesine de açıklamak zorundaydı. Annesinin anlayacağını sanmıyordu, doğrudan suçlamaya başlayacaktı. Haklıydı ama Şahin şimdi bunu kaldıracak ruh halinde değildi. Babasına anlatmak ona daha kolay geliyordu. Hiç şahit olmamıştı ama babasının da yıllar içinde böyle hatalar yapmış olabileceğini düşünmüştü nedense ya da belki de kendini avutmanın saçma bir bahanesiydi bu.
“Batırmışsın!” dedi babası doğrudan, çok uzatmadan konuyu bir kelime ile toparlaması her zaman Şahin’i etkilemişti.
“Evet, batırdım!” dedi Şahin, “Ne yapacağımı, nasıl toparlayacağımı bilmiyorum!”
“Manolya’nın bir rezillik çıkarmadan gittiğine dua etmelisin, bu büroyu, hepimizin hayatını etkilerdi. Ayrıca Sedef ve Aykut’u bu işe dahil etmen, en az yaptığın şey kadar aptalca!”
“Biliyorum!” dedi Şahin yine sıkıntıyla.
“O halde sonuçlarına katlanmalısın!”
“Sence hiç şansım yok mu?”
“Bir bir dava değil Şahin. Bu hayat. Üstelik senin hayatın. Şahsi fikrimi sorarsan, Manolya gidiş şeklinin de gösterdiği gibi bir çare aramıyor. Sonucu kabullenmiş ve bitirmiş. Aksi olsa seninle konuşmayı dener, neden yaptığını sorardı.”
“Doğru hiç bir şey sormadan sadece çekip gitti”
“Haklı!”
“Evet haklı!”
“Bir de çocuğun var şimdi. Kanımızı taşıyan bir çocuk. Umarım Burcu’ya yasal hak talep edebileceği bir koz vermemişsindir”
“Çocuğu kabul ettim, o benim oğlum!”
“Evet, artık düşünmen gereken bir de oğlun var! Manolya’nın peşini bırakmak zorundasın. Hem oğlun hem de karın bir arada şimdilik olmaz gibi duruyor.”
Uzun bir sessizlik oldu odada.
“Onu geri kazanmak için her şeyi yaparım!” dedi Şahin.
“Her şeyi, hiç bir şey yaptıktan sonra işin zor oğlum! Yine de yolun açık olsun! Annenle ben konuşurum. Tuna’ya gelince, senin oğlun, bizim torunumuz ancak bu konuda ne yapabiliriz bilmiyorum. Annenle konuştuktan sonra sana haber veririz. Kolay olmayacak!”
“Tamam, teşekkür ederim” dedi Şahin ve ayrıldı babasının yanından. Hayatta her zaman örnek aldığı babası, tüm gerçekliği ile yüzüne vurmakla yetinmişti. Başka yapılacak ne vardı ki? Manolya mesajına cevap vermemişti.
Tuna’yı düşünmek zorundaydı. Hayatı boyu tüm yasal haklarından faydalanmasını sağlayan bir sözleşme hazırlayacaktı, annesinin çocuğundan doğan hakları hariç bir beklentisi olmayacağına dair. Burcu’nun buna itirazı olacağını sanmıyordu. Onunla ilişkisini bitirecekti, Tuna’nın annesi olması dışında bir sıfatı kalsın istemiyordu. Olanlar onun suçu değildi, Şahin olmasına izin vermişti.
“Her şey, kağıt üzerinde kolayca çözülebiliyor” dedi kendi kendine. Peki ya hayatında, yüreğinde nasıl çözülecekti.
Babası ile konuşur konuşmaz annesi onu arayıp eve çağırdı. Sesinden, duymaktan kaçındığı ne varsa duyacağını anlamıştı.
“Beni büyük hayal kırıklığına uğrattın!” diye başladı annesi onu görür görmez, “Sen hayatı büroyu yönettiğin gibi mi yönetebileceğini sanıyorsun? Babandan hiç mi örnek almadın. Ne zaman seni ya da beni incitecek bir şey yaptı. Manolya’nın annesi ve babası olmadığını, o kızın sadece karın değil bir emanet olduğunu da mı hiç düşünmedin? Hangi kadın ona yaşattıklarını kabul edebilir söylesene? Ya o çocuk? O ne olacak? Allah’ım gerçekten inanamıyorum bu olanlara. Burcu denen o kadınla evlenmeyi düşünmediğini umuyorum Şahin!”
“Hayır asla!”
“Babanla konuştuk, eğer kadını ikna edebilirsen çocuğun tüm haklarını üzerine al ve kadına da biraz para ne istiyorsa ver! Onu biz büyütebiliriz.”
Şahin annesinin yüzüne baktı şaşkınlıkla, böyle bir şey söylemesini hiç beklemiyordu.
“Ne sanıyordun? Bir kadının hayatını mahvettin, şimdi bir de o çocuğun hayatını mahvedemezsin. Madem kabul ettin ve doğmasını istedin o zaman tüm sorumluluğu alacağız!”
“Tuna henüz çok küçük yasal olarak velayetini alamam!”
“Burcu’yu ikna edersen alabileceğini söyledi baban”
“Evet bunu denerim”
“Anne, Manolya’yı kaybetmek istemiyorum!”
“Ben de!” dedi annesi iç çekerek, “Ama şimdilik senin için bir yol göremiyorum Şahin. Manolya kararını vermiş gözüküyor. Ancak biraz zaman geçtikten sonra çok az da olsa bir şansın belki olur. Güven bir kez yıkıldı mı bir daha geri kazanılmıyor maalesef, üstelik bir de oğlun var artık.”
“Umut görmüyorsun değil mi?”
“Açıkçası hayır! Görmüyorum! Oğluna sahip çıkmaktan başka şu anda yapabileceğin bir şey yok. Burcu ile bir an önce konuş, ona başka bir iş bul, hayatından tamamen çıkmasını sağla!”
Şahin, Burcu’nun çocuğundan öylece vazgeçeceğinden pek emin değildi. Tuna’nın annesiz büyümesine de gönlü hiç razı olmuyordu. Manolya’nın ne kadar iyi bir anne olacağını düşününce gözleri doldu. Yanlış kadından çocuğu olmuş, doğru kadını da sonsuza kadar kaybetmişti.
Manolya’nın sınıfındaki öğrencilerinden birinin anneannesi telefon açmış, Manolya’nın başka bir şehirde iş bulup gideceğini öğrenince, ona yardımcı olmak istediğini söylemişti. Hatice hanım, çevresi geniş ve sosyal bir kadındı. Eğitimle ilgili bir vakıfta yönetim kurulu üyeliği yapıyordu. Kendi torununu bu vakfın okullarından birine vermemiş, kızının yaşadığı eve daha yakın olduğu için en azından ilkokulu Manolya’nın çalıştığı okulda tamamlamasını tercih etmişlerdi. Manolya gibi bir öğretmene düşünce de bu karardan çok memnun kalmıştı. Çok üzgündü gittiği için ama yine de yeni bir okul bulmasına yardımcı olmak istiyordu. Kendi vakfının okullarından birinde Manolya gibi öğretmenlere her zaman ihtiyaç vardı. Vakfın okulları birden çok şehirde bulunuyordu. Ancak bunlardan sadece üç tanesi doğrudan vakfa bağlı, diğerleri sözleşmelerle belirli şartlara bağlı isim hakkı kullanıyorlardı. Eğer kabul ederse, hemen bir özgeçmiş göndermesi yeterliydi.
Manolya için şehir fark etmiyordu, tek istediği bir an önce bu şehirden ayrılmaktı. Telefonu teşekkür edip kapattıktan sonra Hatice hanıma özgeçmişini gönderdi. Günler geçtikçe içinde boşluk derinleşiyor, acısını nefesini kesecek gibi oluyordu. Yine de kendini kontrol edebilmek için tuhaf bir gayret gösteriyordu. Şimdi bırakırsa, kolay kolay toparlanamayacağını biliyordu. Önce gidecek sonra ruhunda açılan yaraları zamanla onarmaya çalışacaktı. Tüm azmi ve çabası, geceleri başını yastığa koyunca terk ediyordu zihnini. Göz yaşları ve düşünceler içinde sabaha karşı ancak uykuya dalabiliyordu ama geçecekti. En azından şiddeti azalacaktı. Başka çaresi yoktu.
Hatice hanımdan Mersin’deki okullarında onun için bir yer olduğunu haberini alması bir hafta sürdü. Manolya’nın üzerinden büyük bir kaldıran bu güzel haber, tam da Sedef’in doğum yaptığı güne denk gelmişti. Sezaryen için ertesi güne takvimlenen bebek, bir gün erken gelmeye karar vermiş. Aykut ve Sedef gecenin bir yarısı hastaneye koşmuşlardı.
Şahin, anne ve babasıyla konuştuktan sonra bir süre daha düşünmek için eve kapanmıştı. Burcu ile konuşmak öyle kolay değildi. Ne söyleyeceğini, ne vaat edeceğini, nasıl bir sözleşme hazırlayacağını iyice planlamalıydı. Tabi kabul etmezse ne olacağını da. Bir haftadan fazladır oğlunu görmemişti. Burcu’nun sessizliği neler olduğunu bildiğini gösteriyordu. Tabi ki Aykut ya da Sedef ona olanları çoktan anlatmış olmalıydı. Hiç birini ama hiç birini bir daha görmek bile istemiyordu ama annesi haklıydı. Madem bu çocuğun dünyaya gelmesine neden olmuştu Burcu ile konuşmalıydı. Manolya’nın karşısına bir gün yeniden çıkacaksa bile her şey belirsizlik içindeyken olmamalıydı. Aklından Manolya ve olanları çıkaramadığı için saatlerce evin içinde dönüp duruyordu.
Bebek sabaha karşı doğduğunda Aykut’tan müjdeyi veren bir mesaj oldu.
“Amca oldun dostum, bebeğimiz geldi!”
En çok “Dostum” kelimesine takıldı zihni, zaten uyanık olduğu için telefonun o saate mesaj bildirimi vermesini elinde olmadan Manolya’dan sanmıştı.
“Tebrik ederim” yazıp telefonu kenara bıraktı. Hiç bir şey olmamış gibi koşa koşa hastaneye gitmek istemiyordu. Büro ve onlarla ilişkisini sürdürmek konusu da beynini kemiriyordu. Artık hiç bir şey yapmak istemiyordu ama büroyu babasından devralmıştı, herhangi bir çalışan gibi öylece bırakamazdı. Aykut’u bu işe o bulaştırmıştı, saçmalığı yapan kendisiydi. Onu neyle suçlayabilirdi? Dost olmamakla belki, bir dost dostunun böyle bir hataya düşmesine izin verir miydi?
“Ya sen koca budala!” diye söylendi, “Başkalarını suçlamayı bırak, her şey senin hatan!”
(devam edecek)