“Bir an önce gitsek yurt dışına benim de içim rahat edecek” diye devam etti kocası ile konuşamaya, “Şahin’in suç ortağı olmaktan sıkıldım artık. Kız ona çabuk doğursun diye verdiğim hapların doğum kontrol hapları olduğunu öğrense, yüzüme bakmaz bir daha!”
Manolya’nın eli ayağı buz kesti bu sözleri duyunca.
“Anlamıyorum ki bu herifi!” dedi Aykut sinirli sinirli, “Madem çocuk istiyorsun, karın doğurmaya hazır. Sen git metresinden çocuk sahibi ol!”
Yere düşüp parçalanan cam tepsinin sesine ikisi de bitkilerden göremedikleri sokağa odaklandılar.
“Biri bir şey düşürdü herhalde!” dedi Aykut.
“Haydi git şuna söyle de, ayaklarım şişti sıcakta içeri gireceğim. Alsın metresini de pimçini de gitsinler artık. Biz gidince bakalım nereye götürecek bunları!”
“Biz gidelim de ne yaparsa yapsın!” diyerek eve doğru yürüdü Aykut.
Manolya duyduklarının etkisinde ellerinden kayıp giden parçalanmış yassı kadayıf tepsisine bakıyordu hâlâ.
Bir kabus görüyordu herhalde. Şahin ona yalan mı söylüyordu yıllardır, sadece o da değil Sedef ve Aykut’ta. Doğru mu duymuştu, Şahin’in bir çocuğu mu vardı başka bir kadından. Ayaküzeri bir halüsinasyon mu yaşıyordu. Düşen tatlıyı umursamadan neler olduğunu anlamak için hızlı adımlarla kapıya yürümeye hazırlanıyordu ki, Sedef’lerin bahçe kapısı açıldı. Şahin yanında kucağında küçük bir bebek taşıyan kadınla gülümseyerek dışarı çıktı. Manolya refleks olarak hemen bir kaç adım geri çekildi ve arkasındaki ağacın, gölgesine saklandı.
Bu kadını tanıyordu. Şahin’lerin ofisinde sekreter olarak başlayan kadınlardan biriydi.
“Aman Allahım!” dedi yüksek sesle, “Bunca çalışma.. Hepsi onunla olmak için miydi? Bebek?”
Gözlerinden yaşlar iniyordu artık. Kocası gözlerinin önünde hep sahip olmak istediği bebeği taşıyan bir başka kadına sevgiyle bakıyor, bebeği nazikçe öpüyor ve kadını ona her zaman yaptığı gibi arabanın kapısını açarak oturtuyordu. Hıçkırıklar boğazını düğümlerken, Şahin’in yıllardır bir bebek için erken olduğunu söyleyen cümleleri yankılanıyordu zihninde. Bebek eşyalarına aşina oluşu, Sedef’ler için en doğru hediyeleri seçişi. Artık olduğu yere çökmüş uzaklaşan arabaya bile bakmıyordu. Bir yalanı yaşıyordu demek, aşk diye. Mutlu yuvası, harika kocası hepsi bir numaraydı. Neden? Neden o zaman boşanmamıştı Şahin. Madem bir başkası vardı ve ondan bebek yapacak kadar bağlıydı? Neden boşanmak istememiş, Manolya’yı kandırmayı seçmişti. Hem de en yakın arkadaşının ortaklığıyla. Duvardan destek alarak hırsla doğruldu ve koşar adımlarla eve döndü. Yerdeki kırık yassı kadayıf tepsisi kaldı kaldırımda öylece.
Koşarak yatak odasına çıktı. Düşünmeden yatağın altındaki valizi çıkardı ve dolaptan eline geçirdiği bir kaç parça eşyayı rastgele ittirdi içine. Çekmeceden annesinden kalan sakladıklarını aldı. Bir iki ayakkabı, kalan özel eşyaları. Parmağındaki alyansı çıkarıp, Şahin’in yattığı yere doğru fırlattı.
“Bunu bana neden yaptınız?” diye çığlık attı, “Ben size ne yaptım?”
Çantayı hırsla kapattı, başka ne alabileceğini kontrol etmek için sinirle etrafına baktı. Bu evde yıllar geçirmişti, her şey ona her zaman aşk dolu ve çok güzel gelirdi. Özellikle bu oda, Şahin ile en yakın oldukları, bir oldukları masallarının şahidi.
“Allah hepinizi kahretsin!” diye bağırdı bu sefer. Öfkesini yenemedi, tuvalet masasının üzerindekileri koluyla sıyırıp yere devirdi. Yetmedi, çıkıp üzerlerinde tepindi. Sonra hırsla gidip Şahin’in gardırobunu açtı. Elini uzatıp her şeyi yere indirecekti ki, durdu, tükürdü.
“Buna değmezsin!” diye hırladı.
Çalışan kadın, Manolya’nın bağrışlarını duyduğu için yukarı gelmiş, aralık kapıdan şaşkın şaşkın odanın haline ve ona bakıyordu. Manolya ona donuk bir bakış attıktan sonra, hırsla valizin fermuarını çekti. Sonra şaşkın şaşkın bakan kadının yanından bir şey söylemeden geçti, mutfağa gidip eline bir poşet geçirdi, banyodan kendine ait olan eşyaları içine doldurmaya başladı. Sonra hırsla yatak odasına döndü ve gardırobun içindeki kasayı açıp, oradan takılarını da aldı.
“Bunlar benim!” diye hırlıyordu alırken, “Bunca yılımın, güvenimin, sevgimin, benden çaldığınız her şeye karşılık!”
Sedef ona doğrum kontrol hapları vermişti öyle mi? En yakın arkadaşı, bir bebeği ne kadar çok istediğini bilen, hamileliğini her şeyi coşku ve mutlulukla paylaştığı Sedef. Bir ev uğruna kocasının oyunlarına oyuncak olmayı seçmişti. Ne için? Para? Daha iyi bir hayat?
“Hayatınız da, paranız da sizin olsun!” diyerek kasada acil durum için evde tuttukları para destelerini de aldı. Yeniden çıkıp, koridorda bıraktığı valizi yere yatırıp açtı ve takılarla parayı içine tıkıştırdı. Banyodan doldurduğu torbayı da alıp, sokak kapısına doğru yürüdü.
“Manolya hanım neler oluyor? İyi misiniz?” dedi çalışan kadın.
Hiç cevap vermedi. Çantasını aldı, vestiyer dolabını açıp, başka bir şey alsa mı diye baktı. Bu ev tüm hayatıydı, her şeyi kendine, kendini de bu evdeki her şeye ait hissediyordu. Kapıya kadar büyük bir hırsla gelse de, o eşik içindeki tüm güzel şeyleri bu evde bırakacakmış hissi verdiği için yüreğine kocaman bir acı oturttu.
“Çık git şimdi!” dedi zihni, “Eğer oyalanırsan, daha zor olacak!”
Vestiyer dolabının kapağını hızla çarptı ve torbayla, valizi alıp, bahçe kapısına yürüdü.
“Sakın durma, kalbini sakın dinleme!” dedi kendine ve hiç beklemeden demir kapıyı itti ve dışarı çıktı. Kapının hemen önündeki direğe bağlanmış, taksi çağırma düğmesine dokundu. Başını çevirip, eve bakmamak için kendini zorluyordu. Beş dakika içinde taksi geldi. Adam inip büyük valizi, arabanın bagajına koydu. Manolya o sırada arka koltuğa oturmuştu, şoför binip “Hoş geldiniz, nereye?” deyince, düşünmeden, “Gar!” dedi.
Olabildiğince uzağa gitmek istiyordu. Yol da uzun sürsün istiyordu, o yüzden uçağa binmek istemedi. Yol onu alıp, en uzağa taşısın, taşırken de içindeki her şey dökülüp, geride kalsın istiyordu. Raylardan geçen her tren dökülen tüm parçaları ezebildiği kadar ezsindi.
Taksi hareket etti. Son bir kez gözü eve kayacakken, başını diğer yana çevirdi. Göz yaşları yanaklarından kesintisiz aktığı için, şoför dikiz aynasından arada bir ona bakıyordu. Sonra şoför koltuğunun yanında tuttuğu paketten bir kaç mendil çekip ona uzattı.
Manolya teşekkür ederek aldı mendilleri.
Elinde hayatından geriye kalan bir valiz ve torbayla garın kapısında durup bekledi, taksinden indikten sonra. Nereye gidecekti?
Manolya etrafı dağıtıp, evden çıktıktan sonra çalışan kadın endişeyle Şahin’i aramıştı. Şahin, metresini ve ondan olan bebeğini evlerine bırakmış, büroya dönüyordu. Kadının söylediklerini duyunca, her zaman sakin olan karısının birden bire neden böyle davrandığına bir anlam veremediği için arabanın yönünü eve çevirip, karısını aradı.
Manolya garın önünde duruyordu hâlâ, telefonun sesini duyunca oralı olmadı ama aklına bir anda okul ve öğrencileri geldi nedense. Şimdi bir trene binip giderse onları yarı yolda bırakmış olacaktı. Okulların kapanmasına çok az bir zaman kalmıştı. Dudaklarını ısırarak kısa bir tereddüt geçirdi. O bir öğretmendi. Özel hayatında ne olursa olsun o minicik gözler ona güvenerek bakarak, bir anda hayatlarından çekip gidemezdi. Çaresiz düşüncelerle dolu bir halde ilerideki ağacın altında duran boş banka gidip oturdu.
Aklı yine Şahin, bebek, Sedef’in yaptıklarına kaydı. Bir yandan iyi ki annem ve babam bunları görmedi derken, öte yandan şimdi olsalardı gidecek yeri olacağını düşünüp yine ağlamaya başladı. Köye gidebilirdi belki, onların hep yaşamak istediği o köye. Atanabilmiş olsa, oraya atanmayı isterdi. Baba ocağından geriye kalan o evde ve o yerde, buradaki hayattan tamamen uzak ve tek başına. Maalesef şimdi oraya atanma gibi bir şansı yoktu. Zaten bu okula başlayınca, böyle bir girişimde de bulunmamıştı.
(devam edecek)