Şahin, askere giderken, kalbinde ve aklında Manolya’yı da götürmüştü ama hâlâ arkadaşlarından gizlemeye devam ediyordu. Bir aylık bir askerlik süreci de olsa psikolojisi hepsini etkilemişti. Günler değil, saatler geçmek bilmiyor, hepsi bir an önce mezunlar olarak yeni hayatlarına adım atmak istiyorlardı. Sedef, Manolya’ya Aykut diye ağlarken, Aykut’un da ondan bir farkı yoktu. O kadar çok Sedef diyordu ki diğerleri onu dinlememek için kaçacak delik aramaya başlamışlardı. Zaten hepsi melankolik bir ruh halindeyken bir de durmadan aşkına özlemini anlatan Aykut’u dinlemek fazla geliyordu. Şahin’in babası hepsinin aynı yerde askerlik yapmasını sağlamıştı ama Şahin daha şimdiden beraber geldiklerine pişmandı. Fırsat bulsa o da Manolya’yı hayal edecekti biraz ama Şahin hem fırsat vermiyor, hem de sürekli aşktan bahsedip, Şahin’i farkında olamadan körüklüyordu.
Sedef evlenme telaşında olduğundan, çalışmakla ilgili bir plan yapmıyordu. Nasılsa zengin bir adamla evleniyordu ve eninde sonunda bir iş bulup çalışırdı. Hatta belki kocası ona bir klinik bile açardı.
“Kızım öyle yeni mezun klinik açılır mı? Önce bir yerlerde çalışır pişersin!” diyordu annesi hayalperest kızına. Sonradan ablası gibi olmasın diye, kendi kariyerini de evlenecek diye kenara atmasına gönlü razı değildi. Hem evli olsun hem de eğitimini gördüğü mesleği yapsındı. Sedef annesine kafa sallasa da, şimdi hem hasreti, hem telaşı olduğundan bir işin sorumluluğunu almaya hazır olmadığını anlatıyordu Manolya’ya.
Manolya, “Annen haklı!” dedikçe de ona kızıyordu.
Sultan hanımla, Osman bey köye alışmaya çalışıyorlardı. Daha önce kısa zamanlarda gidip geldikleri için şimdi kalıcı bir hayata uyum sağlamak farklıydı. Osman bey, evde düzenlemeler yapmak istiyordu, bahçede de öyle. Bir de küçük tarlaları vardı, orayı ekip, biçmek içinde tohum, gübre, malzeme almaları gerekiyordu. Köydekiler onların temelli dönüşlerine sevinmişler, ellerinden geldiğinde eksiklerine yardımcı olmaya çalışıyorlar. Sultan hanımın hasta olduğunu öğrenince de kendilerince şifa bildikleri her şeyi ya öneriyorlar ya da yapıp getiriyorlardı. Şehir hayatından sonra köy hayatı zor da olsa, Sultan hanım gördükleri samimiyetten memnundu. Osman beyin ailesinden köyde yaşamaya devam edenler, onlar gelir gelmez sahip çıkmışlardı.
Bir ay, Manolya için çabucak geçerken, askerdekiler ve Sedef için bitmeyen bir süreç gibi olmuştu. Aykut’un dönüşü ile Sedef yeniden eski neşesine kavuştu. Artık Aykut’un ailesi gelip onu isteyebilirlerdi. İsteme sırasında Manolya’nın yanında olmasını kesinlikle istiyordu. Artık dersi, annesinin rahatsızlığı gibi sorumlulukları olmadığına göre bahane bulamazdı. Manolya’da arkadaşının bu mutlu sürecinde yanında olmayı seve seve kabul etti. Manolya’nın da istemede olacağını öğrenen Aykut, haberi hemen Şahin’e yetiştirdi. Bir aylık askerlikten gelip, biraz kafasını dinlemek isteyen Şahin, Manolya’yı yeniden görme ihtimali olduğunu öğrenince çabucak kendine geldi. Aykut’un anne, babası ve amcası gideceklerdi istemeye, ayıp olmasın diye kalabalık gitmek istemiyorlardı. Evin de çok büyük olmadığını öğrenince, müstakbel dünürlerine eziyet etmek istemediler.
“Ne kadar nazikler değil mi?” diyordu Sedef, öve öve bitiremiyordu gelin gideceği aileyi.
Anne ve babası, kızlarının daha evlenmeden, damadın ailesine bu düşkünlüğü ve hayranlığını gördükçe biraz içerleseler de seslerini çıkarmadılar. Sınıf olarak kendilerinden farklı gördükleri bir aileyi ağırlamanın stresine girmişlerdi. Sedef’in ablası ise, kardeşi aracılığı ile yine zengin bir çevreye yakın olacağı için mutluydu. Bu evlilik onun da ikici kez başarılı bir evlilik yapmasının önünü açabilirdi. Sedef’in babası, kardeşinin karısı ile kendi karısı arasındaki sorunlar yüzünden, istemeye kardeşini davet edemediği için biraz üzgündü ama karısı bu konuda tavrını net koyduğu için ısrar edemiyordu. Sedef onların da yeğeniydi nihayet istemeye olmasa bile nikaha elbette geleceklerdi.
Aykut ve Sedef isteme gününe kadar hemen her gün buluştuklarından, hem Şahin, hem de Manolya biraz rahat etti. Aykut’un evlenme işi çıkınca babası hepsinin biraz dinlenip, sonra büroda başlamalarının daha iyi olacağını düşünmüştü. Yine de Şahin, diğerleri başlayana kadar babası ile gidip gelmeye devam ediyordu. Ne de olsa onların kendi bürolarıydı.
Askerlik boyunca iyice perçinlenen Manolya sevdası artık iyice kalbini ağrıtıyordu, ne yapıp, edip, onun aklını çelmesi lazımdı. Aykut’un istemesi gibi romantik bir ortamda belki o da dayanamaz yelkenlerini indirirdi. Ayrıca anne ve babasının da artık onunla yaşamadığını ve köye gittiklerini de öğrenmişti. Bu da demekti ki, Şahin’in artık biraz daha fazla şansı vardı.
İsteme günü geldiğinde, Sedef’lerin evinde heyecan doruk noktasındaydı, Manolya da, onlara yardım etmek için o gün izin almış, erkenden yanlarına gitmişti. Üç kız, Sedef’in annesinin komuta ettiği koşturmalı bir gün geçirdiler. Akşama doğru Sedef kaçıp, kuaföre gitti ama diğerleri misafirler gelene kadar oturacak zaman bulamadılar. Ev yapımı güzel ikramlıklar hazırlanmış, tüm ev baştan aşağı silinip temizlenmiş, banyolara yeni havlular konuşmuş, güzel koksun diye de evin içine oda spreyleri sıkılmıştı. Sedef kuaförden gelip, giyinmeye başladığında ablası ona yardım etmeye gitti, makyajını da o yapacaktı.
İki kardeş odaya çekilince Sedef’in annesi Manolya’ya biraz dert yandı. Ablası gibi acele ediyordu, tamam çocuk iyiydi, varlıklıydı ama ablası da böyle evlenmiş, sonra da çıkıp geri gelmişti. Damatlara değil kızlarına güvenemiyordu bir türlü.
“İnşallah çok mutlu olurlar!” dedi Manolya.
“İnşallah kızım, senin de karşına iyi biri çıkar sen de evlenir yuvanı kurarsın!”
Sonra köyden gelen ailesi ile ilgili haberleri konuştular Manolya’nın, Sedef’in hazırlığı bitince herkes gelmeden bir kaç fotoğraf çektirdiler.
Misafirler geldiğinde, Aykut’un elinde kocaman bir çiçek buketi, elinde de gümüş ve gösterişli bir tepside hazırlanmış gösterişli çikolatalar vardı. Annesi, babası, amcası içeri girdikten sonra arkada bekleyen Şahin’de siyah takım elbisesi ile içeri girdi. Manolya onu görünce şaşırmıştı ama Aykut’un yakın arkadaşı olduğuna göre gelmesinde anormal bir durum elbette yoktu. Sedef’in ailesi heyecanla misafirleri salona alırken, Şahin, onun gibi arkada kalan Manolya’ya ceketinin iç cebinden çıkardığı tek bir gülü uzattı.
“Bu da senin için! Manolya bulabilmiş olsam onu alırdım ama şimdilik bu gülle idare edeceğim!”
Manolya gülümsedi elinde olmadan, “Neden bana çiçek getirdin ki?” diyecekti ama soruyu saçma bulduğundan vazgeçip, çiçeği aldı, “Teşekkür ederim!” diyerek götürüp çantasının üzerine bıraktı ve birlikte salona geçtiler.
İki aile birbirlerine olan yabancılık duygularını kolayca aştılar. Sedef’in annesi, Aykut’un ailesinin mütevazı insanlar olduklarını fark edince rahatlamıştı. İstemeyi aile büyüğü olarak amcası yaptı ve yüzükleri de o taktı. Tüm bunlar yaşanırken, Şahin’in gözü hep Manolya’daydı. Arada bir göz göze geldiklerinde Manolya nazikçe gülümseyip, yeniden kafasını çeviriyor ve konuşulanları dinliyordu. Yüzükler takıldıktan sonra fotoğraf çekme işini Manolya ve Şahin üstlendiler. Sedef yine çenesini tutamadı ve karşılarında fotoğraf çekmek için yan yana bekleyen Manolya ve Şahin için “Ne kadar da yakışıyorlar değil mi?” deyiverdi.
Manolya kulaklarına kadar kızardı ama ortam uygun olmadığı için sesini çıkaramadı. Şahin fırsatı değerlendirdi ve Manolya’ya biraz daha yakın durup “Bence de!” dedi gülümseyerek. Aykut’un annesi, “Sıra sizde mi yoksa?” deyince, Manolya, iyice kızardı ve bir bahane uydurup, mutfağa kaçtı. Gecenin kalanında iki aile önce biraz daha sohbet edip, sonra nikah ve düğün için tarih belirlemeye başladılar. İkisi de mezun olmuş, Aykut askerliğini yapıp gelmişti, işi de hazırdı. Sedef’in ailesi de uygun görürse arayı fazla uzatmadan nikahı yapmak istiyorlardı. Sonrasında karı kocanın bir yurt dışı planı vardı. Aykut’u evlendirip giderlerse gözleri de arkada kalmazdı. Altı ay, dönüş planlamıyorlardı.
Sedef’in annesi altı ay yurt dışında geçirme imkanı olan bu aileyle özendi epeyce ama nikahın bir an önce olması onlar içinde iyi olurdu. Zaten Aykut’un daha önceden alınmış bir evi vardı, eşyaların alınması yerleşmesi dışında bir iş kalmıyordu. Aykut’un ailesi çocukların seçtikleri her şeyi kendilerinin alacağını ve Sedef’in ailesini bu konuda hiç yormayacaklarını söyleyince, Sedef’in babası derin bir “Oh!” çekti kimseye çaktırmadan. O halde neyi öteleyeceklerdi ki, “Bir an önce gençler yuvalarını bulsunlar!” dedi ve iki ay sonra nikah yapılmak üzere karar verip, müsaade istediler. Herkes ayaklanınca, Manolya’nın da eve döneceğini bilen Şahin, herkesin duyacağı şekilde “Seni ben bırakayım!” dedi. Daha önce de geldiği için Manolya ve Sedef’lerin evlerinin uzak olmadığını biliyordu.
“Tabi iyi olur, geç oldu tek başına gitmesin!” dedi Sedef’in annesi hemen ve Manolya yine sesini çıkaramadı.
(devam edecek)