Manolya – Bölüm 11

İki gün sonra Osman bey, “Dönüyoruz” diye aradı kızını, Sultan hanıma göre dönmüyorlardı sadece bir süre kalıp sonra yeniden köye gideceklerdi. Osman bey de öyle olsun istiyordu ama hastalık hiç gerilemeden durmadan ileri gidince köye dönebileceklerinden pek emin değildi.

Manolya’nın etüt merkezinden aldığı maaş, dükkanda çalışıp aldığı paradan çok daha fazlaydı. Geri döndüklerinde babasının çalışmasını istemiyordu artık, o evde annesi ile ilgilenir, Manolya’da çalışır ikisine de bakardı. Zaten bu sene alacaktı bu maaşı, seneye okullara geçebilirse, daha da yükselecekti geliri. İşte her zaman istediği zaman gelmişti, ailesine bakma ve onları rahat ettirme sırası ondaydı. Annesinin sağlığı da düzelirse, her şey çok güzel olacaktı.

“Ne güzel, en azından nikahta burada olurlar!” dedi Sedef duyar duymaz. Annesi ile babası da, Sultan hanımın durumu iyi değilse, destek olmayı teklif etmişlerdi ama Manolya henüz annesini gözüyle görmediği için bir şey diyemiyordu. Tabi Manolya’nın değil de doktorun ne diyeceği önemliydi.

“Şahin’e kulak ver bence!” dedi Sedef, “Onun babası kim bilir hangi doktorları tanıyordur. Bakarsın hop diye iyileşir annen!”

“Ah nerede!” dedi Manolya, “O iyi doktorların ücretini nasıl ödeyeceğiz acaba?” diyerek baktı arkadaşının yüzüne.

“Onu halleder Şahin!”

“Saçmalama! O kadar da uzun boylu değil artık. Oldu olacak nüfus kağıdımı da vereyim eline tam olsun!”

“Alır yakında zaten!” dedi Sedef tatlı tatlı gülerek.

Aykut, en yakın arkadaşına o kadar uğraştıktan sonra Manolya’ya yaklaşmayı başardığını söylemediği için kızmıştı biraz ama çabuk geçmişti kızgınlığı, sadece bir kaç dakika. Henüz sevgili değiliz deyip dursalar da, gidişatın rengi gayet belliydi, Sedef ile ona göre sevgili olamadan evlenirlerdi bunlar. Onların nikahına da çok bir şey kalmadığı için hafif hafif de gergindi aslında. Şahin ve diğerleri onun damat stresine girdiğini söyleyip dalga geçiyorlardı.

Sultan hanım eve vardıklarında gerçekten çok yorgun ve solgun görünüyordu ama ona göre yol yorgunluğuydu bu. Gece yatağında uyusun, ertesi sabaha zımba gibi kalkardı. Manolya’nın onlar gelecek diye hazırladığı yemeklerden zar zor biraz yedikten sonra içeri gidip uzandı. Osman bey, köyde kendini yine zorladığını ve son iki haftadır da hep böyle olduğunu anlattı. Manolya’da çok üzülmüştü annesinin haline. Osman bey ertesi gün doktorunu arayıp randevu isteyecekti ama kaç gün sonraya verirlerdi bilmiyordu.

Manolya’da, Şahin’in söylediklerini babasına anlattı, belki başka bir doktorun gözüyle de bakılabilirdi. Daha bilinen iyi bir doktor.

“Kızım nasıl ödeyelim biz o pahalı doktorların ücretini?” dedi Osman bey.

“Ben hallederim baba!” dedi Manolya ama parasıyla sadece kendini değil, evi de geçindirmek zorundaydı.

Osman bey önce kendi doktorlarına gitmenin daha uygun olacağını söyledi. En azından başından beri takip ediyorlardı. Şimdi başka bir doktor yapılan tahlil tetkik ne varsa baştan isteyecek, boşuna zaman kaybedeceklerdi. Zaten son gittiklerinde de durumu pek parlak anlatmamıştı doktor, şimdi görünce bakalım ne diyecekti.

“Geri dönmeyeceksiniz değil mi?” dedi Manolya.

“Döneceğimizi sanmıyorum ama anneni öyle deyip ikna ettim. Evi kapatmadık. Olmazsa ben bir kaç gün gider kapatır gelirim. Bir hafta sonu, sen evdeyken.”

“Olur!” dedi Manolya ve odasına çekildi sonra. Bu defa o yazdı Şahin’e, annesini öyle görmeye çok üzülmüştü ama doktor değiştirmemek konusunda da babasına hak veriyordu.

Osman bey sabahın erken saatinde arayınca, doktorda akşama doğru gelebileceklerini söyledi. Manolya işe gitmesi gerektiği için yanlarında olamayacaktı. Zaten randevu saati de onun çıkış saatinden yarım saat önceydi.

Neler olup bittiğini öğrenmek için merakla eve geldiğinde, annesiyle babasının henüz dönmediklerini görünce, endişendi.

“Yoldayım!” dedi Osman bey, “Anneni yatırdılar! Bir kaç parça eşyasını alıp geri döneceğim ben de!”

Manolya’nın eli ayağı boşaldı birden, “O kadar mı kötü?” diyebildi sadece.

“Bakacaklar işte, daha iyi kötü bir şey yok. Yatıralım dedi doktor, biz de itiraz etmedik!”

Osman bey gelene kadar, Manolya, onun söylediği bir kaç parça eşyayı hazırladı. Bir el havlusu, terlik, pijamalar, çamaşır. Kaç gün yatacağı belli değildi, yeni tetkikler yapılırken takip etmek istiyorlardı.

“İstersen sen dinlen, bu gece ben kalayım!” dedi Manolya, “Hem de annemi görmüş olurum!”

“Nasıl gideceksin bu saate oraya?” dedi Osman bey.

Şahin, neye ihtiyacın olursa ara diyordu sürekli, o da Şahin’i arayıp, onu hastaneye bırakıp, bırakamayacağını sordu. Yarım saat sonra kapıdaydı Şahin, babası, kızına iş bulup, arar aramaz hemen koşup gelen bu nazik delikanlı ile tanışmak için çıktı dışarı.

“Geçmiş olsun efendim, sizin bir ihtiyacınız var mı?” dedi Şahin hemen, ayak üzeri biraz konuştuktan sonra, Manolya ile hastaneye gittiler. Şahin orda da onunla kalabileceğini söylese de, Manolya zaten iki kişiye birden izin vermeyeceklerini söyleyip, gönderdi. Aklı annesinde olduğundan bir an önce yanına gidip, görmek istiyordu.

Sultan hanım, kocası yerine kızını görünce mutlu oldu. Hele ki, onu Şahin’in bir telefonla getirmesine daha da mutlu oldu.

“Ne iyi çocuk bu böyle?” diye gülümsedi, “Sedef’in dediği kadar var!”

“Anne! Bir de sen başlama lütfen, arkadaşız biz!” dedi Manolya ve oturup sevgiyle tuttu annesinin elini. Sultan hanım hâlâ bir şeyi olmadığı, doktorların abarttığı konusunda inat ediyordu. Odada yatan üç hasta daha olduğundan fazla ses çıkarmadan fısıldadılar ana kız biraz sonra da, Sultan hanım ilaçların etkisiyle uykuya dalınca, Manolya’da oturduğu sandalyede sabaha kadar izledi annesini. Sabah Osman bey gelince, vedalaşıp işe gitti.

Şahin yine durmamış, babasına Sultan hanımın yattığı hastanede tanıdığı olup, olmadığını sormuştu, o da bir kaç telefon ettikten sonra baş hekimi tanıyan bir arkadaşına rica ettirmiş, Manolya sabah çıktıktan sonra Sultan hanımı özel hastaları aldıkları tek kişilik güzel bir odaya almışlardı. Manolya’nın da, Osman beyin de olanlardan haberi olmadığı için neden böyle bir şey yapıldığına anlam veremeseler de çok sevindiler. Aklı annesinde, geceden uykusuz olan Manolya’nın aklına babasından aldığı haberden ancak bir saat sonra geldi bunun Şahin’in işi olabileceği. Etüt saati olduğundan hemen arayamadı ama ara verdiklerinde aradı hemen.

“Babam halletti sağ olsun, bak senin yorgun geliyor, senin de dinlenmen lazım!” dedi hemen Şahin.

Onun bu sahiplenici ve destek olan tavırları giderek daha çok hoşuna gidiyordu Manolya’nın, “Babam odanın otel odası gibi olduğunu söyledi, televizyon, koca bir kanepe varmış. Sanırım bu akşam beni yanlarında istemeyecekler!”

“Tamam ben ofisten çıkınca gelip seni alayım, eve bırakayım, zaten yorgunsun bir de yollarda sefil olma!” dedi Şahin.

Manolya’da kabul etti. Babası tahmin ettiği gibi iki gece üst üste çok yorucu olduğunu bir de işe gittiğini, artık oda düzeldiğine göre onun kalabileceğini söylemişti. Şahin gelince, “Anneni görmek ister misin önce?” deyince çok sevinen Manolya, neredeyse sarılıp öpecekti Şahin’i. Eve gitmeden önce annesini ve yeni odasını kısacık da olsa görmeyi çok isterdi elbette.

Bu kez Şahin’de geldi onunla odaya kadar, böylece Sultan hanım, kızını el üzerinde tutan bu nazik çocukla tanışmış oldu. Zaten Osman bey bir gün önce tanıştığı için neşelensin diye ballandıra ballandıra anlatmıştı karısına. Manolya, oda değişikliğini de Şahin’in babasının ayarladığını söyleyince, karı koca iyice mahcup olup, defalarca teşekkürler ettiler Şahin’e. İkisi de kızlarını hoş tutan bu delikanlıyı çok sevmişlerdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın