Manolya – Bölüm 16

İkinci evlilik yıl dönümlerinde artık süre de dolduğu için Manolya kocasına hapı o gece bırakacağını söyledi. Böylece kalan altı ay içinde veya sonrasında ancak hamile kalabilecekti. Ancak tam da bir kaç gün önce, Şahin büronun tüm sorumluluğunu aldıktan sonra ilk kez çok büyük bir dava almışlardı. Üstelik bu dava o kadar büyüktü ki, basına da konu olmuş, televizyonlarda ve gazetelerde sürekli gündem yaratıyordu. Manolya kocasının söze girişinden ve bakışından, bebek işini yine ertelemek istediğini anladı.

Şahin’de onun gözlerindeki ve yüzündeki hüznü görünce çok üzüldü. İkinci evlilik yıl dönümlerini kutladıkları o özel gece karısını böyle üzmeyi hiç istemezdi ama eskisinden bile daha yoğun olacakları bu dava süresince, ne karısının hamileliğini, ne de doğacak bebeklerinin sorumluluğunu yaşayabilecek durumda olacaktı. Manolya’ya da bebeklerine de bunu yapmak istemiyordu. Manolya çok haklıydı, iki yıl diye süreyi koyan oydu ama bu dava da büro için çok önemliydi.

“Anlıyorum!” dedi Manolya, kocasına “Alma o davayı biz bebek yapalım!” diyecek hali yoktu, dava bitene kadar hapı bırakmayacağına söz verdi. Annesi ve babasına da üzüldüğünü anlamasınlar diye bunun ortak kararları olduğunu söyledi. Öğrencileri ikinci sınıfa başladıklarında zaten dönem ortasında hamile kalamayacağı için ister istemez bir yıla yakın ertelenmiş oluyordu bebek olayı. Şahin’in söylediğine göre de dava kısa sürecek bir dava değildi. Bir an önce kazanıp sonlandırmak için ellerinden geleni yapacaklardı ama karşı tarafında eli çok güçlüydü. Bu davayı kazanırlarsa, hem bu davanın getirisi hem de arkasından getireceği davalarla büroyu büyütebilirler, çocuklarına da harika bir gelecek yaratabilirlerdi. Manolya zaten daha fazla paraya ihtiyaçları olmadığını düşünüyordu. Yeterince zengindiler ama kocasının kariyer çizgisi ile ilgili söyleyecek bir sözü yoktu.

Sedef, Aykut’un artık çocuk sahibi olabileceklerini müjdelediğini söyleyince iyice üzüldü. Arkadaşının aynı noktada olmadığını anlayınca Sedef’te üzüldü.

“Tamam sen merak etme, ben de hapı bıraktım der, bırakmam, sen ne zaman bırakırsan o zamana bırakırım!” diye gülümsedi. Sonuçta illa altı ayda çocuk olacak diye bir kural yoktu ki, bir yıl sonra da olabilirdi.

“Olmaz öyle şey!” dedi Manolya gözlerini açarak, “Tamam arkadaşız da birbirimize bu kadar paralel yaşamak zoruna değiliz!”

“Sana ne, ben öyle istiyorum!” diyerek kesip attı Sedef. Manolya ne derse desin zaten aklındakini yapacağı kesindi. Manolya defalarca arkadaşına böyle bir şey yapmasının onu daha çok üzeceğini söylese de, “Olmaz!” dedi değiştirmedi Sedef. Üzerine gidildikçe inatlaşırdı zaten.

Sedef’in annesi kimseyi dinlemeyip emekli olmuş, artık kendisi de çalışmadığı için torun bakabileceğini söylüyor ve Sedef’in bir an önce doğurması için ısrar ediyordu. Aslında çocuk yapmak için zaten erken olduğunu düşünen Sedef’te annesine Manolya’yı üzmemek için bekleyeceğini söyledi. Kadıncağız kızının inadını bildiğinden biraz daha ısrar ettikten sonra vazgeçti ama Manolya yüzünden bebeği ertelemesi fikrinden hiç hoşlanmamıştı. Ablası da eskisi kadar isteklerini gerçekleştirmeyen kardeşine inat olsun diye annesinden yana çıkınca, Sedef, kendi beceremediği evliliğinden sonra, onun evliliğine karışmasına hakkı olmadığını söyleyince kızılca kıyamet kopmuştu. Sedef ablasını onu kıskanmakla suçlamış, ablası da onu kendini beğenmiş, para görünce şımarmış bir aptal olmakla suçlamıştı. Zavallı anneleri iki kızının arasını yapmak için uğraşsa da, birbirleri ile bir daha görüşmeme kararı aldılar.

Manolya, Sedef’in çocuk yapma kararını onu bahane ederek ertelemesine zaten üzülmüşken, bir de ablası ile böyle yersiz bir kavgaya girdiklerini duyunca daha da üzülmüştü. Zaten kendi hüznü kendine yeterken, Sedef’in sorunları ile uğraşmaktan, kendine dertlenmeye zaman bile bulamıyordu. Aykut karısından yanaydı. Ablasının, karısını kıskandığı konusunda Sedef ile hem fikirdi, buda Sedef’in iyice coşmasına neden olurdu. Babaları araya girerek, önce karısına bu olaya daha fazla karışmamasını söyledi. Torun diye tutturarak, zaten olayın fitilini ateşleyen oydu. Büyük kızıyla ayrı, küçük kızıyla ayrı konuştu ama iki kızda inatlaşıp, babalarını dinlemediler. O da sonunda “Ne haliniz varsa görün!” diyerek aralarından çekildi. Bu arada Sedef’in annesi de kızları yüzünden kocasından azar yiyince çok bozulmuş, iki kızına da mesafeli davranma kararı almıştı.

“Benim yüzümden bebek kararını ertelememiş olsaydın, bunların hiç biri olmazdı” dedi Manolya.

“Ne alakası var, zaten evlendiğimden beri her şeyime karışıyorlar. Anlatıyorum biliyorsun. Ben artık evli barklı kocaman kadınım. Kendi evim, kendi hayatım, kendi param var. Beni yönetemezler!”

“Tamam ama onlar senin ailen. Annen, ablan, baban! Bak baban hâlâ çalışıyor evi geçindirmek için. Ablan da yaşadıklarından çok pişman ve kendini biraz iyi hissetmek için çizmeyi aşsa da aslında senin desteğini istiyor. Annen de daha fazla yaşlanmadan torun büyütmek istiyor bunda yanlış bir şey yok ki. Herkes kendi açısından haklı. Küsülecek bir durum olduğunu sanmıyorum.”

“Ona bakarsan!” diye yanıtladı Sedef bu sefer, “Sultan teyze, iyice hasta. Baban desen çok yaşlı. Onlar niye demiyorlar biz torun bakmak istiyoruz daha kötü olmadan diye!”

Manolya’nın gözleri doldu hemen, annesi ve babasının torunlarını sevecek kadar sağlıklı ve uzun yaşamalarını çok istiyordu.

Sedef onu üzdüğünü anlayınca, özür diledi hemen, “Ben başlarına bir şey gelmeden önce demek istemedim. Çok üzgünüm!”

“Kime ne zaman ne olacağını hiç birimiz bilemeyiz!” dedi Manolya iç çekerek “Ama senin ailenin de başına beklenmedik şeyler gelebilir, Allah korusun. O zaman olaylar bu raddeye geldiği için üzülmeyecek misin?”

Sedef de iç çekerek omuzlarını kaldırdı, “Bilmem! Üzülürüm herhalde!”

“O zaman inadı bırak, ablanla barış, annenle babanla aranı düzelt. Kocan da çocuk isterken erteleyip durma!”

İşine gelmediği için “Tamam düşüneceğim!” diyerek konuyu kapattı Sedef ama Manolya onun kararından dönmeyeceğinden emindi.

Şahin karısının istediği şeyi yapamadığı için üzüntüsünü sürekli dile getiriyor, her akşam ona hediyeler alıyordu. Hatta isterse şimdiden çocuk odası ve eşyaları düzenlemeye başlayabilirlerdi. Böylece hamile kaldığında tüm bunlarla yorulmasına gerek kalmaz, şimdiden olayın heyecanını da yaşamaya başlardı.

Manolya bunun kendini daha çok üzeceğini bildiği için, “Gerçekleştiğinde yaşamak istiyorum bunları!” diyerek kocasını ikna etti.

Sedef sonraki görüşmelerinde, zaten onun okulda bir sürü çocuğu olduğunu, neden onlar varken bir tane de evde istediğini anlayamadığını söyledi.

İkisinin aynı şey olmadığına onu ikna etmeye hiç gönlü yetmediği için gülümseyip geçiştirdi Manolya.

Şahin ve Aykut artık neredeyse büroda sabahlıyorlardı. Eve geldiklerinde konuşacak halleri olmuyor, hemen uyuyorlar, sabahta erkenden çıkıp gidiyorlardı.

Sedef, “Aykut’un çocuk yapacak hali bile yok zaten!” diye dalga geçiyordu bu durumla. İkisinin kocası da aynı yerde, aynı saatte gelip gittiğinden, Manolya okuldan gelir gelmez, Sedef’te onlara damlıyordu.

Manolya okuttuğu sınıfını ikinci sınıfın ortalarına getirdiğinde, Sultan hanım bir gün aniden fenalaştı ve Manolya babasının telefonu ile apar topar hastaneye koşturdu. Evde birden bire yığılıp, kalmış. Kadın da evde olduğu için Osman beyin panikten eli ayağı karışınca hemen ambulansı aramıştı. Sultan hanımın beynine pıhtı attığı söylendiğinde, baba, kız birbirlerine sarılıp ağlamaya başladılar. Doktor artık yolun sonuna geldiklerine benzer bir şeyler söylemişti. Şahin karısından haberi alıp, hastaneye geldiğinde, ikisini de yıkılmış halde buldu. O gün ve ertesi gün ikisini de hiç yalnız bırakmadı. Osman bey derin bir sessizliğe bürünmüş kimseyle konuşmuyordu. Hâlâ köyde rahatsızlandığından sonra bunların olduğunu düşünüp, kendini suçluyordu. Manolya’nın aklında ise bin bir türlü soru vardı. Annesine bir şey olursa nasıl dayanacaktı, babasına ne olacaktı, annesi torun bile sevemeden ölürse buna hayatı boyunca çok üzülecekti.

(devam edecek)

Yorum bırakın