Manolya – Bölüm 9

Şahin, nihayet yakaladığı fırsatı bulduğuna çok sevinmişti. Hemen bütün nezaketi ile Manolya’nın kapısını açtı. Manolya’nın elinde onun getirdiği gül vardı. Kapıdan çıkarken evdekiler görmesin diye sürekli arkasına saklayıp durmuştu.

“Bir dahakine söz veriyorum Manolya getireceğim!” dedi Şahin gülümseyerek.

“Çiçek getirmene gerek yok!” dedi Manolya ama sonra bunun “Yeter ki sen gel!” gibi algılanacağını düşünüp, toparladı hemen, “Yani nikahta görüşürüz zaten herhalde artık.”

“Benimle vakit geçirmekten hoşlanmıyor musun?” diye yanıtladı Şahin üzgün bir sesle, “Seni sıkıyor muyum yoksa?”

“Hayır, elbette sıkmıyorsun ama..”

“Ama ne? Artık mezun olduk, sen de bir işe girmişsin sanırım!”

“Evet, öğretmenlik değil ama şimdilik idare ediyorum.”

“Öğretmenliği çok istediğini sanıyordum”

“İstiyorum ama maalesef başvurularıma dönüş yapan olmadı.”

“Üzüldüm. Eğer yanlış anlamazsan, öz geçmişini bana yollayabilirsin. Babamın da geniş bir çevresi var biliyorsun. Özel okullara ya da dershanelere seni önerebilir”

“Olur mu öyle?” dedi Manolya heyecanlanarak.

“Tabi olur. Kadrolarında açıkları varsa babamı kırmazlar.”

“Ayıp olmaz mı babana?”

“Neden ayıp olsun? Benim değer verdiğim bir insana yardımcı olmaktan eminim çok keyif alacaktır.”

Manolya kızardı yine, “Gerçi değer verdiğim insan beni hiç umursamıyor ama!” diye bağladı Şahin hemen.

“Umursamıyor biraz ağır oldu. Yani bizim seninle ortamlarımız çok ayrı, ben Sedef aracılığı ile tanıdım seni. O yüzden!”

“Ayrı dünyaların insanı mıyız yani?”

“Hayır!” dedi Manolya bu kez gülerek, “Yani karşılaşmamız için bir ortam olmadığından demek istiyorum!”

“Buluşalım o zaman!”

“Neden?” dedi Manolya gözlerini açarak, “Neden ısrar ediyorsun ki bu kadar?”

“Seninle vakit geçirmeyi seviyorum, farklısın, etrafımdaki diğer insanlara benzemiyorsun. Seni tanımak istiyorum. Bunda ne kötülük var ki?”

“Bir kötülük yok elbette. Benim hayat şartlarım seninkiyle aynı değil”

“Ne varmış senin hayat şartlarında? Annenle baban köye gitmişler, çalışıyorsun. Başka bir sorumluluğun ya da sıkıntın var mı bilmediğim.”

“Anlatmadığım her şeyi biliyorsun zaten görünüşe göre.”

“Özür dilerim haklısın, buna hakkım olmamalı ama ortak arkadaşlar olunca, anlatıyorlar. İnan bana özellikle kimseye sormuyorum”

“Sedef” diye gülümsedi Manolya.

“Onlar bizim de arkadaş olmamızı istiyorlar, biliyorsun değil mi?”

“Evet biliyorum”

“Ona rağmen bana telefonunu bile vermek istemedin ama? Ben de seni rahatsız ettiğimi düşünüp, üzüldüm.”

“Özür dilerim, amacım bu değildi. O zaman daha farklıydı. Mezun olmam gerekiyordu, annem rahatsızdı. Gerçi mezun oldum şimdi ama hayal ettiğim gibi olmadı pek.”

“Olacak merak etme!” dedi Şahin gülümseyerek, zaten yakın olan evin önüne gelmişlerdi çoktan, “Şimdi bu iş konusunda haberleşebilmemiz için bana telefon numaranı vermen gerekiyor ama ben de sana vereceğim!”

“Tamam!” dedi Manolya, “Teşekkür ederim. Umarım dediğin gibi olur!”

Sonra birbirlerine numaralarını verdiler, Manolya teşekkür edip indi arabadan. Şahin biraz daha kalıp sohbet etmek isterdi ama bu kadar yaklaşmışken onu yeniden kaçırmak istemediği için bir şey demedi ve gülümseyerek döndü eve. Ertesi sabah uyanır uyanmaz mesaj attı Manolya’ya “Göndermemişsin öz geçmişini?”

Manolya erkenden kalkıp, çalıştığı dükkana gittiği için ancak öğle arasında gördü mesajı.

“Akşam eve gidince yollarım.”

Sedef artık sözlü bir kız olduğu için çok mutluydu. Bütün arkadaşlarına sözlendiğini ve yakında evleneceğini haber veren bir sosyal medya mesajı paylaşmış, tebrikleri kabul ediyordu. Artık iş resmileştiğine göre akrabalar dahil kimseden saklamalarına gerek yoktu. İki ay zamanları olduğu için Aykut ile heyecanla ev için eşya bakmaya başladılar. Sedef ev görür görmez vurulmuştu. O lüks bir daire beklerken, bahçe içinde müstakil harika bir evle karşılaşmıştı. Zaten müstakil bir evde oturuyorlardı şimdi ama bu evin o evle alakası bile yoktu. İkisi de hazırlıklarla heyecan dolu uğraşırken, Şahin ve Manolya’yı unutmuşlardı. Aykut bir ay sonra işe başlayacağından, bir an önce birlikte yapacakları işleri toparlamak istiyordu.

Manolya akşam eve gidince, öz geçmişini biraz daha düzenleyip, gönderdi Şahin’e ve yeni bir teşekkür mesajı yolladı. Okulların öğretmen alımları bitti bitecekti, atamalardan zaten hiç umut yoktu. Eğer gerçekten bu işle oyalanmadan mesleğine bir an önce atılırsa, o zaman gelecek yıllarda kendisi daha iyi okullara başvurabilirdi. Allah’a bir sonuç almak için dua etti o gece, ailesine umutlanmasınlar boşuna diye şimdilik bir şey söylemeyecekti.

Sultan hanım köyde de rahat durmadığı için ağrıları bir azalıp, bir çoğalıyordu ama yine de şehirdeki hayattan daha mutlu hissediyordu kendini. Osman bey de köylünün desteği ile tohumunu, ihtiyacını ayarlamış, toprağı düzenliyordu. Karı koca bir kap yemek yapıp, akşamları şehrin gürültüsü olmadan sakince kapının önünde çay içiyorlar, sonra da erkenden yatıyorlardı. Köy yerinde suyundan mı nedir, erkenden uyanıyordu insan. Gün doğarken ikisi de gözlerini açıveriyordu. Manolya, anne ve babasının iyi haberlerini aldıkça mutlu oluyordu. Onlar da Manolya’yı merak ediyorlardı. Sedef’in sözünü, nikahın ne zaman olacağını anlattı o da annesine.

“İnşallah güzel kızım senin de görelim o mutlu günlerini!” diye dua etti Sultan hanım, “Ne oldu o çocuk?”

“Hangi çocuk?”

“Şu Sedef’in söylediği?”

“Anne!” dedi Manolya endişeyle, “Babamın yanında sormuyorsun değil mi?”

“Yok kızım, tarlaya gitti o, evde yalnızım ben. Duysa ne olacak? Gelinlik çağında koca kızsın artık sen.”

“Merak eder şimdi beni biliyorsun. Zaten bir şey olduğu da yok, sen niye aklında tutuyorsun ki bunu?”

“Ne bileyim bir rüya gördüm buraya geldiğimiz gece aslında, telli duvaklı gelin olmuştun. Ben de dedim ki, belki biz buraya geldikten sonra sen de çocuğa evet demiş olabilirsin.”

“Yok anne ya? Sedef’in istemesinde gördüm de yani. Denk geldi o sadece. Bir şey olursa ben sana söylerim, merak etme!”

“Tamam güzel kızım!” dedi annesi biraz daha konuştuktan sonra kapattılar.

Şahin’in getirdiği gülü yatağının baş ucuna koymuştu. Henüz gonca olan gül, komodinin üzerinde kendi kendine kurumuştu günler geçtikçe. Formu bozulmayınca da atmaya kıyamamış orada bırakmıştı Manolya. Özgeçmişini göndermesinden on gün sonra aradı Şahin. O zamana kadar da aramayı çok istemişti ama babasından haber gelene kadar tutmuştu kendini. Artık çalıştığını ve evde yalnız olduğunu bildiğinden akşam aramıştı, rahat konuşsunlar diye. Manolya eline kitabını almış, kaptırmıştı kendini.

“Uyumadın ya?” dedi Şahin.

“Yok bu kadar erken uyumuyorum.”

“Sana bir müjdem var!”

“Sahi mi? İş mi yoksa?”

“Evet, babamın müşterilerinden birinin özel okulları ve dershaneleri var. Okul için şimdilik ihtiyaç yokmuş ama dershane düşünürsen doğum iznine ayrılan birinin yerine seni alabileceklerini söylemiş.”

“Ben sınıf öğretmeniyim ama?”

“Biliyorum burası da zaten ilköğretim seviyesinde bir dershaneymiş, sınav hazırlık dershanesi değil, derslere destek. Daha doğrusu etüt merkezi dedi babam.”

“İnanamıyorum, hiç umudum yoktu öğretmenlik işi bulabileceğimden!” dedi mutlulukla Manolya, sesi neredeyse cıvıldamıştı bunu söylerken. Şahin’in yüzüne bir gülümseme yayıldı.

“Ben gelip seni alayım yarın, götüreyim etüt merkezine ne dersin?”

“Yarın olmaz, önce çalıştığım yere söylemem lazım ama öbür gün olur! Olur değil mi? Geç olmaz!”

“Hayır olmaz merak etme, kadın daha doğum iznine ayrılmamış, bir aydan az kalmış, seninle de vakit geçirecek biraz ki alışasın diye.”

“Şey peki, o doğum izninden gelince ne olacak?”

“Ha onu bende sordum, sen de kalacaksın merak etme, geçici bir iş değil bu? Seneye de okula alabilirlermiş seni”

“Gerçekten mi?” diye cıvıldadı Manolya bir kez daha neredeyse zıplayacaktı olduğu yerde.

“Sevindiğine çok sevindim!” dedi Şahin, “Sen yarın izin al, sonraki gün sendeyim. Sonra da kutlarız belki, benimle bir kahve içersin.”

“Tamam!” dedi Manolya, kalbi hızlı hızlı atıyordu. Hemen annesini aramak istedi ama önce işi kesinleştirmenin daha doğru olacağına karar verdi. Kitabı elinden bırakıp, uzandı ve gülümseyerek tavanı seyretmeye başladı.

“Çok şükür, çok şükür!” diyordu sürekli.

(devam edecek)

Yorum bırakın