Manolya – Bölüm 23

Şahin, hayatındaki insanları kategorilere ayırır onlara verdiği değeri bu kategorilere göre belirlerdi. Gerçekten sevip değer verdiği insanlar bir elin parmaklarını geçmiyordu. Onlar için her fedakarlığı yapacak kadar bağlılık hissediyordu. Ancak diğerleri, çıkarcılar, yalancılar ve daha pek çok sahte maske ile hayatında sadece işe yaradıkları için yer ediniyorlardı. Bu ayrımı babasından öğrenmişti. Böylece en sevdiği kategorisindeki insanlar dışındaki insanların hiç biriyle gerçek duygusal bağlar kurmuyor, onlardan gelen herhangi bir olumsuz eylemden de duygusal olarak etkilenmiyordu. Bu da mesleğini yaparken onun hayatın iniş çıkışlarından kaynaklanan ruh hallerinden koruyor, daima aklı başında ve mesleğine odaklı kalabiliyordu. Tabi sevdiklerine karşı da dışarıdan getirdiği herhangi bir olumsuzluk taşımadığı için ilişkileri de sağlıklı ve mutlu ilerliyordu. Büyüdüğü ailesi dışında gerçekten sevdiği tek kişi ise karısıydı. Manolya’yı daha ilk gördüğünde anlamıştı onun farklı ve benzersiz olduğunu. Hayatında ilk defa ailesi dışında birine bağlanmış, sevmiş ve ona gerçekte kim olduğunu sakınmadan bütün açıklığı ile göstermişti. Onunla kurduğu ilişki dışında yaşayan Şahin gerçek biri değil sadece dışarıdakilere sunulan bir imajdı. Gerçek değildi, gerçek olmayan şeyleri de gerçek yuvasına taşımak istemediği için hiç bir zaman bu hallerini karısı ile paylaşmadı, bu hallerinin sonuçlarını kendi başına yaşadı. Ancak şimdi içerideki gerçek ile dışarıdaki sahtelik beklenmedik bir şekilde çarpışmıştı. Karısının tanıdığı Şahin ile diğer herkesin tanıdığı Şahin karşı karşıya gelmişti, daha da doğrusu sahte Şahin, gerçek Şahin’in hayatını mahvetmişti. Sahtelik artık o kadar yoğunlaşmıştı ki, belki de gerçek Şahin’i yok etmek için en mahrem saydığı sınırları aşmış ve evine girmişti. Bunları Manolya’ya anlatamazdı artık, çünkü daha önce hiç anlatmamıştı. Karısı ile birlikte dışarı çıktığında her zaman bu iki Şahin’i o kadar güzel dengelemişti ki, Manolya onun içeride ve dışarıda başka kimlikler sunduğunun farkına bile varmamıştı. Varmazdı da zaten çünkü öyle biri değildi. Onun içindeki, dışındaki insan farklı değildi. Şahin ikisini birbirinden ayırarak savunma geliştirmişken, o olduğu gibi her olayı tüm gerçekliği ile yaşıyor ama dengesi bozulsa bile büyük bir başarıyla kırılan tüm parçalarını bir araya getiriyordu. Şimdi de öyle yapacaktı, çok yıkıldığına hayal kırıklığına uğradığına hiç şüphesi yoktu ve onun yüreğinden yansıyan acı tokat gibi Şahin’in gerçek yüzüne çarpıyordu şimdi. Bu tokatla Şahin sendeleyecek ama o yeniden doğrulacaktı. O kadar nadir bir insandı ki bir daha onun gibi biriyle karşılaşması için belki başka ömürleri beklemesi gerekiyordu. Olanların kendi hatası olduğunu büyük bir olgunlukla karşılıyordu ancak hatanın dönülmez olduğunun ağırlığını nasıl taşıyacaktı? Burcu olan birlikteliğini, ki onun için bir birliktelik bile değildi bu, hiç bir zaman hayatının bir parçası gibi görmemişti. Şimdi bir çocuk ne yazık ki bu yanılsamayı delip, tam da gerçekliğin ortasına girmişti. Çocuğunu kendi gerçekliğinin dışında tutamazdı. Aslında bunu bildiği için onu yok etmeyi seçmemişti. Annesi değildi önemli olan, onun parçası olan bir çocuktu. Bunu karısı ile hayal etmişti hep, Manolya’dan olacak çocuklarını hasretle beklemişti her şey yoluna girene kadar, karısını bunun için beklettiğini, üzdüğünü bilse de, onlar için de gerçek olmak istediğinden beklemişti. Sedef’ten o hapları vermesini isteme nedeni de buydu. Karısını incitmeden biraz daha zaman istemişti. Sedef doğum kontrol haplarını etiketsiz bir başka ilaç şişesine koyup, gebeliği hızlandırıcı diye Manolya’ya vermişti. Babaları olduğunu hissederek büyüsünler istiyordu çocuklarının, sürekli dışarıda iş peşinde koşan bir baba olmak istemiyordu. Çocukları onun en sevdikleri kategorisine geleceklerdi. Beyninin bir kısmı böyle işlediğinden Burcu hamile kalınca belki o çocuğa da böyle hissetmişti. Sadece çocuğa, şimdi de öyle hissediyordu, o doğup, kendisini onun babası olduğunu hissedince, her şey çok farklı olmuştu. Manolya ile yapacakları çocuklar için neler hissedeceğini anlamıştı ama küçük Tuna, Manolya’dan doğmadı diye onun gerçekliğinden kopamazdı ki. Dava yoluna girene kadar istememişti bunu düşünmek, sonrasında Manolya’yı ikna edecek şekilde gerçeği anlatıp, Tuna’yı da kendi çocuklarıyla büyütmeye ikna edeceğini sanmıştı zihni belki de bir şekilde. O baskı altında başka şeyleri oturtmaya çalışırken, sahte Şahin’in tuzağına düşmüş, ve mahrem alanına koyduğu kırmızı çizgiler aşılmıştı. Sahte Şahin’in gerçek oğlu, o çizgiyi geçmek istiyordu ve buna hakkı vardı. Belki de dünyaya gelişi ile tüm çizgiler yeniden çizilmeye başlamıştı bu yüzden. Onun getirdiği kaderi, Şahin’e varlığını kırmızı çizgilerinin dışında tutamayacağını söylüyordu bir şekilde. O herkesten sakladığı, koruduğu, üzerine titrediği yuvasının kapıları Tuna’ya açılmak zorundaydı ama yuvanın bundan haberi yoktu. Daha Şahin’e bunu oturtmaya fırsat vermeden de hayat yuvayı haberdar etmişti işte.

“Bu işler senin kurgunla yürümüyor Şahin!” diyordu hayat ona, “Ne yaptıysan, sonuçları tüm hayatını etkiler! Mahremiyetini hayattan ayrı tutamazsın, dışarıda attığın her adım, içeriye düşüyor! Burada patron sen değilsin!”

Evet, sadece işlerinde değil, hayatta da patronluğa soyunmuştu belki. Başarılarının sonuçlarıyla beslediği egosu, onu her şeyin sahibi, yenilmez hissettirmişti. Aldığı her kararın, attığı her adımın doğru olduğunu sanmasına neden olmuş, hayatta ona dersini en ağır şekilde vermişti.

Manolya ve ondan doğmasını hâlâ çok istediği çocukları ile Tuna’yı aynı hayat çemberine almak şimdi durduğu yerden imkansız görünüyordu. Bütün o başarılar, bütün o doğru sanılan kararlar şimdi yardımına koşamıyordu. Manolya’ya hiç bir geçmişleri, hiç bir ön yargıları yokken bile yaklaşmak çok zor olmuştu, sabretmiş, beklemiş ve hiç vazgeçmemişti. Ama bu sefer sabredip, beklese de, vazgeçmediğini gösterse de, eksik olan şey onu yeniden kazanma umuduydu.

“Dersimi aldım hayat, haydi şimdi onu bana geri ver!” diyebilse her şey ne kolay olurdu. Bu zamana kadar yaptığı her şey, şimdi hiç bir şeydi. Kendisi de hiç bir şeydi artık, Manolya için yakında geçmişin acı bir hatırası olacaktı sadece, o yeniden ayağa kalkacak, belki yeniden sevebilecek, belki de yalnızlığı seçecekti ama ne seçerse seçsin kendisi olarak hayatına devam edecekti. Hep öyle yapmıştı. Onun gibi olmayı hep çok istese de, bulunduğu ortam, varlıklı ailesinin sahte çevresi, mesleğinin gerektirdikleri yüzünden iki farklı karakterde yaşamanın en doğrusu olduğunu düşünmüştü her zaman.

“Salaklığın şimdi ayna gibi karşında, büründüğün rolleri oynarken, mahremine zarar verecek adımları atmamış olsaydın, aynı hayatın bütünlük içinde sürüyordu!” diye söylendi kendi kendine. Koca davayı savunarak çözmüş biri olarak şimdi zihninin ürettiği her savunmayı kendisi yıkabiliyordu.

Haksızdı, çaresizdi, savunulmayı hak edecek bir durum yaratmamıştı. Gelen bir müvekkil olsa, ona da bunları söyler ve davasını üstlenmeyi kabul etmezdi. İnanmadığı bir davayı üstlenmemek meslek etiğiydi onun için. Para için iş yapmıyordu, inandığı için yapıyordu. Bu da babasından miras aldığı en büyük değerdi. Babası da bu yaptıkları ortaya çıkınca benzer şeyler söyleyecekti muhtemelen.

“Sonuçlarına katlanacaksın!”

“Katlanırım ama vazgeçmek istemiyorum!” diye söylendi bu sefer, çok nadir ağlardı, göz yaşları zavallılığı için aktı gitti yanaklarından. Hayatın ona sunduğu en güzel hediyeyi kaybetmişti. Yuva dediği yer ıssız ve karanlıktı. Dışarıdaki hayat sahte Şahin’i daha da yutmak isteyen bir canavar gibi kapının dışında bekliyordu.

Aykut ertesi gün sabahın köründe aradığında, o gün büroya gelmeyeceğini söyledi ve uzatmadan kapattı. Aykut onlara duyduğu öfke yüzünden yaptığını sanıyordu ama Şahin dışarıdaki girdabın içine girip, özünü yok etmeye devam etmek istemiyordu. Manolya’nın ayaklarına kapanıp, onun için her şeyden vazgeçmeye hazır olduğunu söylemek istiyor o minik bebeğin gözlerini hatırlayınca, “O hariç!” diyordu zihni.

Aykut, Şahin’in büroya gidemeyeceğini öğrenince, kendisinin gitmesi gerektiğini düşünmüştü. Karım hamile diyerek daha fazla evde kalamazdı. Şahin toparlanıp geri geldiğinde bunun hesabını da sorardı. Henüz istedikleri hayatı kurmak ve mevcut hayatlarını korumak için ona ihtiyaçları vardı.

(devam edecek)

Yorum bırakın