Manolya – Bölüm 17

Sultan hanım, dört gün yoğun bakımda kaldıktan sonra daha fazla mücadele edemedi. Osman bey dört gün boyunca hiç ayrılmadan yoğun bakımın kapısında beklediği için haberi aldığında ayakta duracak hali yoktu. Manolya ise aldığı haberi algılamakta zorluk çekiyordu. O da dört gündür arada bir eve gidip gelse de hastanede babasına eşlik ediyordu. Şahin ilk iki günden sonra büroda işler beklediği için işe dönmek zorunda kalmıştı. Manolya’nın ve babasının kimseyi arayacak halleri olmadığı için Sultan hanımın ölüm haberini ancak üç dört saat sonra alabildi. Manolya kendini zar zor toparlamış babasını alıp kendi evlerine getirmişti. Sultan hanımların evinde bekleyen bakıcı kadın sürekli Osman beyi ve Manolya’yı aradığı için Sultan hanımın vefatını herkesten önce öğrenmiş, Manolya’nın isteğiyle hemen onların evine gelmişti. Şahin haberi alır almaz ailesi ile birlikte eve geldi. Karısı ve kayınpederine sıkıca sarıldıktan sonra cenaze işlemlerini halletmek için babasıyla çıktı. Osman bey, Manolya’ların evindeki misafir yatak odasına kendini kapatmış hiç konuşmuyordu. Hastaneden çıkmadan en azından bir tansiyonunu ölçtürmek istese de kızına direnç göstermişti. Şahin’in annesi, Manolya’nın endişesini anladığı için hemen aile doktorlarını arayıp gelmesini rica edince, adamcağız kırmadı ve gelip Osman beyle kısa süre aynı odada kaldı. Bir sakinleştirici vermişti, Osman bey, büyük bir duygusal kırılma yaşıyordu.

Şahin, tanıdığı herkese haber verdiğinden, Aykut ve Sedef başta olmak üzere herkes teker teker gelmeye başladı. Manolya ağlamaktan konuşamıyordu. Şahin döndükten sonra bütün gece karısına sarıldı, annesi de misafirlerle ilgilendi.

Ertesi gün Sultan hanımın cenazesi defnedildikten sonra yeniden Manolya’ların evine geldiler. Taziye için gelenler gidip, saat geç olunca, Osman bey kendini kapattığı odadan çıkıp kızının yanına geldi. Şahin, çalışma odasında uzak kaldığı işleri toparlamaya çalışıyordu.

“Ben artık o eve dönemem kızım!” dedi iç çekerek Osman bey.

“Tamam! Bizimle yaşa!” dedi Manolya hemen, “Evimiz müsait!”

“Olmaz, ben evi satacağım, üzerine emekli maaşımı da ekleyince bir huzur evine yatabilirim sanırım!”

“Baba!” dedi Manolya gözleri dolarak, “Seni asla oralara göndermemem burada benimle yaşa. Şahin’de bir şey demez!”

“Sence annen böyle bir şeyi kabul eder miydi? Düşün bakalım?” dedi Osman bey sesi titreyerek.

“Başta etmezdi belki ama ben onu ikna ederdim!”

“Yok kızım. Allah senden binlerce razı olsun ama ben artık buna alışmalıyım. Senin hayatına eklenerek kendimi daha huzursuz hissederim. Annen ne derdi biliyorsun, ev ev üstüne olmaz!”

“Önce biraz toparlan, kal burada!” dedi Manolya, “Sonra yeniden konuşuruz!”

Osman bey, başını salladı ama kararı kesindi. Yeniden odasına giderken, Manolya arkasından yetişip, babasına sıkı sıkı sarıldı.

“Sen benim ailemsin!”

“Senin asıl ailen Şahin. Bizim evimizden gelin olup gittin. Elbette babanım ama şimdi senin hayatın başladı ve kendi yuvanı öncelikli olarak görmek zorundasın. Yoksa evliliğin sağlam olmaz. Önce kocan, evin, sonra büyükler!”

“Ah babacığım!” diyerek bir kez daha sarıldı Manolya babasına.

Osman bey kararının kesin olduğunu ertesi sabah, Manolya odasına gelince yeniden anlattı. Onun mutlu olmasını istiyorsa, Manolya’da kabul etmeliydi.

“Yarın gidip emlakçıyla konuşayım. Yalnız ben o eve giremem. Perihan hanıma söyle de evi toparlamaya başlasın. Yıllardır bizimle yaşıyor, neyimiz var biliyor zaten! Annenin eşyaları ile evin eşyalarını ihtiyacı olanlara verirsiniz!”

Manolya’da o eve nasıl gireceğini bilmiyordu ama baba ocağı kapanırken orada olmazsa da kendini kötü hissedeceğini düşündü. Babasına “Tamam!” dedikten sonra pazar gününü babasıyla geçirmesini kocasından rica edip, Perihan hanımla evi toparlamaya gitti. Daha kapıdan girer girmez, göz yaşlarına boğuldu. Annesinin çocukken ona diktiği bez bebekleri bulunca onları bağrına basıp daha da çok ağladı. Bir kaç parça eşyayı kendine ayırıp, babasının eşyalarını da bir valize koyduktan sonra kalanı Perihan hanıma bırakıp, göz yaşları içinde eve döndü. Osman bey söylediği gibi emlakçıya gidip konuşmuştu. Hemen satılacak diye bir şey yoktu ama oralarda ucuz olduğu için ev bakan aileler vardı.

Şahin’in, Manolya’yı istediği yere götürsün diye ayarladığı şoför şimdi Osman beyi istediği yere götürüyor, hiç bir yerde de yalnız bırakmıyordu. Osman bey bu genç şoförle bir kaçta huzur evi gezdikten sonra birinde karar kıldı. Eve müşteri çıkar çıkmaz parasını yatırıp, yerleşecekti. Manolya babasının kalmak istediği huzur evinin parasını ödeyecek güçteydi, Şahin’de onun vermesi gerektiğini söylemişti ama babasını caydırabilmek için teklif etmiyordu. Parayı önden vermeye kalksa zaten biliyordu ki Osman bey ev satılınca getirip geri ödeyecekti. Manolya’nın tüm direncine rağmen, Osman bey kızının evinde bir on gün daha kaldıktan sonra, ev satılınca söylediği gibi gidip huzur evine yerleşti. Kayınvalidesi ile kayınpederi de Manolya’ya babasına hak vermesi konusunda ikna etmişti. Hiç bir anne-baba, evlatlarının evinde yaşamayı mecbur kalmadıkça istemezdi. Hele Osman bey gibi biri. Manolyaların evinde yaşarsa iyice içine kapanır odadan çıkmaz daha kötü olurdu. Oysa huzur evinde sosyalleşecek, doktor kontrolünde olacak, kendi içine dönmeye bile fırsatı olmayacaktı. Böyle söyleyince Manolya’nın da içi biraz rahatladı. Manolya hafta da iki üç kere babasını ziyarete gidiyordu artık. İşlerden zaman bulursa, Şahin’de onunla geliyordu. Karısının da çok üzgün olduğunu bildiği için mümkün olduğunca onu dışarı çıkarmaya çalışıyor ama Manolya içinden gelmediğini söyleyip, evde kalmayı tercih ediyordu. Aykut ve Sedef’te ellerinden geldiğince Manolya’ya destek olmaya çalıştılar, hatta Sedef’in ailesi de. Bir süre sonra herkesin eli eteği çekildi, hayat devam ediyordu. Osman bey fiziksel olarak daha iyi görünse de, karısını çok özlüyor, gözlerindeki hüzün hiç silinmiyordu. Bu acı süreçte Şahin’in işleri, Manolya’nın babası ile ilgilenmesi yüzünden karı koca da pek bir arada vakit geçirememişler, kısa zamanlarda baş başa kalabilmişlerdi.

Manolya elinden geldiğince kocasına güler yüz göstermeye çalışsa da, aylarca kendini toparlayamadı.

“İyi ki bu dönemde bir de hamile kalmadın!” dedi Sedef bir süre sonra, “Hem hamilelik hem bu acı üst üste gerçekten seni tüketirdi. “

Manolya bu söze gülümsese mi, üzülse mi bilemiyordu ama Sedef doğru söylüyordu.

“Her şeyde bir hayır var!” dedi acı acı.

“E hamile kalsan da annen göremeyecekti ki!” dedi Sedef yine pat diye.

“Sen neyi bekliyorsun hâlâ?” dedi Manolya konuyu değiştirmek için, Aykut çocuk istediğini söyleyeli aylar olmuştu ve Sedef’in de hapı bıraktığını sanıyordu.

“Seni bekliyorum çiçeğim!” diye kıkırdadı Sedef.

Şahin’lerin aldığı dava basında büyük yankı bulmuş, bürodakilerin isimleri artık gazete ve televizyonlarda sık sık anılmaya başlamıştı. Sosyal medyada özellikle Şahin’in açıklamaları ve fotoğrafları da sık sık yer alıyordu. Manolya, bu acılı süreçte kocasını da yanında bulamayınca aslında daha da hüzünlenmişti ama Şahin zaten bunların olacağını ona baştan söylemişti. İkisi de bu sürece bir de Sultan hanımın acısının ekleneceğini bilmiyorlardı.

Sedef sonunda, Aykut’un “Bir doktora mı gitsek, niye olmuyor bebek?” serzenişleri başlayınca hapı bırakmak zoruna kalmıştı. Ancak bıraktıktan sonra bir de altı ay gibi bir süre bebek olmama ihtimali olduğundan kocasını oyalaması gerekiyordu. İlk başlarda hapı bıraktığını söylediğinden zaten bu bahaneyi kullanmıştı. Şimdi de kendi jinekolog arkadaşına gitmiş, haptan sonra çocuk olmasını çabuklaştıran bir başka hap aldığını söylemişti. Aslında söylediği yalan değildi, arkadaşına gitmiş, her ihtimale karşı böyle bir hap olduğunu da öğrenmişti, almıştı da ama bir süre daha bekleyip, sonra kullanmaya başlayacaktı, çünkü zaten diğerini daha yeni bırakmıştı.

(devam edecek)

Yorum bırakın