Manolya – Bölüm 24

Manolya, ertesi sabah, müdürle konuştuğu gibi sağlık raporu almak için okulun çalıştığı kliniğe gitti. Fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı için psikiyatri bölümünden randevu aldı. Randevu için beklediği rahatsız dakikalardan sonra, içeri girip, yaşadıklarını sakince özetledi. Ne yapmak istediğini ve amacından bahsetti. Sürekli bir tedavi istemiyordu, en azından burada istemiyordu. Gidip, hayatını yeniden kuracağı yerde gerekirse bu adımları atabilirdi. Doktor bir süre onunla sohbet ettikten sonra istediği raporu hazırlayacağını söyleyince gülümsedi. Çocuklarından iki hafta erken ayrılmak ona çok zor geliyordu ama bu halde dersler hafiflemiş bile olsa onlara iyi bir model olmayacak ve fayda sağlamayacaktı. Yeniden okula döndü ve müdüre raporunun akşam olmadan okula ulaşacağını söyledi.

“Bu iki haftayı düşünerek geçir” dedi müdür, şimdilik istifa dilekçesi istemiyorum senden.

Manolya, yine de çantasında hazır getirdiği dilekçeyi müdürün masasına bıraktı, dilerse rapor süresi bitince işleme koyabileceğini söyledi ve sınıfına döndü. Sınıfı ile geçireceği son öğleden sonrasıydı bu ve çocuklara da bir açıklama yapması gerekiyordu. İlk ders boyunca onlara hayatında değişen şartlar yüzünden okuldan ayrılması gerektiğini olabildiğince sakin anlattı. Çocukların hepsi yerlerinden kalkıp, ona sarılmaya başlayınca göz yaşlarını tutamadı. Hülya ile okuldan ayrılırken yaşadığı veda anlarının etkisindeydi.

Hülya’ya da raporu ve iki hafta devam etmeyeceğini eve gidene kadar anlattı. Hülya durumun sebebini bilmese de, sonuçlarına çok üzüldüğünü söyledi. Ne yapacaktı? Nereye gidecekti?

Manolya bunu henüz kendisinin de bilmediğini ama hayatın mutlaka ona yeni yollar açacağına inandığını söyledi. Hep öyle olmuştu. İçindeki acıdan Hülya’ya bahsetmiyordu, onu ne kadar içinde taşımaya devam edeceğini kendisi de bilmiyordu. Yine de bu acıyla da olsa yaşamaya devam edecek, kendini bırakmayacaktı. Bütün hayatına verdiği emekler yıkık ve vazgeçmiş bir Manolya’yı hak etmiyordu. Sultan hanım ve Osman bey de bunu hak etmiyordu. Sedef’in söylediğine gelmişti, bir çocuğu olmasa da onun aslında bir çok çocuğu vardı ve olmaya da devam edecekti.

Hülya, kendi mezun olduğu okuldan arkadaşlarının bir kaçının çalıştığı başka şehirler ve okullardan bahsetti. Öğretmen alımları çoktan başlamıştı, eğer isterse, Manolya’nın öz geçmişini onlara teker teker yollayıp, o okullara başvuru yapmasını sağlayabilirdi.

“Tamam!” dedi Manolya zaten şimdilik yapabileceği başka bir şey yoktu. Ertesi sabah Hülya okula gidince, internetten Türkiye’nin her yerindeki özel okulların öğretmen ilanlarını incelemeye başladı. Her birine teker teker özgeçmiş gönderdi. Hiç bir şey olmamış gibi bir iş bulmaya çalışmıyordu. Kendini yeniden doğrultacak hayatı kurmak için kaynağını sağlamaya çalışıyordu. Bir evi, düzenli bir geliri olmak zorundaydı. Yeniden filizleneceği topraklara ihtiyacı vardı.

Öz geçmişleri gönderdikten sonra, sesside duran telefonuna baktı. Öğrenci velilerinden gelen cevapsız aramalar ve mesajları görünce çok şaşırdı. Herkes çocuklarının çok sevdiği öğretmenlerinin bu ani ayrılma kararına üzülmüş, kimi isyan ediyor, kimi de nedenini soruyordu. Okul mu yetersiz para veriyordu, yönetimle mi bir sorun yaşamıştı?

Beklemediği bunca sevgi dolu mesajı görünce mutlu oldu. Oturup hepsine, hayatındaki koşulların buna mecbur bıraktığını, çocuklardan, okuldan ve sevgili velilerden ayrılmanın onun içinde çok zor olduğunu yazdı. Velilerin bir kısmından, yapabilecekleri bir şey olup, olmadığı sorusu, bir kısmından, çok üzüldüklerini söyleyen yeni mesajlar geldi. Bir kaç tanesi de başka bir okula gidip gitmeyeceğini soruyorlardı. Gerekirse çocuklarını da o okullara geçirmenin bir yolunu arayacaklardı.

Her şeyin bu anlamda belirsiz olduğuna dair hepsine nazik cevaplar verdi yeniden. Başvurular, veli mesajları derken, saatlerin geçtiğini fark etmemişti bile. Hülya eve geldiğinde hâlâ son bir kaçına cevap yazmakla meşguldü. Bir kısım veli de doğrudan müdüre gitmişlerdi. Hülya’da müdürün ona mesajını ve velilerin söylediklerini getirmişti.

“Çok şanslısınız Manolya hocam, veliler her öğretmeni böyle sevmez, çocuklar zaten temiz kalp onlar sever ama veliler başka, onlar verdikleri paranın karşılığında sunulan hizmetin kalitesini sorgular. Bütün okulun gözlerindeki temsilcisi olarak da öğretmeni değerlendirirler biliyorsunuz!”

“Evet maalesef bu da eğitim sistemimizin oluşturduğu şartlardan biri!” dedi Manolya, eşit fırsatta eğitim hakkı olmayınca, parayla eğitim satın almak gibi bir yöntem gelişmişti maalesef. Özel okullarda okuyan çocukların, devlet okullarında okuyan çocuklardan parayla satın alınmış bir farkı olduğuna inandırılmış veliler de, bu farkın sonuçlarını hissetmek, çocuklarının gelişiminde görmek için sürekli hesap sorma ve eksik arama halindeydiler. Eğitimciler para karşılığı hizmet sunan kişiler olarak görülüyordu özel okullarda. Oysa öğretmenin çocuklara sunacakları parayla ölçülecek şeyler değildi. Para belki, okulun fiziksel ortamını, olanaklarını sağlayabilirdi ama aynı öğretmen devlet okulunda da, özel okulda da aynı şekilde eğitim sunardı. Hiç bir öğretmenin “Dur bunlar para veriyor, daha çok öğreteyim gibi bir algıya sahip olduğunu sanmıyordu!” Parayla eğitim değil, okula dair konfor, düzen ve imkan satın alınıyordu aslında. Elbette eğitime yansıyordu tüm bunlar, bu yadsınamazdı ama öğretmenle çocuğun arasında kurulan o özel bağı değiştirmezdi. Değiştirmemeliydi.

“Öyle bir değiştiriyor ki Manolya hocam, geldiğim okulda her özel günde pırlanta yüzükler getiren velilerinin çocuklarını sırf gaza gelsinler diye üstün zekalı gibi yorumlayan öğretmenler tanıyorum!” dedi Hülya.

Haklıydı, vardı böyle insanlar, ama onlara öğretmen denebilir miydi? Denemezdi Manolya’ya göre, zaman öğretmenlik mesleğini kirletmiyordu bu insanlar, kendilerini kirletiyorlardı. Sadece o kadar da değildi ki, çocuklara olunan model, zihinlerine atılacak ders dışı düşünce tohumları hepsi bir çıkar düzeni içinde şekillenebiliyordu duruma göre.

Sıkıntılı ruh halinden biraz daha kurtulsun diye Hülya, bütün akşam konuşturdu Manolya’yı. Mesleği söz konusu olduğunda ne kadar yapıcı ve akılcı olduğunu biliyordu. Sohbet sona erdiğinde Manolya bile şaşırmıştı sanki hiç bir şey olmamış gibi kendini sohbete kaptırdığına. Hülya’ya bu güzelliği için teşekkür edip yine odasına çekildi.

“Çok üzgünüm, hayatımın en değerli halini mahvettim. Benim için en değerli insanı kaybettim ve bu yüzden çok üzgünüm. Olanların bir savunmasını yapamam, atlatmak için birlikte yol almamızı isteyemem, birlikte diye bir şey bırakmayan benim. Kalbinde var olmaya devam edemeyeceğimi ve bunu hak etmediğimi biliyorum. Anılarında bile güzelliklerle yer bulamayacağım için çok üzgünüm.” diye bir mesaj geldi Şahin’den ve gece göz yaşlarına boğuldu yeniden. Her ikisi içinde.

Burcu gözden çıktığını çoktan anlamıştı, ancak Tuna çok küçüktü ve Şahin’in zayıf karnının çocuk olduğunun da farkındaydı. Üzerine gidip onu kendinden tamamen uzaklaştırmamak için sessizliğe bürünmüştü. Aykut’la konuşmuş, Aykut ona Manolya’nın evi terk ettiğini ve Şahin’in de herkese kendini kapattığını söylemişti. Sedef ve o da kapının dışındalardı ve eğer Şahin’i tanıyorsa şimdi uzak durmak yapılacak en doğru şeydi. Yaşananlarda hepsinin rolü vardı ve üzerine giderlerse karşılaşacakları tek şey öfke olacaktı.

Sedef, Manolya için üzülüyordu. Kendine üzüldüğü kadar olmasa da üzülüyordu. Onun bütün bunlardan haberi olacağı ihtimali hiç aklına gelmediği gibi, buna neden olacağını hiç ama hiç düşünmemişti. Onun gibi bir arkadaşı bir daha asla bulamazdı. Pişman değildi işin garip tarafı, yaptıklarının kendi içinde bir mantığı vardı ayrıca başlatan o değil, Şahin’di. Onun suçunu üstlenmek gibi bir niyeti yoktu. Onlar sadece koşulların mecbur bıraktığı şeyleri yapmışlardı. Bebek sadece bir süre ertelenmiş olacaktı. Şahin’in Burcu’dan bebek sahibi olması onun suçu değildi ki. Manolya’nın hiç birine geri dönmemiş, neden oldukları için hesap sormamış olmasını anlıyordu. Yapmazdı. Çekip gitmişti sadece.

(devam edecek)

Yorum bırakın